|
Kıbrıslı Rumlarla ayrılığımız 1963 yılında başladı... Çatışmalar, kayıplar, göçler, unutulmaz acılar ve yokluklar yaşadık... Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları çerçevesinde, Kıbrıs'taki kanlı saldırıları durdurmakla mükellefti... Yunanistan, zaten EOKA'cıları silah ve para yardımları ile desteklediği için suça ortaktı... İngiltere, her zamanki gibi 'parçala ve yönet' politikası çerçevesinde yaşananlardan memnundu... Ya Türkiye?.. Türkiye'deki iktidarlar, rahat ve huzurlarını riske atmak istemediler... Kıbrıslı Türk'ün acı feryatları karşısında "otursunlar oturdukları yerde" diyenler vardı... Türkiye'nin bu tavrı, kuşkusuz EOKA'cı Rum liderler için inanılmaz bir avantaj idi... "Öyleyse, Kıbrıslı Türkleri yok etme planına devam" dediler... Kıbrıslı Türkleri hep 'şamişici ve lokmacı' gördüler... Liderleri, polisleri, üst düzey bürokratları, Kıbrıslı Türkleri aşağılayan ve göçe zorlayan bir tavır içindeydi... Sonra 1974'ün 15 Temmuz günü faşist Yunan Cuntası'nın darbe girişimi yaşandı... Bunun ardından Türkiye'nin askeri harekatı gerçekleşti... Kıbrıslı Türkler, 1974 sonrasında, eksikler ve yanlışlar olsa da, ticaret yapmasını, devlet yönetmesini öğrendiler... Şamişici, lokmacı kalmadı... Okula gitmeyen, hatta üniversite bitirmeyen insan kalmadı... Peki, Rumların bakış açısı değişti mi? Ne yazık ki; ezici bir çoğunluğunun Kıbrıslı Türklere bakışı değişmedi... Hala, Kıbrıslı Türklere 'yüksekten bakan' bir tavırları var... Bunu, aklı başında, sağduyu sahibi Kıbrıslı Rum dostlarımız da görüyor... Halkın seçtiği liderimiz Mehmet Ali Talat için daha ilk günden 'Sütçü Ali'nin oğlu. Her sabah evimize süt getiriyordu" ifadesini kullanmalarının ardında 'küçümseme' hastalığı vardır... Bu hastalık Hepatit gibi kanlarına işlemiş durumdadır... Hele yaşı 60'ın üzerinde olan zenginler... Kuzey'de büyük mal bırakmış olmalarına karşın, Annan Planı zemininde bir çözüme şiddetle karşı çıktılar... Çözümü engellemek için büyük para harcadılar... Onlara göre Annan Planı, Kıbrıslı Rumlardan alıp, Kıbrıslı Türklere veriyordu... Onlara göre, çözüm sonrasında binlerce Rum kamu görevlisi ve polisi işsiz kalacaktı... Onlara göre, Türkiye yine burada olacaktı ve bu asla kabul edilemezdi... Peki ne istiyorlar? Türkiye'nin bir daha asla buraya gelemeyeceği bir çözüm... Bunun için de, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın tamamen ortadan kalkmasını istiyorlar... Buna karşılık önerileri, AB ve BM garantisidir... İyi, güzel de bu tek taraflı menfaat talebi değil midir? AB, referandum öncesinde de Kıbrıslı Türklere birtakım garanti-ler vermişti... Sonrasında bunların hiçbiri gerçekleşmedi... BM, Genel Sekreter'in hazırladığı bir raporu dahi kabul etmedi... Öyleyse, Kıbrıslı Türkler bu iki garantöre nasıl güvenebilir?.. AB'nin yaptığı son kamuoyu araştırmasına göre AB'ye güvenen Kıbrıslı Türklerin oranı yüzde 32'ye, BM'ye güvenenlerin oranı yüzde 29'a düştü... Kıbrıs sorununun çözümünü her zaman savunan ve bu yöndeki girişimleri destekleyen biri olarak ben de AB ve BM'nin garantörlüğünü yeterli bulmuyorum... Bu güvensizliği yaratan, BM ve AB'yi engelleyen Rum liderliği ve Yunanistan'dır... Aynı engellemeleri yarın yaşamayacağımızı kim, nasıl garanti edebilir? Evlilikler güvene dayalıdır... Güven varsa, evlilikler yürür... Yoksa sona erer... Öyleyse yeni çözüm arayışlarında hiç kimse Kıbrıslı Türklere güven vermeyen teorilerle zaman harcamaya kalkışmasın... Önce, güçlü garantilerin devamıyla barışalım ve birleşelim... Zaman içinde güven oluşursa, o zaman garanti sorununu çok daha kolay çözeriz!
|