|
1980'li yıllar, iki toplum arasında hemen hiçbir temasın yer almadığı bir dönemdi... Lefkoşa'nın bir tarafında Mustafa Akıncı, öteki tarafında ise Lellos Dimitriades belediye başkanlığı yapıyorlardı. Lefkoşa'nın "birleşmesi" o günlerde hayal bile edilemezdi... İki tarafta da iktidarda olanlar, bırakın işbirliğini, kültürel "temas" için bile zorluklar çıkarıyorlardı... Akıncı ile Dimitriades, bugünün politikacılarının ibretle anmaları gereken bir "vizyon"u paylaştılar... Lefkoşa'nın "birleşmesi"ne olan inançlarını ete ve kemiğe büründürerek bu başkentin bir "Master Planı"nı hazırladılar. Hani yıllardan beridir; turizm master planı, tarım master planı diye tartışıp duruyoruz ya; bu iki uzak görüşlü belediye başkanı, 30 yıla yakın bir süre önce, bizim halen tartıştığımız bir işi, yani plan yapmayı başarmışlar... Hem de iki taraftaki bağnaz çevrelerin tepkilerine ve engellemelerine karşın... Lefkoşa'nın Rum ve Türk bölgelerindeki kanalizasyon bu plan çerçevesinde entegre edildi, Haspolat'a arıtma tesisi yapıldı... Başkentin Surlariçi bölgesi yayalandırıldı. Uygulanan projelerin özünde bir "bütünlük" vardı... Yani şehir bir gün birleşecek ve barikatlar kalkar kalkmaz ortaya harika bir "mekan" çıkacaktı... Rum tarafı, yayalandırdığı "Laiki İdonya"yı tam bir dinlenme mekanı olarak hizmete soktu. Eski Lefkoşa'da otopark alanları düzenledi. Kanlıdere'nin üzerini betonla örterek, bisiklet yolları yaptı. Master Planı'nın gereklerine sadık kaldı. Türk tarafı bu işlere hükümetler düzeyinde sahip çıkmadı. AB mali protokollerinden yararlanmak yerine "Avrupa parası"nı reddetti. İçine kapandı, vizyonunu geliştirmedi, bir gün bu kentin birleşeceğine inanmadı. Gelen giden sağcı hükümetler Akıncı'yı bir belediye başkanı olarak yalnız bıraktı... Böyle olunca da, kent için yapılan düzenlemelerden Türk tarafı nasibini alamadı. Tam tersine Lefkoşa'nın surlar içi, neredeyse bir "harabe"ye dönüştü... Dükkanlar el değiştirdi, eski yaşam biçimi ve alışveriş alışkanlıkları tarih oldu. Lokmacı açılınca da, Rumları ve turistleri bu "surat"la karşıladık... Sevgili Dilek Kırıcı, Kanal T'deki programı için geçtiğimiz Cumartesi günü Lefkoşa'nın eski belediye başkanlarını, Lokmacı barikatı yanında bir araya geti-rince bu eksiklikler dile getirildi... Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, turizm ofisi olarak oraya bir kulübe yerleştirmişti. Ancak içinde hiçbir görevli yoktu ve o gün Türk tarafına geçen binlerce turiste hiçbir bilgi veri-lemiyordu. Öte taraftan eski alışkanlıklar çerçevesinde Büyük Han akşam üzeri kapatılmıştı... Çevrede inşaatlar sürüyor, gelen Rumlar ve turistler bir "volta" attıktan sonra geri dönü-yorlardı. Oysa; Lefkoşa'nın Surlariçi; tam bir eğlence ve dinlence merkezine dönüştürülebilir ve capcanlı bir ekonomik faaliyet alanı yaratılabilir. Akıncı döneminde yerlere döşenmiş mermerlerin, yapılan çevre düzenlemelerinin dışında bu bölgede ne yazıktır ki şimdilik bir "çekici"lik yok... Oysa özellikle Türk tarafı; Osmanlı'dan Lüzinyanlara kadar bir yığın eski medeniyetin izlerini taşıyor... Bütün bölge çok acil olarak hükümet tarafından ele alınmalıdır... Burada şimdiye kadar var olmaya çalışan esnafa özel yardımlar sağlanmalıdır... Yayalandırılmış alanlar gelişti-rilmeli, özellikle park sorunu için kollar sıvanmalıdır... Bütün surlar içi; Arabahmet mahallesinden başlanarak tam bir "turizm merkezi" haline dönüştürülebilir. Kıbrıslı Türkler; bu alan içinde yaratıcılıkları ile, kültürleri ile, barışseverlikleri ile kendilerini kanıtlayabilirler... Lefkoşa'nın bu bölgesi; Rum tarafından gelenlerin "merak"larını giderdikten sonra bir daha uğramayacakları bir "mekan"dan süratle kurtarılmalıdır... Hatta bu konu bir "kriz masası" ciddiyetinde ele alınmalıdır... Hükümet; bu alan için çok özel bir plan ve bütçe ile eskilerin savsadıkları, reddettikleri ve önem vermedikleri imar faaliyetlerini tamamlamalıdır... Cemal Bulutoğluları, bu böl-geye sonradan gelip yerleşmiş birçok insanın Lefkoşa dışına yapılacak Belediye Evleri'ne taşınacağını da açıklamıştır. Lefkoşa Master Planı çerçevesinde bu düzenlemeler yapılırsa; tıpkı Prag gibi, tıpkı Maastrick gibi bir harika kent ortaya çıkarılabilir... Sinema salonları, konser evleri, sanatçı atölyeleri, lokantalar, müzeler, oturma alanları ile örgülenmiş eski Lefkoşa'yı şimdi yaratabiliriz. Bakalım; 30 yıl önce Akıncı'nın sergilediği gelecek "vizyon"u bugünkü yöneticilerde ne kadar var?
|