|
Galiba dünyada bir oranlama yapsalar ve ülkelerin yaşantıları ile, yaşam tarzları ve araba sayıları ile ilgili bir trafik kaza tablosu yaratsalar, herhalde biz birinci sırayı alırız. Kaç kez trafik konusunda yazı yazdığımı veya televizyon programlarında konuştuğumu anımsamıyorum. Ama epeyce bu konuya değinmişimdir. Trafik terörüne değinirken de, elbette ki bazı şeylerden etkilenmiş veya derinden üzülmüşümdür. Geçen Pazar sabahı komşularımdan birisi bana sabahın 03.30'unda feci bir kazası meydana geldiğini, kazada bir aracın öteki aracı biçtiğini, arabadaki insan cesetlerinin tanınmaz halde olduğunu, her yerin kan kan olduğunu söylediğinde içimde büyük ve derin sızılar duydum, inanın. Bir zamanlar "ZZ"ler diye bir öğrenci plakası ve çılgınca araba süren Türkiyeli öğrenciler vardı. Yazıldı çizildi, pek çok da "ZZ" plakalı Türkiyeli genç hayatını kaybetti. Aileleri onları tahsil için buraya göndermişler, onların cansız bedenlerini almışlar. Ne kadar feci bir şey değil mi? Evet! "ZZ" furyası ve araba kazaları yıllarca sürdü, nice genç hayatını kaybetti ve sonunda "ZZ" defteri dürüldü. Herhalde yasal düzenlemeden olsa gerek, "ZZ" plakalı araçlar kalktı, bu kez KKTC plakalı araçlar kullanılmaya başlandı. Tabii ki bir süreye tabii Türkiye menşeli araç plakaları geçerliliğini koruyorlar. Önemli olan araçların plakaları değil, direksiyona geçenin trafik kurallarını iyi bilmesi, aracı mükemmel kullanması, hız yapmaması ve hem kendi canı ile hem de başkasının canı ile oynamamasıdır. Pazar sabahı meydana gelen kazada tamı tamına dört tane pırıl pırıl genç, hayatlarını kaybettiler. Yakın Doğu Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisi olan bu dört gencin, nasıl, ne şe-kilde hayatlarını kaybettiklerini merak edenler araştırsınlar ve öğrensinler. Türkiyeli öğrencilerin adı çıktı dokuza, inmez seki-ze. "Türkiyeli öğrenciler arabaları şöyle sorumsuzca sürerler, böyle hız yaparlar, filanın canına kıyarlar, kendi canlarına kıyarlar" derler. Halbuki bu son ve feci kazanın müsebbibi, eğlenceden dönen bir Kıbrıslı çiftti. Aracı bayan kullanıyormuş. Lefkoşa Devlet Hastanesi'nden Lefkoşa'ya doğru giden aracın, Ortaköy Spor Kulübü önünde virajı alamaması ve karşı refüje geçerek dört gencin aracını biçmesi, kabul edilmez bir şeydir. Buna alkol mü desek, sorumsuzluk mu desek, aşırı hız mı desek...Ne dersek diyelim, bir defa işin içinde sorumsuzca bir araba kullanımı ve başkalarının hayatını tehlikeye sokma durumu var. Somut ve tartışılmaz birşey. Kazada hayatlarını kaybeden bu dört gencin hayatlarını yitirmeye yönelik üniversiteli gençlerin yaptıkları protesto eylemi, bence amacına ulaşmıştır. Anlayan anlamıştır. Bence her şeyi bir taraf koyarak yazalım, çizelim ve konuşalım. Bir gün birileri herşeyi unutacak veya bu acı haber, bir anı olarak hatıralarında kalacak da, o çocukların anne babaları, kardeşleri ve bütün yakınları ne yapacak? Düşünün o insanların yüreklerindeki acıyı. Ne büyük bir felaket. Bir gün insan otururduğu yerde bir kara haber alır ve yıkılır gider. Ölümüne o acıyla yaşar. Bu aileler kazaya sebebiyet veren kızın ailesine tazminat davası açsalar ne yazar açmasalar ne yazar. Veya adalet, adalet mekanizmasını çalıştırsa ne yazar, çalıştırmasa ne yazar? Kim, o dört tane pırıl pırıl genci geri getirebilir ki? Bütün dünya malını bu ailelerin önüne koysak, kim kimi geri getirebilir veya acılarını dindirebilir? Ateş düştüğü yeri yakar derler. Doğru bir söz. O ateşle yanıp yanıp kavrulacak olan en yakınları olacaktır. Bütün okul arkadaşları, bütün sevenleri, dostları veya dost bildikleri tümden üzülmüşler ve üzülmeye de devam edeceklerdit. O üzüntüleri hep yüreklerinde olsa da, onların hayat yolları da uzayıp gidecek ve bir yerlere tutunacaklardır. Ya ölenlerin anne babaları? Onlar da bu bitimsiz yolda mutlu olabilecekler mi? Hep evlatlarının hatıraları ile kahrolmayacaklar mı? Özetle, trafik terörüne herkes lanetler yağdırmıştır bu kazadan sonra. Ben de lanetliyorum trafik terörünü. Unutmayın ki direksiyona geçince kendi hayatınızla oynuyorsunuz. Unutmayın ki kendi hayatınızla beraber, başkalarının hayatı ile de oynuyorsunuz. Trafik terörüne yeter be!
|