Güney Kıbrıs'ta kime 'hoşgeldin' diyoruz?
Yusuf Kanlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Şubat 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Birinci tur seçime sandığa gömüldükten sonra genel inanış Tasos Papadopulos döneminin ve onunla birlikte 1963 öncesi dönemin bir şekilde toplumlararası şiddetten kirlenmiş tüm Rum politikacılarının devrinin kapandığı ve Kıbrıs barış tünelinin sonunda en nihayet ışık belirdiği şeklindeydi.
Papadopulos'un seçim yenilgisi bazı gözlemciler tarafından beklense de yine de sürpriz olmuştu. Başpiskopos Makarios, Dr. Fazıl Küçük ve Spiros Kiprianu çoktan öldüler.
Glafkos Klerides politikanın dışına çıktı, artık botunda balık avlamakta ve meşhur "Anılarım" dizisine yeni kitaplar eklemekle meşgul. Rauf Denktaş ise, her ne kadar yazılarıyla siyasete ışık tutmaya çalışsa da Ankara'daki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile tam işbirliği içerisinde Cumnhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından aktif siyaset sahasının dışına itilmiş vaziyette. Ve şimdi, Papadopulos da siyaset perdesinden ayrılınca, sadece Rum tarafında değil, her iki tarafta da 1960 kuşağı tamamen tarih olacak, siyasetin dışında kalacaktı.
Esasında, 17 Şubat akşamı seçim yenilgisini kabul ettikten hemen sonra yaptığı açıklamada Papadopulos "siyaset üstü" kalacağını, halkın zekasına ve sağduyusuna saygı göstereceğini, ikinci turda yarışacak iki adaydan herhangi birisine işaret etmeyeceğini söylemişti. Ancak, Papadopulos'un bu pozisyonu 24 saat bile sürmedi ve partisi DIKO aracılığıyla her iki adayla ciddi pazarlığa başladı.
DIKO ve Papadopulos iki adaydan da Meclis başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve 2-3 bakanlık daha talep etmekte ve gerek "milli davada" gerekse diğer alanlarda yol gösterici olarak tanımladıkları bir dizi şart ileri sürmekteydiler. Rum basınına göre 18 maddeden oluşan bu şartlar temelde Kıbrıs Türk tarafıyla yapılacak müzakerelerde "olmazsa olmaz" temel isteklerini vurguluyordu Papadopulos'un.
Papadopulos'un üçlü koalisyonunun diğer ortağı sosyalist EDEK ise Hristofyas'dan desteği karşılığı iki bakanlık istediği ileri sürülmekte idi.
Papadopulos ve DIKO'nun isteklerinin tümünü muhafazakar-liberal (ne demekse!) Avrupa Parlamentosu milletvekili, eski EOKA mensuplarının desteklediği Ioannis Kasulidis tam olarak kabul etmedi, Hristofyas ise her şeye evet dedi. Sonuçta önce Papadopulos-DIKO ve AKEL desteğini sonra da o destekle de cumhurbaşkanlığını aldı.
Şimdi her ne kadar Hristofyas ve AKEL Papadopulos döneminin üçlü koalisyon hükümetinin bir şekilde tekrar oluşturulduğu iddialarını reddetseler de, Yorgo Lilikas'ın veya Spiros Kiprianu'nun küçük oğlu, Avrupa Birliği Komiseri Markos Kiprianu'nun DIKO kontenjanından Dışişleri Bakanı olacağı söylentileri ayyuka çıkmış vaziyette.
Hristofyas mı, yoksa 'Hrisdopulos' veya 'Papatofias' mı?
Enteresan değil mi? Bir zamanlar Papadopulos'a Denktaş gibi davranıyor suçlamasıyla "Denktaşopulos" diyordu bazıları.
Rum tarafında gelinen durumda, Perşembe günü yemin edip yeni cumhurbaşkanı olarak göreve başladıktan sonra açıklayacağı kabine ile Hristofyas esasında cumhurbaşkanının kendisi mi yoksa şartların Frankeştayn vari bir şekilde ortaya çıkarttığı ve ipleri cumhurbaşkanlığı ofisinden birkaç yüz metre öteye "politik büro" açma çabaları içindeki Papadopulos'un ellerinde olduğu "Hrisdopulos" veya "Papatofias" gibi bir yaratığın mı cumhurbaşkanlığına seçildiğini ortaya koyacak.
Yani, korkulan Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanlığı'nın kiracısının değişmesinin pek fazla anlam taşımayacağı ve Papadopulos'un "çözüme hayır" temelindeki üçlü koalisyonunun evrim geçirerek devam edeceği ihtimali…
Tabii ki iyimser bir bakış açısıyla ve biraz da Polyanna gibi davranarak Rum tarafında başkanlık sistemi olduğunu, önemli olanın başkan'ın yaklaşımları ve politikaları olduğunu ve hatta aynı üçlü koalisyon Hristofyas liderliğinde devam etse bile ne Papadopulos-DIKO ne de EDEK'in yeni başkana kendi politikalarını empoze edemeyecekleri de öne sürülebilir.
Hatta, yine iyimser bir yaklaşımla bu şer koalisyonunun Hristofyas ve Mehmet Ali Talat arasında, ikilinin son telefon görüşmesinde mutabık kaldıkları yakın gelecekte yapacakları görüşmeye ve olası yeni sürece menfi tesir edemeyeceği de umulabilinir.
Ama, günün sonunda, eninde sonunda, Kıbrıs bir kritik an noktasına gelecektir. Kıbrıs Türk tarafı ve on yıllardır tüm Kıbrıs'ta çözüm çabaları akamete uğrayan uluslararası arabulucu ordusu uzun zamandır adada birleşik federal çözüm için son bir şans olduğunu, bu şansın da heba edilmesi durumunda fiili bölünmenin daimi hale gelebileceği uyarılarında bulunuyor.
Dolayısıyla, ya Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni bir şekilde güç paylaşımı, iki kesimlilik, iki toplumluluk ana prensipleri üzerinde bir federal birliğe döndürebilecek samimi bir süreç başlatılıp, başarılacak; veya adadaki durum çözüm olacak, birleşme Avrupa Birliği çatısı altında gerçekleştirilecek.
Sizce hangisi daha olası?

* Yusuf Kanlı'ya ykanli@hotmail.com veya yusuf_kanli@yahoo.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.

   575 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   301 reformu… Gerçekten mi?
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Kayıp Türkler veya kayıp Avrupalılar
  07 Nisan 2008, Pazartesi   AKP'yi veya Türkiye'yi kurtarma operasyonu
  31 Mart 2008, Pazartesi   Türkiye için çok önemli bir gün
  24 Mart 2008, Pazartesi   Vizyonumuz var… Ama yeter mi?
  17 Mart 2008, Pazartesi   Olağanüstü günler, acayip işler
  11 Mart 2008, Salı   Lalihanlar zaten hiç yaşamadı ki!
  03 Mart 2008, Pazartesi   Şu 'Kemalist zulüm'!
  25 Şubat 2008, Pazartesi   Kedi tırmaladı
  19 Şubat 2008, Salı   Kıbrıs'ta umut ışığı