Ahmet Teralı'yı kaleme almak çok zor
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Mart 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İnsan sevdiği bir insanı kaybetti mi onun için kederlenir ve yüreğinde acı duyar.  Tıpkı bizim yüreğimizdeki sızı gibi.  Zamansız bir gidişin görüntüsüdür Ahmet Teralı'nın bu dünyadan çekip gidişi.
Bu dünyanın çarkı veya döngüsü ne ki?  Döner döner de bir sürü değeri  o dönen çarkın dişleri arasında eritir gider.  Nice beyinleri, nice değerleri ve nice hazineleri...
Ahmet Teralı dostumuz da o değerlerden biriydi.  Bir hazine, bir paha biçilmez ve gerçek anlamda "insan"dı.  İnsan olmak demekle insan, insan olamaz.  Ahmet Teralı, gerçek anlamda insandı ve insanlık doluydu.  Onun insanlığını hangi teraziye koyarsanız koyunuz ve tartınız, o terazi onu tartamaz.  Ne de ona paha biçilebilir dünyada bıraktığı izlerle ve o anlamlı hayat tablosu ile.
O nedenle "Ahmet Teralı'yı kaleme almanın zorluğunu" anlatıyorum.  Onun bu dünyadan taşan değerlerini anlatmanın sıkıntılarını ve ona yetişme güdülerimi dile getirmeye gayret ediyorum.
Bazan kahrolurum böyle güzel insanların bu dünyadan zamansız gidişine.  Adeta sorasım gelir Ahmet Teralı dostuma.
"Senin hakkın yoktu zamansız bu dünyadan göçüp gitmeye ve bütün sevenlerini arkada bırakmaya. Böyle bir hakka sahip miydin bir candan öte?"gibi bir ifade...
Gerçekten Teralı'nın gidişi zamansızdı.  Onun geçmişine baktığımda, toplumdaki onurlu duruşunu gözlemlediğimde, ne büyük bir adamı kaybettiğimizi anlarım.  Ulusal değerler ve ulusal bellekler hep onun özünde vardı.  Kıbrıs Türkünün o uzun ve meşakkatli yolunda ve cephesinde birebir düşmanla çarpışan Erenköy Mücahitlerindendi Teralı.  Yüreği patlaktı.  İçindeki Türklük ve varoluş mücadelesi, onu fırtınalı bir denizde atmıştı ta Erenköy sahillerine, o kıraç ve yorgun tepelere.
Erenköy'e çıkmak ve Erenköy'de çarpışmak yürek isterdi.  Ahmet Teralı'da o yürek vardı ve Erenköy'e çıkmıştı. Defterlerini kitaplarını üniversitenin tozlu sıralarında bırakıp vatanın kurtuluşuna katkı koymak için çıkmıştı Erenköy'e, bir dava uğruna.  O çıkışın elbette bir izi kalacaktı oraya giderken de oradan gelirken de.  Orada kimileri şehit oldu, kimisi malul gazi oldu, kimisi gazi ve kimisi de şehit.  Kader denen şey onun hayatta kalmasını sağladı.  Bir gazi olarak döndü Erenköy'den.
Sevgili Ahmet Teralı sonra Ankara'ya döndü kitaplarına ve üniversitesine.  O talebelik yıllarında da durmayan bir makina gibi çalıştı, didindi ve o zor günlerin yokluklar girdabında çırpınan Kıbrıslı talebelere ağabeylik, babalık etti. Kıbrıs Türk Kültür Derneği'ndeki görevleri de o heyecanlarının bir parçasıydı.
Yıllar ne çabuk geçer değil mi?  O yıllar geçip gitti ve sevgili Ahmet Teralı memleketine döndü.  Buraya geldiğinde de hiç durmadı.  Üretti ve ürettiklerini kendi halkına verdi.  Sanki de toplumun bilgi hazinesine çivi çakar gibi çaktı bilgi çivilerini.
Bir çok önemli görevlerde bulunurken, en son görevinin YDÜ'nde öğretim görevi olduğunu biliyoruz.  Kooperatif'in Yönetim Kurulu üyeliği ayrı. Oradan da kendi isteği ile ayrılmıştı siyasetin çirkinliğine ve o gazaba gelmemek için.  Ve daha nice sayamayacağım kadar kabarık bir "görev" listesi.
Bazan onunla sohbetlerimizde, ne kadar dolgun ve ne kadar ağırbaşlı olduğunu, ne kadar bilgi yüklü olduğunu anlardım.  Ve kendime şunu söylerdim ve hala söylüyorum.
"Ahmet Teralı gibi bir değer, neden bir bakan olamadı, neden bir meclis başkanı veya daha da etkin bir makamda bulunamadı, neden onu mecliste göremedik?"
Bir de şu yargıya varırım o soru sonrasında...
"Bu toplum ve bu halk, sadece siyaset cambazlarını ve siyaset madrabazlarını milletvekili ve bakan yapar." derim ve eklerim.
"Ahmet Teralı, ne madrabazdı ne de siyaset cambazıydı.   O nedenle bir siyasetçi olmadı."derim.
Doğru değil mi?  Teralı hep doğruları söyledi, doğrular için savaş verdi ve hep toplumdaki onurlu duruşunu korudu.  Kişisel çıkarlar uğruna kişiliğinden ve onurundan zerre kadar taviz vermedi.
Ahmet Teralı her halde bu dünyada nesli tükenen değerlendendir diye düşünüyorum.  Gerçekten büyük bir değeri kaybetmenin sızısı hala yüreğimizde.  Yazıklar olsun bu değerin gidişine.
Allahtan ona gani gani rahmetler, yaslı ailesine de en derin taziyelerimi dilerken, buradan Lefkoşa Belediye Başkanı'na, YDÜ Rektörlüğüne birer mesaj göndermek isterim.
Lefkoşa Belediyesi her halde güzel bir caddeye, YDÜ Rekötörlüğü de bir anfiye veya öğrenim odağına onun ismini verirler ve onu ebedileştirirler.  O anfiye girdiğimizde, onun adını taşıyan sokağa girdiğimizde onun o asil ruhu ile bütünleşiriz belki. 
Pek tabii ki bir görev de onun en yakınlarına ve ailesine düşüyor.  Ahmet Teralı'yı anlatacak, bir dava adamının, bir mücahidin arkada bıraktıklarını kalıcı hale getirecek bir kitabın yazılması ve onun isminin ve ideallerinin gelecek nesillere taşınması önemlidir.  Lütfen yakınları onu ebedileştirsinler.
Allahın katı sana cennet olsun sevgili Ahmet Teralı...

   554 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  13 Nisan 2008, Pazar   "Lale Devri"
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi
  11 Nisan 2008, Cuma   Surlariçi "Özel Turizm Alanı"
  10 Nisan 2008, Perşembe   "Gönüllü çevrecilik" nasıl birşey?