|
Lokmacı kapısının açılması sonucu olsa gerek, Bakanlar Kurulu, Surlariçi’nin gelişmesine yönelik yeni bir karar aldı. Karar, "Surlariçi'nin Özel Turizm Alanı" ilan edilmesine ilişkin olup, o bölgedeki esnafın kalkınmasını ve standardizasyona gidilmesini öngörüyor. Tabii ki bunları denetleyecek bir de denetleme mekanizması kurulacak. Bunlar güzel şeyler. Turizmi körükleyen ve turizmi, otantik mekanları daha cazip hale getirecek uygulamalar. Yıllardan beri kapalı olan Lokmacı Kapısı'nın açılışı, her zaman Arasta insanı için bir umut olmuş ama bir türlü umuda dönüşememişti. Ne yalan söyleyeyim, ben de umut etmiyordum Lokmacı'nın açılacağını. Ama açılmış, neticede. Lokmacı'nın açılması ile Arasta canlanıverdi. Artık çarşıya para düşmeye, sosyal ve ekonomik bir hareket olarak kendini göster-meye başladı. Bakanlar Kurulu'nun böyle bir karar alması da o yönde. Tabii ki bu arzu edilendir. İdeal olan, Antalya'nın yayalandırılmış bölgelerinin güzellikleri gibi bir güzellik yaratmak. Bu Avrupa'nın otantik mekanlarında da böyledir. Parke taşlı sokaklar, pencerelerinden parke taşlarına düşen turuncu ışıklar ve kültür hazinesinde insanın ruhunu okşayan hafif müzik... Ne güzel böyle bir mekanda yaşamak ve efkar dağıtmak? Peki... O zaman pansiyonları da sormak lazım Bakanlar Kurulu'na. Bakanlar Kurulu pansiyonlara da bir el atarsa, sanırım, surlariçinin "özel turizm alanı" olması projesi de tamamlanmış olacak. Bilindiği üzere o pansiyonlara gerçek anlamda pansiyon demeye bin şahit ister. Kapasitesinin üstünde işçileri bünyesinde barındıran pansiyonlar, esasında pansiyonculuktan ziyade, sömürü anlayışıyla birer işletmeye döndü. Belki doğru çalışanlara haksızlık etmiş oluruz. Doğru ve dürüst çalışanı, insanları sömürü aracı olarak kullanmayanları, tertemiz ve kültürümüze yaraşır bir görüntü içinde olanları var. Onları bu deyişlerimden tenzih ediyorum. Kuruların yanında yaşlar da yanmasın, diyorum. Bir de başka bir konu var. Acaba Eski Eserler Dairesi bu konuda ne yapacak? Yıkılmaya yüz tutmuş surlariçindeki eski binalar, tarihi binalar, hanlar hamamlar ne olacak? Bunların restoransyonu da bu projenin bir parçası olması gerekmez mi? Özel Turizm Alanı kapsamına giren bölgelere bakalım. O açıklamada bu alanı şöyle belirliyor Bakanlar Kurulu: "Selimiye, Lokmacı, Asmaaltı ve Cumhurbaşkanlığı binasını kapsayan bölge ile Yenicami, Haydarpaşa ve o yöreyi içine alan bölge." Bu kapsama baktığımızda, ağırlıklı olarak tarihi binaları içeriyor. Bu bölgenin içinde Büyükhan, Kumarcılar Hanı, Bedesten, köşkler ve cumbalı evler ve daha nice tarihi binalar var. O zaman el sanatlarının gelişmesi ve geliştirilmesi projesi de gündeme gelmelidir. El sanatları gelişirse ve bu bölgelerde Kıbrıs Türk el sanatlarını aranan bir anı malzemesi haline getirirsek, çok daha başarılı oluruz Arasta ve bahsi geçen yörelerde. Sanırım zaman bizi Lefkoşa Surlariçi'nin tümden yayalandırılmasına götürüyor. Araçlar artık Lefkoşa Surlariçi'ne giremez oldu. Park mekanları yetmez oldu. Araçlar çoğaldıkça, hem trafiğe bir karmaşa geldi, hem de insanların psikolojileri bozuldu. Tabii ki bir de ses kirliliği hemen akla geliyor. Surlariçi projesinden başka neler bekleriz? Beklentilerimiz bitmez ve bitmiyecek de. Lokmacı'nın açılması ile şımarmadan ve fiyatlarımızı ısırır noktaya getirmeden bu bölgeleri aranır hale getirmek lazım. Bu bağlamda, akla başka şeyler de gelebiliyor. Mesela otantik binaların restoranta dönüştürülmesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Lokmacı açılmadan bile bu restorantlar, o köhne ama düzenlenmiş ve bir kültür atmosferinde hizmet eder hale gelmiş. Belki barlar da yavaş yavaş oluşur oralarda. Belki eski binaların loşluğunda oda müziği devreye girer. Kemanların, piyanoların, obua ve saksafonların kulaklarımıza dolduracağı o güzel melodiler çalınır oralarda. Özetle, Surlariçi'nin "Özel Turizm Alanı" olması güzel bir şey. İnşallah başlarılı oluruz, diyorum.
|