Hani emek en yüce değerdi?
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Mart 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Evvelki gün beş sendikanın büyük bir eylemi vardı. Güçlü bir dayanışmanın ve güçlü bir ses getirişin görüntüydü sokaklardaki görüntü. O eylem esnasında, ne Lefkoşa'ya girebildik, ne de Lefkoşa'dan çıkabildik. Adeta hayat ve sokaklar felç olmuştu gümbürdeyen sendikaların seslerinden ve coşkulu tepkisinden.
Epeyce zaman var bu denli güçlü bir sendikal tepki ve hareket olmamıştı. Demek oluyor ki, birlikten güç doğar. Güçten de stretejiler ve temel hedefler doğar. Temel hedeflerden de "hak arama ve gümbür gümbür kükreme ve haklarımızı verin" sesleri doğar.
Bu eylemdeki pankartlar gerçekten ilginçti. İlginç olduğu kadar da anlamlıydı. Önce taşınan pankartlara ve verilen mesajlara bakalım...
Mesela şu pankarta bakınız:
"Artık her şey daha güzel olacak dediniz, armudu sapıyla yediniz."
Bu pankarttaki ifadeler, şu anda mevcut hükümetin ve hükümet edenlerin acizliğini göstermez mi? Verilen sözlerin arkasında durmamak değil mi?
Bir başka pankarta bakalım...
"Faşist CTP..."
"Vekile, müşavire para çok, işçiye-memura zırnık yok."
Bu ifadeler de CTP'nin eşitlik ilkesinin "eşitsiz" duruşunu gösteri-yor. Başkalaşım gibi bir duruş...
"Sigortalıya mezarda emeklilik mi?"
Zavallı sigortalı. Kıt kanaat geçinen bu zümrenin eline geçen parayla ayakta kalması ne mümkün? O nedenle böyle bir pankart, hükümete derin bir mesajdır.
Bir de şuna bakınız!
"Protokol buhar mı oldu be annem?"
Bu da "yes be annem" diyerek iktidar gücünü eline geçiren CTP'lilere, yine kendi sloganları ile bir cevaptır.
Kamu-İş Başkanı Ahmet Çaluda'nın Başbakan'a yaptığı çağrı da bayağı etkili ve düşündürücüydü. Çaluda Başbakan'a "barra" diyor, tıpkı zamanında onun Denktaş'a "barra" dediği gibi.
Demek siyaset bir tenis topuna benzer. Topu karşı sahaya atarsınız, karşı taraf da size geri atar bu topu. Yani her atışın, bir başka atışı vardır Çaluda'nın "barra" deyişi gibi.
Bence bu sendikal harekette en güzel sözleri KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan söylemiştir. Şimdi dikkat buyurun Eraslan'ın o güzel ve gerçekçi sözlerine: 
"Emekçilerin, emek kavgası için yapmış oldukları ortak mücade-leye 'ilkesiz birliktelik' diye dil uzatanlar, geçmişlerine dönüp de baksınlar. Dünü inkar etmekle, sermayeye hizmet etmekle ve günü kurtarma politikalarıyla bir yere gidemezler."
Eraslan'ın sağlam bir kişiliği olduğunu görüyoruz bu ifadeleri ile.  Bir de şu sözlerine bakalım:
"Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm ve barış için yollara birlikte düştük ve ortak hedeflerimiz vardı. Demokrasi, sosyal adalet, adil paylaşım, özgür düşünce ve ne ezen, ne ezilen hakça bir düzen. Bu hedefle-rimize ulaşmak için, Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği inancıyla, siyasi açılımlar yaptık. Platformlar kurduk. Aktif eylemler ve faaliyetlerde yer aldık. Değişime katkı koyduk. Bugün koltuğa oturanlar, söylenenleri ve hedefleri unuttular, hayata geçmesi yönünde hiçbir uğraş vermediler."
Ve Eraslan'ın zehir zemberek sözleri devam ediyor:
"Her geçen gün var olan haklar budanmaya başladı. Ülkede terör estiriliyor. Ağalık düzeni kurmaya yöneldiler. Kendi benliklerini, ruhlarını statükoya teslim ettiler. Dün olduğu gibi, bugün de yollardayız.  Dünden daha öfkeli ve daha kararlıyız. Emek, dün olduğu gibi, bugün de en yüce değerdir. Emeğin değerini değiştirme gücüne sahip değildirler, olamayacaklardır."
Sendikacıların bir de saraya yürüyüşleri vardı. O saraya yürüyüş, bana yıllar önce Denktaş'a yaptıkları yürüyüşü hatırlattı. O zaman Denktaş aleyhine atıp tutanlar "Vur vur inlesin, saray dinlesin!" demişlerdi. Bugün aynı söyleri sarayın önünde yine aynı insanlar yapıyorlar. "Vur vur inlesin, saray dinlesin" diyorlar. Bir de bunu düşünün, bu hükümetin düştüğü halleri ve indandırdığı bu halka ne büyük kazıklar attığını. Bu isyanlar o kabul edilmezlikler için değil mi?
Bir gün karşılaşırsam Adnan Eraslan'ı alnından öpeceğim. "Gel benim canım kardeşim, kişilikli ve dürüst kardeşim, doğruları söyleyen, söylediğinin arkasında duran ve onurlu duruşu ile eski yandaşlarına en büyük fırçayı çeken, şeker kardeşim; seni alnından öpeceğim." diyeceğim.
Bunları her babayiğit söyleyemez. Doğruları alkışlamak, yanlışları eleştirmek lazım. Adalet ve demokrasi de bunu gerektirmez mi?
Bu eylem birşeyi daha ortaya koymuştur ki, hükümet, özellikle CTP kanadı, her geçen gün törpülendikçe törpüleniyor ve iktidar binasından bir tuğla, bir taş sökülüyor ki; bu da bize, "sizi iktidara getirdiğimiz gibi, götürmesini de biliriz." mesajını veriyor.
Acaba hükümet, bu sözleri duyabilecek mi? Dize gelecek mi?  Sendikalara verdiği sözleri hatırlayacak mı?
Bir kez daha soruyorum CTP'ye. "Hani emek en yüce değerdi?"

   484 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  13 Nisan 2008, Pazar   "Lale Devri"
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi
  11 Nisan 2008, Cuma   Surlariçi "Özel Turizm Alanı"
  10 Nisan 2008, Perşembe   "Gönüllü çevrecilik" nasıl birşey?