Açıklama veya haber sızdırma
Özcan Özcanhan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   10 Mart 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hoppalaaa!
Ledra veya Lokmacı dedikleri barikat on güne kadar kaldırılıyormuş,
Yol karşılıklı geçişlere açılıyormuş... Askerler çekiliyormuş... Türk tarafı Rumların isteklerini kabul etmiş...
Miş... Miş... Muş... Muş...
Haberi verenler, yayanlar, her zaman olduğu gibi Rum medyası.  Gazeteleri de yazdı, PIK ve diğer radyo-TV istasyonları da duyurdu.
Bizim basın da onlardan aldı, yayınladı ve şimdi de soruyor.
Doğru mu bu haberler?
Cevap verecek makamlar nerede?
Yerli yerinde... Enformasyon Dairesi, Tanıtma Birimi, TAK ajansı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı vs. bakanlıkların, müdüriyetlerin basın büroları ve basın sorumluları... BRT... Herkes ve herşey yerinde, görevi başında. Gazetecilerimiz de, gazetelerimiz, özel radyo-televizyonlarımız da, internet de, iletişim araçları ortada, hazır.
Ama onları sayan, değerini bilen, değerlendiren, değer veren yok.
Yok, yok, yok. Hiçbir zaman da olmamıştır. Kendimi bildim bileli, bu mesleğe başladım başlayalı... (48 yıl önce)
Önemli haberleri, açıklamaları, bilgileri, Kıbrıs sorunu ile, müzakerelerle ve diğer gelişmeşlerle, iki toplum ve iki halk arasında yaşanan açık-gizli temasları, pazarlıkları hep Rum medyasından öğrendik. Sorduk, soruşturduk. Yalanlamalar, doğrulamalar,  düzeltmeler sonradan bizimkilerden geldi.
Bizim medya ve medyada çalışanlara karşı hasmane bir tutum var. Güvensizlik var...
Yıllar önce, Cumhurbaşkanı ile, Başbakan ile, Emniyet Genel Müdürü ile, askeri komutanlarla görüşmelere, konuşmalara, tartışmalar katılan yetki gazetecilerdenim. Yetki derken, o zamanki Gazeteciler Birliklerinde, derneklerinde, Basın Konseyi’nde, Dış Basın Birliği’nde yönetim kurullarında ve heyetlerinde bulunduğum için... Hatırlayanlar hatırlar. Daha önceleri de kaç kez yazdım. Şikayetleri dile getirdim.
Neden ilk haberler, gelişmeler önce Rum basınında yer alıyor? Onlara kimlerin sızdırdığı belli. Bizlere de neden sızdırılmıyor önemli gelişmeler ve haberler? Hadi anladık "gizlilik ve karartma" anlaşmaları var...
Ama halkın haber alma hakkı, öğrenme hakkı da var.. Gazetecilerin de habere, bilgiye süratle ve zamanında ulaşabilme hakkı var.
"Yoktur, tanımayız öyle hakkı" diyenlere kimse hatırlatma cesaretini gösteremiyor mu, neden?
Gelelim Lokmacı Barikatı’na... Askeri güçler 100 metre geri   çekilecekmiş.
Yapmayın yahu!
Kimse sormuyor. Ben soruyorum. Ne oldu, yıllar önce varılan ve imzalanan "dekonfrantasyon" anlaşmasına? Surlariçi’nde ve diğer bölgelerde, yakın-çok yakın karşı karşıya bulunan mevzilerden çe-kilme kararları? 500 metre gerilere çekilme anlaşmaları? Lefkoşa Surlariçi’ni tamamen askerden boşaltma çalışmaları?
Ülkemizde resmen yasaklama, kısıtlama, sansür yok. O halde basından, halktan gizlenerek neler yapılıyor?
Geçmişte hem sivil hem askeri makamlardan, polis ve emniyet yetkililerinden söz almadık mı? Evet, elimize yazılı teminat verilmedi ama medya ile "daha sıkı işbirliği yapılacak. Önemli gelişmeler Rum’dan açıklanmadan medyamıza bildirilecek" denmedi mi? Ama diyecekler ki, "o zamanlar sizlere sözlü de olsa o teminatları verenler, şimdi görevde değil. Çoktan ayrıldılar". Doğrudur. Ama, gerçekler de ortadadır. Bilmeyenler, öğrensin bilsin diye yazıyorum.
Örnek de vereceyim... Yıllar önce, zeytin ağaçlarını havadan ilaçlayan küçücük bir uçak Boğaz bölgesinde düştü... Uçağın enkazı yoldan gelip geçenler tarafından görülüyor. Ama ne acıdır ki bu görülen ve bilinenen olaya yaklaşmak, görüntülemek, bilgi almak bir türlü mümkün olmadı. Yetkililer basından uzak durdu. Değişik haberler, tahminler, uydurmalar yayıldıktan sonra resmi açıklama geldi. İş işten geçtikten sonra.
Halil Kaymaklı meslektaşımla, Hamitköy altında anayoldan Ercan’dan dönerken, yol kenarındaki gönende yetiştirilen karpuzları ve bostanı çekip haber yapmaya kalkıştık. Asker geldi, elimizdeki kamerayı almaya kalkıştı. Sormadan, etmeden, neredeyse tutuklu-yordu da bizi. Ne imiş efendim, tankların fotoğrafını çekmişiz. Kimler olduğumuzu, ne yapmak istediğimizi güçlükle anlattık, olmadı.
O zamanki Güvenlik Kuvvetleri ve daha sonraları Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanı General Ali Yalçın Paşa ile iyi ilişkilerim olduğundan, "Biz tank falan görmedik. Muhbirlik yapıyorsunuz, burada tanklar sıraladığınızı açıkladınız. Sizi Paşa’ya bildireceğim..." ihtarı yaptığım zaman iş değişti. Kimliklerimize bakıldı, Enformasyon görevlisi, eski mücahit olduğumuz öğrenildi ve bırakıldık... Askerle, sivil arasında küçük bir haber yayıldı. Daha doğrusu dedikodu. Öğrenmek için çalmadığımız kapı kalmadı. Hep duvara çarptık. Daha sonra açıklandı. Avcılar askeri bölgeye girmiş... Halbuki Bakanlar Kurulu kararınca açılan bölge haritalarla da yayınlanmıştı. Buna rağmen oralara giren avcılar tutuklanmıştı, canlarından bezdirilmişti... Bunlarda gizlenecek ne vardı?  Ömer Kalyoncu ve Serdar Denktaş gizlice Rumlarla (Hristofyas ve Kleanthus ile) görüşmediler mi? Elektrik istenmedi mi, seçimlerin, referandumun ertelenmesi teklifleri yapılmadı mı? Enver Öztürk’ün evinde gizli hükümet oluşturma görüşmeleri yer almadı mı? Nasıl öğrendik?
Neden olayların hep gerisinden gitmeye mecbur bırakılıyoruz?
Resmi geçitlerde, törenlerde sergilenen askeri araç gereç başka yerlerde görüntülendiğinde neden meslektaşların emdikleri süt burunlarından getiriliyor?
Bu ülke medyası çalışanları hep casus mudur Allah aşkına?! Bu ülke medyası hükümetin, devletin, kendi vatanının, halkının düşmanı mıdır? Neden adam yerine konmuyor? Neden haberler, gelişmeler, olaylar onlara aktarılmıyor?
Medya ile işbirliği, karşılıklı anlayış ve güven, medya çalışanlarını, araç ve gereci, istenilen şekilde kullanmak istenince mi akla geliyor medyaya, halka saygı?
E, öyle ise çağırınız, oturtunuz karşınıza gazetecileri, alınız karşınıza kameraları, söyleyiniz istediklerinizi yayınlasınlar, borunuzu öttürsünler. Soracakları soruları da istediğiniz gibi yazıp gizlice ellerine veriniz, onları sorsunlar... Oh!! Ne güzel medya. Yok mu bizim sorma, araştırma, inceleme, eleştirme, yorumlama ve halka bilgi aktarma, yönlendirme, bilgilendirme hakkımız?
Oturalım yerimize ve bekleyelim Rumlar açıklasın, biz tercüme edilenleri toplayıp yayınlayalım. Böylece Rum’un propagandasını da yapmış olalım. Bu mudur istenen?
Kendinize geliniz beyler.
Ben bugünden itibaren hiçbir basın toplantısına katılmama kararı aldım. Kullanılmak istemiyorum. Nasıl olsa borazanlar yet-kililerin borularını öttürecek. Yayınlananları okurum. İster gülerim, ister ağlarım. Değerlendirmeye, eleştirmeye, alkışlamaya uygun bulduklarımı ele alırım.
Medya ve halk olarak bizden istenenleri çok iyi bilenlerdenim. Ama yine de sormak, öğrenmek ve halkı bilgilendirmek arzum, düşüncem ağır bastığından oturduğum yerde rahat duramayacağım. Kim darılırsa darılsın....

   376 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Haralambus'a kulak ver Başkan
  17 Nisan 2008, Perşembe   İngiltere garantörlük görevini tekrar mı yeniledi?
  15 Nisan 2008, Salı   Sıraya girdiler, sonu hayır getire
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  11 Nisan 2008, Cuma   Geçmişi deşmeyelim geleceğe bakalım
  10 Nisan 2008, Perşembe   İngiliz-Türk-Rum kültürü karışımı
  06 Nisan 2008, Pazar   Su, lokma, barış
  03 Nisan 2008, Perşembe   Pascoe de geldi gitti
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Medya için