Lokmacı kapısı, ''Kıbrıs düğümü'' değil
İsmet Kotak

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kıbrıs Türk halkından gizli saklı hazırlanan, ''Annan Plânı’nın referanduma sunulması'' döneminde de aynı olmuştu. Davul-zurna çalarak, Rum'un isteyip istemediğine bakmayarak o plâna kafa sallandığı anda, dünyaya açılmanın mümkün olacağı, yeni ve de 'bakir' olarak oluşturulacak Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nde eşit ve ortak olarak yerimizi alacaktık. Gazetelerde reklâm bazında yazılar yayınlatıldı, halkı aldatmak için filmler çekildi ve televizyonlardan gösterildi. Televizyona çıkan bazı cambazlar ellerinde İngiltere'de yayınlanan ''Emlâk dergilerinin'' lüks konut resimlerini sallayarak ''Morfuluklara'' (Güzelyurt demek istiyorlardı) havuzlu villalar pazarlıyorlardı... Oyu ver, villayı kap, keyfine bak...
Şimdi de Lefkoşa'da simge hâline sokulan ''Lokmacı (Lidra) barikatının'' kaldırılması ve Kuzey-Güney Lefkoşa'nın bir kapıya daha kavuşması öteki sorunlarla harman yapılarak ''Berlin Duvarı'' benzetmeleri ile halkı yeniden aldatmaya kalkıldı. Lokmacı açılacak, bu        aralıktan cennete seyahat başlayacak! Yalanın bini bir para... Oysa Lokmacı da açılan kapılardan biri olacaktır.
Bu tabloya Annan Plânı zamanında Rumlarla kahkahalarla gülmüşlerdi. Sanıyorum şimdi de ''Bu Türkler akıllanmazlar'' diyorlar. Hele hele Dimitris Hristofyas'ı bilmeyenler için ''AKEL-CTP ele ele'' sloganı kolay yol olmaktadır. Ben, öteki Türk Parti liderleri ile bulunduğumuz Çek Başkenti Prag'da, O'nu ve öteki Rum liderlerini yakından tanıma fırsatını buldum. Buna Papadopulos, Kleridis de dahildir. Hristofyas, onca tescilli komünist içinden, Papayuannu'nun koltuğuna kurulmasını bilecek kadar kurnaz, Sovyetler Birliği zamanında Kıbrıs'ta tek Komünist Partisi olduğunu Moskova'ya bile kabul ettirecek kadar akıllıdır. Söyledikleri ile yaptıklarının aynı olduğuna bin tanık gerekir.
KKTC kanadında tanıdık bir şamata vardır. Bu halkı yeniden aldatmaya dönük görünmektedir. Ancak bu kez dümende CTP vardır ve sonuçta ulusal davanın zarar göreceği kadar, CTP de bu zarardan payını alacak, inanılırlığı darbe yiyecektir. Niçin?
Bu yanıtı Hristofyas'ın açıklamaları ile anlatayım. Hristofyas seçimi kazandığı anda maddeler hâline soktuğum şu açılamayı yapmıştı: ''Bizim vizyonumuz açık ve nettir:
1. Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek;
2. Kıbrıs'ı Türk işgâlinden ve bunun sonuçlarından kurtarmak;
3. Mal varlıklarının geri ve-rilmesini sağlamak;
4. Rum göçmenlerin geri dönme hakları ve işgâl ordusunun ve yerleşiklerin adadan ayrılmasını sağlamak;
5. Tüm insan haklarını uygulamak;
 6. Çözüm: BM kararlarını, üst düzey antlaşmalarını, AB hukuk temelinde, adil bir  çözüm sağlamak.''
O günden sonra Hristofyas'ın konumunda değişiklik oldu mu? Geriye doğru evet; ama eksikleri tamamlamak konusunda hayır. CNN ile yaptığı görüşmede söyledikleri son noktadır. Oraya da bakalım:
1. Bakir doğumu reddetmekte, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devam edeceğini ancak toplumsal tabanda federal bir yapıya dönüştürüleceğini ileri sürmektedir.
2. Federal yapı nüfus oranında temsiliyete dayanacaktır. Bu da Türk halkının haklarını biçmek demektir. (Yani iki kurucu devlet söz konusu değil, bunların eşitliği ortada hiç yok. Rum'un egemen olduğu 'Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'' sürecek)    
3. Hristofyas'a göre ''İzolâsyon (ambargo), 'Kıbrıs Cumhuriyeti' toprakları üzerinde Türkiye'nin ordularının bulunuyor'' olmasıdır. (Bu Hristofyas'ın ne kadar tilki olduğunu göstermiyor mu?)
4. Ancak tilki işinin devamını getiriyor: ''Kıbrıslı Türkler, ürünlerini Kıbrıs Cumhuriyeti limanları ve havaalanları üzerinden istedikleri ülkelere ihraç edebilirler. Biz Kıbrıslı Türkleri izolasyonda tutmuyoruz'' (Yani Türk Ordusu ve Türkiye bize ambargo uyguluyor da biz bunu anlamadık! Onun için tilki... Hatta Papadopulos'tan da öte...)
İşte Hristofyas budur. Papadopulos'un ve de ondan önceki liderlerin uyguladıkları   Yunan kurallarını ısıtıp önümüze koymaktadır. Bunu ortaya Hristofyas koyduğu için bu KKTC'deki bazı yoldaşları için ballı börek olmaktadır... Ne de olsa Çağlayan Parkı'na ''Ankara Çağlayan Parkı'' denmesine bile tavır koyup edepsizlik yapanlar vardır. Hatta dağdaki Türk bayrağını Rum'un adına oradan kaldırmak isteyen de...
Büyük bir tezgâh karşısındayız. Bu kez masaya oturmadan lâdes olasılığı belirdi... Komisyon oluşturmaya ne gerek var?! Ama bize söylenmeyen, halka açıklanmayan başka anlaşmalar varsa o başka...

   282 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Makarios ne söyledi ve ne yaptı?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Denktaş soruyor: Selâmet mi, felâket mi?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Türkiye'den su
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas, "tencere dibin kara" demiş
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Muhalefet partileri bu gidişe el koymalı
  13 Nisan 2008, Pazar   PAZARLIK: Dondurmalı, Carrars'lı çözüm
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Komutan Başbuğ: KKTC bir gerçektir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutan Başbuğ, KKTC ve kırmızı çizgilerimiz
  10 Nisan 2008, Perşembe   Yatırımı iktidar özendirir
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Bakir doğumu da reddettiler