AB ve ABD olur da
Özcan Özcanhan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   20 Şubat 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bilindiği gibi, onlarca eyaletten oluşan, o kadar da değişik ırk, din, dil, örf, kültür ve adetlere bağlı insanları barındıran koskocaman bir ülkedir. Esas ve gerçek yerlileri Kızılderililerdir. Yani, Red Indians.
Fakat, yıllar boyunca bu doğal kaynakları bol kara parçasına İrlanda'dan, İspanya'dan, Portekiz'den ve daha birçok değişik coğrafya parçalarından akın eden insanlar, yerli halkın topraklarını zorla, kan dökerek ellerinden aldı. Gün geldi yerlilerle dıştan gelenler, yıllar süren kavga, ölüm ve kan dökmekten sonra, "ben bir Amerikalıyım" dedi ve işin içinden çıktı.
Değişik eyaletlerinde, otonom yönetimler, meclisler, senatolar, yasalar, polisler, şerifler, vergi sistemleri vs. uygulandı ve uygulanıyor. Eyaletlerin oluşturduğu Amerika Birleşik Devletleri'nin bir Cumhurbaşkanı, senatosu, kongresi ve dış dünyaya karşı yönetimi vardır. İçte herkes kendi kendini yönetiyor. Ortak yasalar ve yönetim şekilleri, değişik belediyeler de mevcuttur. Her eyaletin bütçesi, vergi sistemi, üretimi, ihracatı, ithalatı, iç ve dış ticareti söz konusudur. Savunma ve güvenlik dendi mi ABD tektir ve dünyaya karşı kendisini güvenceye almıştır. Üstüne üstlük başka ülkelerin güvenliğinden de kendisini sorumlu tutmaktadır. Başka ülkelere demokrasi, özgürlük ve güven götürdüğünü iddia ederek, dünyanın başına tek süper güç olarak oturmuştur. İstediğini, istediği yerde yapıyor. İstediği kanunları uyguluyor. Birleşmiş Milletler örgütü, Assamblesi, Güvenlik Konseyi ve diğer organları da, genellikle, ABD'ye uyuyor.
Avrupa Birliği de, sanki nedir, 27 üye ülkeden oluşan bir bütünlük içinde 27 millet, değişik ırk, dil, din, mezhep, inanç, örf, adet, kültür toplanmış, barış ve güven içinde yaşıyor.
Aklımı kurcalayan bizim şu küçücük ülkede iki toplumun neden "Kıbrıs Birleşik Devletleri" deyip de Güney ve Kuzey Kıbrıs'ı bir çatı altında toplayamadığıdır.
Dil, din, kültür, örf ve adet farklılıkları olan başka devletlerde, örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde, Avrupa Birliği'nde, Belçika'da olduğu gibi bizim minnacık Kıbrıs'ımızda da barış ve güven içinde yaşayamaz mıyız?
Evet, doğrudur. Asırlardır, Kıbrıs'ta "ben Kıbrıslıyım"  diyen insanlardan oluşan bir millet doğmamıştır. Doğmasına izin veril-memiştir. Nüfusun çoğu "ben Elen Kıbrıslıyım", yüzde 20'si de "ben Türk Kıbrıslıyım" demeyi ve o kimliği taşımayı tercih etmiştir ve ediyor.
Şu garip dünyaya bakınız.
Bazı federal ülkelerde, örneğin Yugoslavya'da, Çekoslavakya'da  vs. insanlar ayrılmayı tercih etmiştir. Kendi kendilerini, kendi modellerine göre yönetme ve geleceğini tayin etme niyeti ile kavgaya bile tutuşmuştur. Çekler ve Slovaklar kavgasız, anlaşarak ayrılan insanlardır. Çekoslovakya'yı, Çek cumhuriyeti ve Slovakya diye ikiye ayırmışlar ve barış içinde yaşıyorlar. Tito'nun Yugoslavyası ise, kanlı çarpışmalara, şiddete, yıkıma ve dehşete başvurduktan sonra parçlanmıştır. Sırplar, Slavlar, Kosovalılar, Bosnalılar vs... 
Ve inanılması güçtür, bu insanları, değişik nüfusları birbirlerine düşürenler Avrupa Birliği'nin güçlü ülkeleridir. Böldürdüler,  parçaladılar, döndüler onların bazılarını bağımsız devlet olarak tanıdılar ve kendi birliklerine -Avrupa Birliği'ne- tam üye yaptılar. Şimdi oralarda AB muktesebatı, yasaları, uygulmaları, ihracat-ithalat, vergi sistemleri ve hatta ayni para birimi, "Euro" kullanılı-yor. Aralarından bazıları, başlarına buyruk, ne AB siyasetine ne de para birimine uyuyor. Örneğin Irak. Irak'a askeri müdahale konusunda, İspanya, Almanya, İngiltere; Amerika'nın yanında yer aldı, diğerleri karşı çıktı. Amerika hem Afganistan'ı hem Irak'ı vurdu, kukla yönetimler oluşturdu, sözüm ona demokrasi ve özgürlük götürdü o diyarlara.
İşte bu acayip dünyada, politik arenalarda yaşayabilmek için güç gerek. Güçlü olanların yanına sığınanlar rahat yaşayabiliyor.
Kıbrıs Birleşik Devletleri de kurulursa, siz zannetmeyiniz ki kendi başına, kendi ayakları üzerinde durabilecektir. Asla. Mutlaka ya bir güçlü bloka ya da diğerine dayanacaktır. Artık doğu ve batı bloku, kapitalist ve komünist düzen yoktur ama başka türlü         gruplaşmalar ve güç dengeleri oluşmuştur, oluşturulmuştur.
Türkiye de bu güç dengeleri ve yeni yapılanmalar içinde yerini alırken Kıbrıs'ı da ihmal edemez. Hem stratejik açıdan hem de üzerinde olan haklarından dolayı.
Nerden nereye geldik?
Çıksın birileri de bizleri ikna etsin. Güney'deki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, Kıbrıs'ta yeni bir yapılanma, formül ve çözüm  bulunacak. İki halk barış, güven içinde ayni çatı altında yaşayacak. İsterlerse neden olmasın. Yeter ki iyi niyetle karar versinler, ister ABD gibi, ister AB gibi, ister Belçika gibi bir yapılanmaya gitsinler. Adını ne isterlerse koysunlar. Kosova da ayrı devlet olarak tanındıktan sonra, Kıbrıs için de kendi halkları birşeyler düşünüp anlaşamazlar mı? En azından Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs, otonom eyaletlerinden oluşacak, birleşik bir Kıbrıs yaratamazlar mı? Madem ki taksimden o kadar çok korkuyor Hristofyas ve Kasulides, şimdiki mevcut durumu, statükoyu, taksimi ebedileştirmemek için varsınlar iki devletçikli Federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti diye bir formülde anlaşarak, adayı birleştirsinler.
Denemeye değmez mi?

   552 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Haralambus'a kulak ver Başkan
  17 Nisan 2008, Perşembe   İngiltere garantörlük görevini tekrar mı yeniledi?
  15 Nisan 2008, Salı   Sıraya girdiler, sonu hayır getire
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  11 Nisan 2008, Cuma   Geçmişi deşmeyelim geleceğe bakalım
  10 Nisan 2008, Perşembe   İngiliz-Türk-Rum kültürü karışımı
  06 Nisan 2008, Pazar   Su, lokma, barış
  03 Nisan 2008, Perşembe   Pascoe de geldi gitti
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Medya için