Gün geldi çattı
Özcan Özcanhan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Mart 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Cumhurbaşkanımız Talat, bugün, Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas ile masaya oturacak.
BM Kıbrıs Temsilcisi’nin resmi ikametgahında gerçekleşecek toplantıda iki lider, hoş beş edecek, tokalaşacak, kucaklaşacak, çay kahve içecek...
Bu görüşmenin bir "hazırlık yapma" toplantısı olacağını açıklamış bulunan Hristofyas, Çarşamba günkü basın toplantısında, Rum tarafının düşüncelerini açıkça ortaya koymuş durumda.
"Müzakereler 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde gerçekleştirilmelidir, bu anlaşmanın altında Sayın Talat’ın ve Papadopulos’un imzaları vardır. Biz, Sn. Papadopulos’un imzasının arkasında duruyoruz. Talat da imzasına sadık kalmalıdır. Biz bu anlaşmanın iki toplum arasında imzalanan tek anlaşma olduğuna inanıyoruz. Evet, 1977 ve 79’da Makarios-Denktaş, Kipriyanu-Denktaş doruk görüşmesinde de, 'iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal' bir Kıbrıs oluşturulması kararlaştırılmıştı. Biz bunu kabul ediyo-ruz, siyasi eşitliği de. Ancak kurulacak federal Kıbrıs Cumhuriyeti, tek egemenlik, tek kimlik ve uluslararası arenada tek hüviyet öngörmelidir. Bunları AB de BM de destekliyor" derken bir de Talat'ın söylediklerine ve istemlerine baktığımızda, daha başlarken işin başarısızlıkla sonuçlanacağı kanaatına varıyoruz. Çünkü Türkiye ve Talat müzakerelerin Annan Planı esaslarına göre başlamasında ısrarlı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a da bu konuda mektup da yolladılar.
Talat ve Erdoğan iki ayrı devlette, açıkça vurgulamasa da, ısrarlı... KKTC'nin yaşatılmasının, ambargoların ve izolasyonların kalkmasını talep etmekte... Yağmalanan Rum gayrımenkullarının hesabının sorulmasını istememekte, Maraş'ın gündeme getirilmesine şiddetle karşı. Buralara yerleştirilen Türkiyeli göçmenlerin tümünün geri gönderilmesine, garanti anlaşmasının sulandırılmasına karşı.., Halbuki, Rum tarafı ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Türkiye-Yunanistan-İngiltere garantilerinin kaldırılmasını ve yerine Avrupa Birliği'nin garantisinin getirilmesini arzulamakta.
Daha sayayım mı?
Bunca farklı görüşler ve talepler varken, iki taraf hangi noktada uzlaşmaya varbilecek?
Kimse taviz vermeye yanaşmıyor. Ne olacak? Yıllar sonra yeniden başlayacak müzakere süreci daha başlangıçta yerle bir edilmiş olmayacak mı?
Hristofyas Brüksel'de ve Lefkoşa'da Birleşmiş Milletler'in beş daimi üyesi ülkelerin temsilcilerine pozisyonunu anlattı ve büyük destek buldu. Sayın Talat da aynı çevrelere düşünce ve isteklerini sıraladı. Fakat, beklediği desteği bulamadı.
Çünkü:
Bütün dünya Kıbrıs hükümeti ve Cumhuriyeti olarak Güney Kıbrıs'ı, Kıbrıs Cumhurbaşkanı olarak da Hristofyas'ı tanıyor. KKTC'yi tanıyan yok. Cumhurbaşkanı'nı tanıyan yok. Kıbrıs Türk lideri olarak onunla bir araya geliyorlar.
Kıbrıs'ta halen süren statükonun "kabul edilmez" olduğuna işaret ediyorlar. Bu görüş aynı zamanda 8 Temmuz anlaşmasında da vurgulanıyor.
O halde, şimdiki sürerdurum kabul görmeyecek. Yerine bir başka yeni durum yaratılacak.
TC Başbakanı Erdoğan şu anda çok sıkışık bir halde. Siyasi, ekonomik, sosyal bir kriz içine çekilen Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümetinin başında. Kıbrıs'ta, Sayın Talat'ın masa başında taviz vermesini onaylayabilir mi? Zaten, türban, PKK, AB, iç sosyal güvenlik, dış borçlar, emeklilik, maaşlar vs. konularında bunaltılmış halde...
Bir de çıkıp, 'Kıbrıs'ta taviz verdi' suçlamalarını göğüsleyebilir mi? Bütün bunlar göz önünde tutulduğu zaman Kıbrıs'ta Talat'la Hristofyas'ın masa başında anlaşabilmesi mucize olur.
Hristofyas 'zaman kaybedilmesin' diyor. Türkiye'nin ve Talat'ın hiç de acele edecek konumda olmadıkları ortada. Zamana oynayacaklar. Rum'un ve AB'nin oyunlarını, atışlarını bertaraf etmeye çalışacaklar. Fakat nereye kadar?
Siyasi, ekonomik, sosyal vs. açılardan güçlü olmayan, istikrarı bozulan, gücünden yitirmiş, sarsıntılar geçiren Türkiye dış dünyaya ve Yunanistan ile Kıbrıs Rumları'na istediklerini kabul ettirebilir mi? Mümkün mü?
Hristofyas açık konuştu. BM kararlarını, Avrupalılaşmayı, insan haklarını, Kıbrıs'taki insanların eşitliğini ve haklarına saygıyı dile getirdi. Yabancılardan, AB'den, BM'den, Sam amcasından ve Yunanistan'dan "aferin" ile alkış aldı. Destek buldu, bulacak da...
Talat ve Erdoğan çok zor günler ve baskılarla karşılaşacak. Eminim dayanabildikleri kadar dayanacaklar, dayatacaklar. Ama ne kadar başarılı olacaklar? İmkansız denileni yenebilecekler mi, bu ortamda bu mücadeleden ne sonuç alabilecekler? Olumlu sonuç alamayacaklarını bile bile ciddi pazarlıklara giremeyecekler, taviz hiç veremeyecekler.
O nedenle sıfıra sıfır, elde var sıfır.
Varsın müzakereler yıllarca daha sürsün gitsin. Türk tarafının bu yaklaşımına dış güçler tahammül edecekler mi?
AB, BM, İngiltere ve Amerika kendi çıkarlarının doğrultusunda mutlaka harekete geçeceklerdir. Bu da bizlerin pek hayırına olmayacaktır.
Kıbrıslılar da başlarına gelenleri ve gelecek olanları çekeceklerdir. Akıl koymayanların, geçmişten ders almayanların akıllarını başlarına koyanlar çıkacaktır. Kimse de kaçamayacaktır.
Evet, bugün görüşmeler başlatılacak, iyi niyet, istek ve karşılıklı ödünler verilebilmesi beklenecektir.
Bence boşuna. Çünkü mevcut ortam ve koşullar, umut kapılarının açılacağını değil, kapatılacağını haber veriyor.
Karamsarlık tellallığı yaptığımı zannetmeyiniz. Sadece, gerçeklere işaret etmeye çalıştım. Hepsi o kadar.

   279 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Haralambus'a kulak ver Başkan
  17 Nisan 2008, Perşembe   İngiltere garantörlük görevini tekrar mı yeniledi?
  15 Nisan 2008, Salı   Sıraya girdiler, sonu hayır getire
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  11 Nisan 2008, Cuma   Geçmişi deşmeyelim geleceğe bakalım
  10 Nisan 2008, Perşembe   İngiliz-Türk-Rum kültürü karışımı
  06 Nisan 2008, Pazar   Su, lokma, barış
  03 Nisan 2008, Perşembe   Pascoe de geldi gitti
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Medya için