|
Tasos Papadopulos, DİKO Başkanı Marios Karoyan'ın Mega TV'de Viktora Papadopulu'ya izah ettiği gibi, BM kararları doğrultusunda eşitliği hiçbir zaman kabul etmedi. Kıbrıs Rum tarafının, Papadopulos döneminde sunduğu özlü 95 başlığın ve Kıbrıslı Türklerin sunduğu 26 başlığın görüşülmesi yönünde "hızla" ilerlemeden söz edilmişti. Böylece Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması amacıyla yeni zeminin bulunacağı teknik komiteler de görüşmeye başlayacaklardı. Ancak bunlar Tassos Papadopulos'un ikinci bir beş yıllık süre için seçilmesi halinde olacaktı. Annan Planı'na benzer bir çözüm anlaşmasını imzalayacak eli olmayan kişiyi seçersek olacaktı… Makarios'un 1997 yılında Denktaş ile imzaladığı Doruk Anlaşmasının ne anlama geldiğini henüz bilmediğimiz göz önünde bulundurulduğu zaman, belki de 50 yıl sonra sorunumuzun çözülmesine sevineceğiz!. Tassos Papadopulos'un seçmenlere siyasi sicilini göz önünde bulundurmaları çağrısında bulunması yanıtsız kalmamalıdır. Özellikle üçüncü yaş kuşağında olan birçok kişi Tassos Papadopulos'u birinci elden biliyorlar. Konuşmalıdırlar. Bunu hem kendilerine, hem de gerçeğin öğrenilmemesi için verilen çaba uğruna yalan içinde büyüttükleri gençlere borçludurlar. Ben, 1976 yılında DİKO'yu yılında kuranlardan (3 numaraları üye) biri olarak, (bugünküne benzer durumlardan dolayı DİKO'dan kaçtım, ancak hala aynı partiyi destekliyorum) şunu hatırlatmak istiyorum: 1976 yılında yeniden yakınlaşma partisi olarak kurduğumuz DİKO, komploların ve vatandaşlar aleyhine karalamaların, aşırı uç bir partide propaganda olarak Göbell yöntemlerinin kullanıldığı neo-faşist anlayışların olduğu bir partiye dönüşmüştür. DİKO'nun bu değişimi, Nikos Anastasiadis'in DİSİ partisinin yeniden yakınlaşma partisine dönüşmesiyle aynı anda gerçekleşmiştir. Çünkü Nikos Anastasiadis, merkez sağın aydın bir lideri olarak, Denktaş'ın gönderilmesiyle ve Erdoğan'ın iktidara gelmesiyle, Kıbrıslı Türklerde ve Türkiye'de yaşanan değişimi görmüştür. Gözünü açarak görmüştür ve bir daha tekrarlanması imkansız konjonktürler, kapımızı barış, kardeşlik ve yeniden birleşme için çalan Kıbrıslı Türkler bizi içeriye buyur etmiştir. Yüzyıllardır yaşadığımız gibi bizimle barış içinde yaşama isteklerini belirten sade Kıbrıslı Türk insanlarla yapılan söyleşilerin görüntüleri hala gözümde canlanıyor. Bir Kıbrıslı Türk yaşlı adamın şu sözleri söylediğini hatırlıyorum: "Benim 9 yaşındaki küçük oğlumu Aykasino'da bir milli muhafız ordusu askeri öldürdü. Ancak bunu unuttum. Bir fare peyniri yedi diye bütün fareler mi suçludur?". Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum gençlerin bir düğünde birlikte dans edişlerini izleyen bir Kıbrıslı Türk kadın şöyle diyordu: "Yüzlerine bakın ve bana hangisinin Kıbrıslı Türk hangisinin Kıbrıslı Rum olduğunu söyleyin. Biz kardeşiz, biz aynıyız". Kendisine AKEL'in referandumda hayır yanıtı verdiğini söyleyenlere şu yanıtı veren yaşlı Kıbrıslı Türk kadını: "Ne diyeyim sana oğlum? AKEL yüreğimizi yaktı". Tassos Papadopulos'un fanatizmi ile ilk kez 1962 yılında tanışmıştım.O zamanlar Çalışma Bakanı ve Uluslararası çalışma Örgütü (ILO) toplantısında Kıbrıs heyeti başkanı olan Tassos Papadopulos'un, AKEL'den Andreas Ziartidis ile yaptığı bir tartışmayı izliyordum. Çok sert, ancak aynı zamanda dostane bir tartışmaydı. Bu tartışmanın 1962 yılının Haziran ayında bir akşam üzeri Cenevre'deki Hotel des Alpes'te gerçekleştiğini hatırlıyorum. Konu, Kıbrıslı Türklerin tüm şehirlerde ayrı belediyelere sahip olmalarına ilişkin taleplerinin çok adil olduğuydu. Üstelik Zürih Anlaşması ve Anayasası da bunu öngörüyordu. Tassos Papadopulos, Ziartidis'e öfkeli bir şekilde şöyle diyordu: "Kıbrıslı Türklerin Lefkoşa dışında başka bir belediyeye sahip olmalarını hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz." Lefkoşa Belediyesi de hali hazırda İngiliz yönetimi döneminden kalmaydı. "Eğer Kıbrıslı Türkler Limasol'da ikinci bir Belediyeye sahip olmayı başarırlarsa (Ziartidis tartışmada bunu önermişti) bu, Kıbrıs için felaket getirici olacak." Tassos Papadopulos'un fanatik görüşleri bana özellikle Kantonları ve genişletilmiş yerel yönetimi olan İsviçre gibi bir yerde bir Bakan tarafından ifade edilen çok şoven görüşler olarak gelmişti. Tassos Papadopulos'un Ziartidis ile yaptığı bu tartışma, Tassos Papadopulos'un yoğun bir Türk karşıtlığı yolundaki sürecini izlememe sebep oldu.Yıllar sonra ben de politikaya katıldığım zaman, Meclis'te kahvelerimizi içtiğim esnada Ziartidis'e bu tartışmayı hatırlattım. Tartışmayı anımsayan Ziartidis bana şöyle söyledi: "Tassos'u bilmez misin? Türk adını bile duymak istemiyor." 14 Şubat 2004 tarihinde yapılan bir önceki Başkanlık seçimlerinde, Lefkoşa'daki Konferans Merkezinde Glafkos Kleridis'in adaylığını destekleme hareketinin düzenlediği büyük mitingde eski bir politikacı olarak Kleridis lehinde konuşma yapma onuruna vasıl oldum.Bu mitingde Glafkos Kleridis ile Tassos Papadopulos arasında büyük bir uçurum olduğunu söyledim. Özellikle de Kıbrıslı Türklere yönelik karakteri, siyasi sicili ve siyasi dürüstlüğü ile alakalı bir uçurum. Tassos Papadopulos'un sorunu, zaman zaman söyledikleri değildir. Sorun karakterle ilgilidir. Yabancılar buna "its all about character" derler. Tassos Papadopulos'un sorununun, çözümü getirme konusunda şeref anlaşması imzaladığını söylerken dürüst olup olmadığı değildir, sorun siyasi karakteri, siyasi sicili, iç dünyası, derin kökleri ve Kıbrıslı Türklere yönelik yersiz davranışlarıdır.
|