|
BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşler Yardımcısı, Lynn Pascoe de adamızı ziyaret etti ve gitti. Haftaya da Atina ve Ankara’yı ziyaret edecekmiş... Ondan öncekiler gibi, o da, Kıbrısımızda hoş ve zevk verici günler geçirdi. Tatil yaptı diyemiyorum, çünkü Cumhurbaşkanımız Talat, Hristofyas, siyasi parti liderleri, sivil toplum temsilcileri ile çok kez görüştü, konuştu, bilgi aldı. Giderayak Ledra Palace’ta bir de basın toplantısı düzenledi. Siz zanneder misiniz ki diğerlerinden farklı şeyler söyledi, hayırlı bir haber ve müjde verdi? Öyle birşey yok. Gayet güzel ziyaret yapmış, faydalı görüşmeleri olmuş, tarafların Kıbrıs sorununu çözmek niyetinde olduklarını ve Kıbrıs halklarının 21 Mart Talat-Hristofyas görüşmesinden sonra beklentileri olduğunu ve umutluluklarını dile getirdi. Söz de verdi. BM her zamanki gibi barış, görüşme, çözüm sürecine yardımlarını esirgemeyecek, tarafları cesaretlendirecek. Allahına kurban olayım, 1968’den beri bu BM yetkilileri, Genel Sekreteri, yardımcıları, temsilcileri, koordinatörleri, raportörleri ne yapmaktaydılar? Yardımcı olmuşlar. Oldular da yardımları sonucu Kıbrıs sorunu çözümlendi mi? Bu da geldi gitti. Umut verdi, memnuniyetini vurguladı. İki lider gözlerini adil ve kalıcı bir çözüm bulmaya dikmiş. Olabilir. Sözünü ettiği iki lider yardımcıya mı muhtaç? Yalnız başlarına, analarına danışarak, nasihat alarak bu belayı defedemezler mi? Bence ederler. Ne BM’ye, ne AB’ye, ne Amerikan’a, ne İngiliz’e, Fransız’a, Rus’a, Çinli’ye; kimseye ihtiyaçları yoktur. Yeter ki kendileri iyi niyetle, kararlılıkla masaya otursunlar ve ciddi pazarlıklar sonucu bu işi bitirmeye niyetlensinler. Ama, olmadı, olmuyor, bu gidişle de olmayacağa benziyor. Nedeni ortada. Ne bir taraf, ne de öteki, karşısındakine birşey vereyim demiyor. Vereyim ve karşılığında alayım düşüncesi hakim olamıyor. Aradaki güvensizlik, Amerikan, İngiliz ve diğer yabancıların iş karıştırması Kıbrıs sorununun çözümlenmesini engelliyor. İster Ledski dirilsin de yeniden gelsin, ister Ghali, ister Annan, Ban Ki Moon, Weston, Lord Hannay; kim gelirse gelsin, arabuluculuk yapmaya soyunsun, kendince yardımcı olsun bu iş tatlı bir çözüme, anlaşmaya gitmez. Bugün Lokmacı Barikatı açılacakmış. Eee, ne olacak yani? Kıbrıs sorunu halledilmiş mi olacak? Ne münasebet. İsterlerse on kapı daha açsınlar. Kolay gelsin, hayırlısı olsun... Dediğim gibi iki lider, analarının da nasihatleri, tavsiyeleri ve yardımları ile karar verip bu sorunu çözmeye bakmaz-larsa, Pascoe de gelir gider, daha çokları da... Unuttunuz mu? Kıbrıs sorunu başlayalı BM’de altı Genel Sekreter değişti, çok planlar sunuldu. Sıfıra sıfır, elde var sıfır. İstemeyiz yabancıları ve dış müdahaleleri. Kendi evimize biz istemeden bir yabancı girip de ailemizin ve evlatlarımızın geleceğini, güvenliğini şekillendirmeye kalkışabilir mi? İstemeyelim, evimize ve işlerimize kimseyi sokmayalım. O halde evet, sokmayalım içimize yabancıları. İster yardımcı, ister arabulucu, ister "cesaret verici" olsunlar. Unutmayalım ki, karıştıkları andan itibaren kendi çıkarlarını ön planda tutacaklar. İşin aslı budur. Yeter artık. Yazıktır giden, harcanan bu kadar zamana, masraflara. Gerginliğe, güvensizliğe, uzlaşmazlıklara son vermek bizlerin elinde. İzin vermesek, çağırmasak, aramıza sokmasak, kim nasıl gelip de bizlere musallat olacak? Haydi Sn. Talat, Sn Hristofyas, iş başına. Dediğim gibi ha! Kulak vermeyiniz bana da ömrünüzün sonuna kadar çırpınıp durasınız.
|