|
*** Potpourri, seçmeler demek. "Kıbrıs sorunu"nu düşünmeden, yazmadan olmuyor. Kendi adıma bu konuya ilişkin bana göre gerçekleri sürekli yazmayı bir görev sayıyorum. Toplum içindeki her ferdin, geçim derdi ve diğer sorunlara çözümler ararken 'Devletimiz ne olacak? Ekonomimiz nasıl güçlenecek? Kendi kendimize yeterli olabilecek miyiz? Bağımsızlığımızı koruyarak, yeni nesillerin de bu sorumluluğu taşıması ile geleceğe umutla bakabilecekmiyiz?' gibi soruların yanıtlarını da bulmaya çalışmaları önemli. Toplum içindeki her fert kendine düşen görevi yapmalı. KKTC'nin güçlenmesi için herkes katkı koymaya çalışmalı. Bu nasıl olur? Devlete sahip çıkmakla olur. Hükümet görevini yapmaya çalışıyor. Herşey iyi güzel mi? Hayır. Ancak demokratik ülkelerin tümünde bu sorunlar var. Hükümetler her alanda başarılı olamaz. Bu zaten mümkün değil. Ancak KKTC devletinin çok özel bir durumu söz konusu. Bu özel durumu anlatmama gerek yok. Bunu herkes biliyor. Önemli olan bir katkı koyabilmek. Yani KKTC olarak yaşamamıza katkı koyabilmek. *** BM Genel Sekreteri Moon, "Kıbrıs'ta çözüm için ivme yakalanmalı" diyor. Kuşkusuz iyi niyetli, ancak bu sözler havanda su dövmeye benzer o kadar... Yani BM'nin girişimleri ile başlatılacak yeni görüşmelere umut bağlamak boşuna. Neden mi? Çünkü biz KKTC olarak halâ kırmızı çizgilerimizi ortaya koyamadık. *** Almanya'daki Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, "Türk askerinin adadan çekilmesine katılmakla birlikte bunun müzakerelerde ön koşul olarak ortaya konmasını yanlış buluyorum..." demiş. Yani müzakereler yapılsın, anlaşma yapılsın, ondan sonra Türk askeri çekilsin mi demek istiyor bu hanımefendi? Bu hanımın 1997'de Türkiye ile KKTC arasında imzalanan ve KKTC'nin güvenliğini garanti altına alan anlaşmadan haberi yok herhalde... *** KKTC içinde, KKTC devletine inanmayan, bu devletin her türlü nimetinden yararlanıp da halâ federal, birleşik Kıbrıs ve hatta eski Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarımıza geri dönelim gibi görüşleri yaymaya çalışanlar da var. Tabii ya. Demokrasi var kardeşim. İşte Rumlarla bizim aramızdaki fark da bu. Onlar ne istediğini çok iyi biliyor ve birlik içinde hareket ediyor. Bizde ise her kafadan bir ses çıkıyor. Bizde, görüşmelere başlayalım nasıl olsa çözüm bulunacak politikası yürürlükte... En tehlikeli olan da bu. Önkoşulsuz, kırmızı çizgilerden yoksun bir politika izlerseniz, işte sonunda böyle her kafadan sesler çıkmaya devam eder. *** 1'inci Cumhurbaşkanı Denktaş Cumuhurbaşkanı Talat'ın koluna girip "Hristofyas'a iki devleti söyle" demiş. Gazetelerin haberlerine göre 1'inci Cumhurbaşkanı Denktaş Cumuhurbaşkanı Talat'a Rum yönetimi lideri Hristofiyas'a iki devletli çözümden yana olduğunu söylemesi önerisinde bulunmuş. Çok iyi yapmış Denktaş... Şimdi KKTC halkı merakla bekliyor ve şu soruyu birbirlerine sormaya devam ediyor. Acaba Cumhurbaşkanı Talat Hristofiyas'a, 1'inci Cumhurbaşkanı Denktaş söyledi diye değil, kendi politikası da aynı olduğu için, iki devletli çözüm önerisini sunar mı? Hani İngilizce'de bir söz var. "Man lives with hope..." İşte bizde Talat'ın KKTC devleti adına. KKTC Cumhurbaşkanı olarak ve KKTC'yi temsil ederek böyle bir politika izlemesini bekliyoruz, umut ediyoruz. *** Daima olduğu gibi AB sessiz ve derinlerden geliyor. Amacı apaçık ortada: ''Kıbrıs'ı birleştirelim. Kıbrıslı Türkleri de Kıbrıs Cumhuriyeti içine bir şekilde entegre edelim. Onlara birtakım haklar verelim. Cemaat hakları verelim. İki taraf arasında bir anlaşma bu çerçevede gerçekleşebilir.'' AB'nin politikası da bu. Sakın kimse bunu unutmasın...
|