|
Gece hiç uyku tutmamıştı... Sabaha doğru dışarıdan sesler geliyordu... Belediye'nin çöp aracı... THY'nin 05.00 uçağı... Derken telefon çaldı... Karşıdaki ağlayan ses "Babam öldü..."diyordu... İçlal Moreket, üniversite öğrencisi, geleceğe umutla bakan bir genç kız... Sabah 05.45'te, eşim olan halasına babasının öldüğünü bildiriyordu... Tedavi gören, kalp hastası bir insandan her an acı bir haber gelebilirdi... Fakat bunun 1 Nisan gününe denk gelmesi kafamı karıştırmıştı... "İçlal, babası ile anlaşarak 1 Nisan şakası mı yapıyordu?" Taşkınköy'e vardığımızda, İçlal'in 1 Nisan şakası yapma-dığını anlamıştım... Sonra, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi'nde, yıldız futbolcu Doğuş'u gözyaşına boğulmuş vaziyette görünce, babası İsmail'in de şaka yapmadığına emin olmuştum... Allah her babaya Doğuş ve İçlal gibi sadakatli, gönülden bağlı, dürüst çocuklar nasip eylesin... Doğuş, son birkaç yıldan bu yana babası ile Lefkoşa-Ankara arasında mekik dokumuş, hastane odalarında nice heyecan dolu günler yaşamıştı... Babası için ne yapsa yeriydi... İsmail Moreket, yani benim kayınbiraderim... O'nu, çocukluk yıllarımda, abim Cemal Akar'ın arkadaşı olarak tanımıştım... İkisi de, 1963 saldırıları sonrasında gönüllü olarak Mukavemet Teşkilatı'na katılmıştı.. Yaşları 18'in altında olmasına karşın "gönüllü' katılımları kabul görmüştü... Yıllarca birlikte nöbet tuttular... Büyük abim Ahmet Akar'la birlikte, Ticaret Lisesi'nin izci takımında yürüdüğü günleri dün gibi anımsıyorum... Sonra kısmet oldu kız kardeşi ile hayatımı birleştirdim... Arkadaşları ile sohbet etmesini, yemesini ve içmesini seven, tam bir hayat adamıydı... Haberleri kaçırmaz, düşüncelerini yansıtmaktan geri kalmazdı... "Asker doğmuş adam" derler ya... İşte öyle biriydi... Uzun yıllar mücahitlik yaptıktan sonra kamu hizmetinde çalıştı... Arkadaşları O'nun ne denli dürüst bir insan olduğunu çok iyi biliyor... Emekli çıktıktan sonra Sivil Savunma Halk Örgütü Taşkınköy temsilcisi oldu... Bayrak, marş ve vatan sevgisiyle doluydu... 31 Mart Pazar günü O'nu hastaneye götürürken son sözü şuydu: "Nasıl ya, Büyükanıt, askerin çekilmeyeceğini söyledi, Rumlar herhalde ateş aldı" diyordu... O'nu dün öğle namazından sonra, çok değerli başöğretmen Leman Feridun ile birlikte toprağa verdik... İki değerli insanı son yolculuğuna uğurlarken yapabileceğimiz tek şey vardı: Rahmet dilemek! Allah'tan onlara rahmet diliyorum...
|