Dünyaya, sanki de sadece, tüketmek için gelmişiz gibi bir halimiz var.
Bir zamanlar, Yeşil Ada diye tanımlanan ve bilinen küçücük adamız gittikce kuraklaşıyor, çoraklaşıyor, çöl haline dönüşüyor. Akan dereler, berrak su fışkırtan pınarlar, göller, su birikintileri yok..yok..yok...
Çam, Akakiya, Ekaliptus, Servi ormanları, dağları, meraları kaplayan alıç, harup, zeytin ağaçları yok ediliyor. Dağlar taşlar patlatılıyor, çakıl, kum ocakları çevrenin yüzünü değiştiriyor.
Üstüne üstlük, güzelim ağaçların ve yeşil bitki örtüsünün yerini beton yığınları alıyor.
İnşaat sektöründe patlama oldu diye hava atanlar hiç etraflarına bakmıyor. Güzelim doğanın yok edilişi onları ilgilendirmiyor.
Doğanın ve habitatın uğramakta olduğu büyük değişiklikle birlikte oralarda yaşayan yabani hayvan , kuş ve çiçek sessizce gözden kayboluyor, yok olup gidiyor. Nesilleri tükeniyor.
Sorumsuzca ve bilinçsizce devam eden faaliyetlerimiz, maalesef, hükümet edenleri de ilgilendirmiyor.
Çevreciler, Doğayı koruma örgütleri, hayvan severler feryat ediyor. Seslerini duyan yok.
Örneğin Karpaz yarım adasının ucuna, ulusal park diye bilinen mekana kadar tecavüz edilmiş durumda. Ne altın kum sahilleri, ne ormanlar ne de yabani eşekler ellerinden kurtulmuyor, gözleri paradan başka birşey görmeyenlerin ellerinden.
AV HAYVANLARI
Büyük av ve ince av diye ülkmizde yaratılan iki avlanma mevsimi vardır.
Büyük avda tavşan, keklik, traş, bıldırcın vs avlanıyor. İnce av mevsimin de de cikla, üveyik, yabani güvercin, ördek, fassa vs.. Avlanmayı spor yapmak anlayışından farklı görenler her türlü av hayvanını hesapsız kitapsız öldürüyor, bazıları da bunların ticaretini yapıyor. Kimileri izinli, kimileri izinsiz avlanıyor ve yakaladıklarını satışa arzediyor. Satılan alınan tavşanlar, keklikler, traşlar vs. bazı çarşılarda sergileniyor. Kimse çıkıp da bunların ticareti yapılamaz demiyor. Cesaretlenen kişiler yakaladıkları av hayvanlarını ve kuşlarını Güney Kıbrıstaki lokantalara, av eti meraklılarına fahiş fiyatlarla satıyor. Nasıl da becerip o tarafa geçirdiklerini de ilgililerimiz soruştursun, takip etsin, yakalasın, cezalandırsın.
Eski bir avcı anlatıyordu..... “ Adamlar torba dolusu tavşan sattılar güneye, paskalya ve yıl başı tatillerinde. Pervasızca avlanıyorlar, yasak bölge dinlemiyor, askeri bölgeye tecavüz ediyor, kaçak av yapıyor. Bazı yerlerde traktörle, jeeplerle, arabalarla, projektörlerle dolaşıp av sürüyorlar. Polis de bilir, diğer avcılar da bilir. Bazan bir iki kişi yakalanır, gazetelere haber olur. Yakalanmayanlar, haber olmayanlar kıyamet kadar. Bizler de para öder, tasarruf ve avlanma ruhsatları çıkartırız. Av köpeği de besleriz. Av sezonunda da birşey bulmaz, hava alır ve eve döneriz. Bu böyle devam edemez. Avcılar Birlikleri bazan seslerini yükseltirler. Bazı yerlerde av üretimi yapılır. Üretilen keklikler ,bıldırcınlar ovaya salınıyor. Ama, salındıkları yerleri önceden haber alanlar da onları birkaç saatta tüketiyor. Çünkü onlar insandan kaçmaz, doğaya alışmış değil, durur aptal aptal kurşunu yer..işte memleketimizin av durumu bu. Av hayvanlarının evi yurdu olan yerlere evler, villalar inşa edildi. Dağlar patlatılıyor. Sağ kalan hayvanlar da en hücra yerlere kaçıyor. Biz avı nerde bulacayız. Hepsinin köküne kıran düşürdük.”
Dağlar taş ocaklarından geçilmez, ormanlara tecavüz edildi, doğamız bütün tabiyi güzelliklerini yitiriyor. Bir de yağmursuzluk ve susuzluk memleketin canına okuyor. Mesarya ovası kan ağlıyor. Öyle gözüküyor ki bu sene mahsül da alınamayacak. Şimdiden hayvanların arpa ve buğday yemi piyasadan kayboldu.. Tükettik, tükettik bütün adayı yeyip bitiremedik. Ama, bu gidişat sürerse onu da başaracağız. Evlatlarımıza, torunlarımıza çorak, çöle dönüşmüş , bir para etmez bir miras bırakacağız. Umarım , beni haksız çıkartacak faaliyetler başlatılır.