Erçakıca doğru söyledi
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   7 Şubat 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık brifingde Hristofyas'ın Tasos'tan farkı olmadığını vurguladı ve bunu vurgularken de AB'nin Türkiye ile olan ilişkilerine ve Rumların olumsuz tavırlarına değindi.
Önce Erçakıca'nın brifinginden alıntılar yapalım.
"Türkiye'nin AB üyelik süreci, Rumlar tarafından kullanılmak istenmektedir.  Başta AB olmak üzere uluslararası güçler buna fırsat verdiği sürece, Kıbrıs sorununa eşitlik temelinde bir çözüm bulmak çok zor olacak. Aynı husus, Hristofyas'ın dünkü basın toplantısında da vardı. Korkarım ki bugüne kadar geçtiği gibi, zaman bundan sonra da geçip gitmesin. Bu taktik, sorunu zamana yaymanın da temelini oluşturmaktadır."
Bir defa Erçakıca'nın bütün söylediklerine katılıyorum.Tümü de doğru. Rumlar eskiden olduğu gibi bu gün de zamana oynamakta ve Türkiye'nin önüne takoz koymaktadır. Seçimden evvel durum neyse, seçimden sonra da durum aynı olacaktır.
Erçakıca'nın vurguladığı en gerçekçi şey, Hristofyas'la Tasos Papadopulos'un birbirinden farkı olmadıklarıdır. Bunu zaten söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Böyle bir teşhisi yıllar öncesinden koymuştuk biz. Geçmişin tarihine bakalım. Makarios'un ve diğer Rum siyasilerin söylediklerine bakınız, tümünün o zaman söyledikleri ile bugün söyledikleri örtüşüyor. 
Meseleyi taa Makarios zamanında ele alır ve bugüne kadar o zaman tünelinde seyahat edersek, Erçakıca'ın söyledikleri "cuk" diye yerine oturur.
Rumların çaldıkları o uzun zamanları ve yok olan yıllarımızı düşünürüm bazen. O yıllarda ne umutlar beslemişiz çözüm olacak diye. Esasında geçmiş bürokrasi yıllarımın bir gereği olarak, bütün görüşme sürecinde bir tarihi yaşadığımı da hesaba kattığımda, Erçakıca'nın şimdi koyduğu teşhisi, ben ve benim gibi aynı tarihi günleri yaşayan insanlar, o zamanlardan koymuşuzdur. Yani Rumların değişmezlikleri. Türklere karşı acımasızlıkları.  Vicdansızlıkları. Hak yeyişleri ve Türkleri azınlık statüsüne sokma gayretleri.
Hristofyas'la Papadopulos'un bu yarışta ipi kimin göğüsleyeceği bizim açımızdan hiçbir şey fark etmeyecek bana göre. Çünkü Erçakıca'nın o teşhisi yine duruma egemen olacak ve "uzun ince bir yolda" yürümeye devam edeceğiz.
Gelelim zaman meselesine. Erçakıca "Rumlar yine zamana oynuyorlar" diyor.  Gerçekten zaman oynuyorlar.  Zamanın onlara bir nurdan ışık gibi, ya İsa'nın ya da Musa'nın üzerlerine akacağını ve bu kutsal insanların Rumlara "Üzülmeyiniz, bu Kıbrıs sizin olacaktır. Siz Türkleri ezmeye ve yok etmeye devam ediniz, çünkü sonunda idealleriniz gerçek olacaktır. Zamana oynamaya devam ediniz." diyeceği günü mü beklediklerini yorumlayalım? Evet!  Rumlar bir mucize bekliyorlar.  Yakılacak Kitap romanı gibi yakılacak Kıbrıs Anayasası, orada dünyanın gözü önünde bütün realiteleri ile durmaktadır. Sanki de Tevrat gibi. Kuran gibi.  O kitabın içinde Türk hakları silinmez bir yazı ile perçinlenmiştir.  Rumlar ne anayasa dinlediler ne de babayasa.  AB de bunun farkında değil veya farkındadır da farkında değilmiş gibi yapıyor.  Yani AB İnsan Hakları Mahkemesi ve insanlık arayışlarımız.
Rumların ne yapmak istediğini bildiğimiz halde biz hangi zamana oynuyoruz, bu da ayrı bir muamma.  Bizim arkaya bakacak halimiz yok.  Ne de Rumların insafa gelmesini beklemek ve "barış" hayalleri kurmak.  Önümüzde daha nice engin ufuklar var geleceği kucaklamak için.  O "geleceği kucaklama" dediğimiz şey, bence KKTC'ye dört elle sarılmak ve devlet olduğumuzu dünyaya göstermektir.  İşte o zaman bu efendiler de AB efendileri de hanyayı Konya'yı öğrenir ve "Kıbrıs Türkleri kendi yollarını çiziyorlar" derler.
Kıbrıs Türklerinin kendi yollarını çizmeleri demek, kendi doğruları ile bir hedefe doğru yol almak demektir. Hristofyas'la Papadopulos'un değişmezliğine bir tavır almak ve Rumların olmadığı bir dünya kurmaktır.
O zaman herkesin başını iki elinin arasına alıp iyice düşünmesi lazım.  "Biz nereye gidiyoruz?" sorusunu sorarak, Rumların çözümsüzlük politikaları içinde, umudu aramanın da bir anlamı olmadığını" ifade ediyorum.
Özetle Erçakıca'nın söyledikleri doğru.  Hristofyas'la Papadopulos'un birbirinden farkı yoktur ve çözüme her hangi bir umut kalmamıştır.  Bizi ancak biz kurtarabiliriz, bu da böyle biline...

   818 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  13 Nisan 2008, Pazar   "Lale Devri"
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi
  11 Nisan 2008, Cuma   Surlariçi "Özel Turizm Alanı"
  10 Nisan 2008, Perşembe   "Gönüllü çevrecilik" nasıl birşey?