Berlin notları (2)
Ahmet Göksan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Nisan 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Çarlık Rusyası'nın 19. yüzyılın sonlarına doğru başlatmış olduğu baskılar durdurak bilmeden sürdürülüyordu. 20. yüzyıl başlarında ise kendilerine bir ortak bulmakta gecikmediler.
Ermeniler kendilerine sunulan küçük sayılabilecek ayrıcalıklar sonrasında, Çarlık Rusyası'nın kölesi olmanın ötesine geçtiler. Kendilerine çanak içinde sunulan bir takım parçalarla 1905, 1906 ve 1918 yıllarında kırım ve etnik temizlik uyguladılar.
Çanaklarına konulmuş olan parçaları yedikten sonra Mehmet Emin Resulzade'nin önderliğinde kurulmuş olan Türk Cumhuriyeti'ni Ruslarla birlikte ortadan kaldırdılar.
Bu noktadan sonra Ermeniler, Çarlık Rusyası'nın emir kulları olmanın ötesine geçerek çağdaş tanımını kendilerine uygun görenlerle birlikte saldırganlaştılar. Aldıkları bu destekle, 1915 yılında yaşanmamış olan olaylarla dünyayı kandırmayı ne yazık ki başardılar.
16 yıl önce Azerbaycan toprağı olduğu bilinen Karabağ ve Hocalı'da gerçekleştirilen kırım ve saldırganlığın temelinde bu dürtünün yattığını söylemek olanaklıdır.
Yaşanmış olan bu kırımlarla, Ermenilerin gerçek yüzlerinin dünya kamuoyuna anlatılması artık zorunlu hale gelmiştir. Başlatılan bu hareketin bir bayrak yarışı olarak kuşaktan kuşağa aktarılması gerektiğinin altını çizmek istiyoruz.
Azerbaycan'da 20. yüzyılın başlarında uygulanan kırım hareketlerinin, daha sonraları bölgede yaşamakta olan diğer Türk topluluklarını da hedef aldığının unutulmaması gerekiyor.
14 Temmuz 1959 gününde kırım, Irak Türkleri'ni hedef olarak seçti. Irak'ta o dönemde yaşanan kırım hareketlerinin başında tanıdık isimler başı çekiyorlardı. Şu anda Irak'taki kukla devletin başı olanların babaları ve diğer yakınları bu kırımın da başı idiler.
Son dönemde İngilizlerin, bu bölgede yaşayan Türkleri 'Türkmen' olarak sunmaya çalışması da bu nedenle yanlıştır. Yanlış olduğu kadar da amaçlıdır. Kavram kargaşası yaratarak bölgedeki Türk varlığını belirsizliğe itmeye yönelik bir harekettir.
Daha sonraları Kafkas coğrafyasında Araratizm, Kıbrıs'ta da Helenizm hareketleri ortalık yerlere çıkarıldı. Her iki hareketin ve kırımların amacı büyüklüklerini kanıtlamak içindir. Günümüzde de fırsat buldukları anda bu hareketlerini yineleyeceklerini de söylemek istiyoruz.
21 Aralık 1963 gecesinde Kıbrıs Türkleri'ne yönelik olarak başlatılan kırım hareketini, 1950'li yıllarda başladıkları kırımı tamamlamaya yönelik bir hareket olarak görüyoruz.
24 saatte Kıbrıs Türkleri'ni kırımdan geçiremeyenler, günümüzde birleşik Kıbrıs'ın türküsünü çığırmaya başladılar. Bunu neden istediklerini aklıselim sahibi herkesin bildiğine inanıyoruz.
Silah zoru ile tamamlayamadıkları kırımı, günümüzde ekonomik olarak yapmak istediklerinden kimsenin kuşkusunun olmadığını biliyoruz. Bilmeyenlerin bilenlerden öğrenmelerini öneriyoruz.
Berlin'deki toplantılar sırasında, yaşanan bu kırımların, bilimsel yöntemlerle incelenerek değerlendirilmesinin yapılması kabul edilmiştir. Ortaya çıkarılacak olan bilgilerin değerlendirilmesinin yapılması sonrasında dünya kamuoyuna sunulacaktır.
Gerek Türkiye gerekse Azerbaycan'ın Ermeniler tarafından ortak saldırıya uğradığını yadsımak olanaklı değildir. Bu nedenle ortak hedefe doğru birlikte gitmek kaçınılmazdır. Saldırgan Ermeni yönetimlerine, "gelin belgeleri birlikte inceleyip doğruyu bulalım" çağrısının havada kaldığını bu arada söylemek istiyoruz.
Bu toplantıya, siyasetçilerin neden katılmadıklarını anlamanın zor olduğunu söylemek istiyoruz. Bunun yanı sıra gözlemci olarak bile bazı görevlilerin gönderilmemiş olması anlaşılır gibi değildir. Bu hususun bizlerde burukluk yarattığını söylemekle yetinmek istiyoruz.
Ermeni saldırganlığını kesmenin veya kesebilmenin yolu, bu çabaların sürdürülmesini gerekli kılmaktadır. Buna karşın dernek veya vakıfların güçlerinin bir noktaya kadar olduğunun da unutulmaması gerekiyor. Türk ve Azerbaycan devletlerinin gösterecekleri çabalar, başarıya giden yolu aydınlatacaktır.
Bizden bu kadar demiyoruz ve demeyeceğiz. Türkiye'nin esenliğine giden yolda çalışmalarımıza devam etmekte kararlı olduğumuzun bilinmesini de istiyoruz. Hodri meydan…
Geçtiğimiz günlerde açılacak olan uluslararası fuar için seçilen yer konusunda başlayan tartışmalar devam ediyor. Uzun süren hazırlıklar sonrasında İzmir'in seçileceği beklentisi vardı. Ama olamadı…
Hınzırca yapılan duyuru ile İzmir'in kazandığı duyuruldu. Sonrasında da Milano'nun kazandığı açıklandı. Sonucun açıklanması ile Türkiye'nin hakkının yendiği söylenir oldu. Bu noktada durup düşünmek gerekiyor.
Doğal olarak gerekli hazırlıklar yapılmıştı. Haklı olarak da olumlu sonuç bekleniyordu. İzmir'i temsil eden yöneticilerin kendi içlerinde birlik olamadıkları noktada, alınan bu sonucu son derece doğal karşılamak durumundayız.
İnandırıcı olmanın yolunun, kendi içinde birlik olmaktan geçtiğinin de unutulmaması gerekiyor.
Sevgi ile kalınız…    

   469 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Sahibinin sesi
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Berlin notları -1-
  09 Mart 2008, Pazar   Güllü rüzgar
  02 Mart 2008, Pazar   Perdenin karagözleri
  17 Şubat 2008, Pazar   Israrın yanlışı
  10 Şubat 2008, Pazar   Maydonoz satanlar
  03 Şubat 2008, Pazar   Ebenin körü
  27 Ocak 2008, Pazar   Bohçanın yamalısı