Örek’i andık
Özcan Özcanhan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Mart 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Dün, yine mezar başında idik.
Bu kez, eski Savunma ve Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanı, Başbakan rahmetli Osman Örek’i anmak için kabri başında toplandık. Sevgili kızı, Örek’in arşivlerinden bulup birkaç önemli parçayı dile getirdi. Kıbrıs’a ilk BM Barış Gücü’nün nasıl konuşlandırıldığını, ilk arabuluculuğa getirilen Finli diplomat Sakari Tuomioja (Başbakan kaç kez Tuomioja dedi. Yanlış. Okunuş Tuomuoya’dır), ile tartışmasını aktardı. Kıbrıs Türkleri’nin ve Türkiye’nin tutumlarını vurgulayışını belirtti. BM’nin haksızlık yaptığına sert biçimde tepkisini seslendirdi. Bilmediklerimizi de öğrenmiş olduk. Kendisine yürekten teşekkürler. Ondan sonra Başbakanımız Sn. Soyer aldı sazı eline. Uzun konuştu, tekrarladı durdu. Dr. Fazıl Küçük, Osman Örek, Rauf Denktaş üç arkadaş... Mısralarını ve o günlerde dillerde dolaşan üç liderimizin örnek çalışma ve mücadelelerini vurguladı. Çelenklerin konması ile törenin tamamlandığı açıklandı.
Katılan dostlar, tanıdıklar, yetkililer, protokol mensupları dağılmak üzere iken dayanamadım. Olduğum yerden haykırdım:
- Allah rızası için ruhuna Fatiha...
Ve, Fatiha suresini bilenler duayı okudu.
Bu gibi anma törenlerinde, her nedense, hep unutuluyor.
Dinimiz gereği, bize öğretilenlere göre, kabir başlarında yapılan törenlerde dahi Fatiha okunmalıdır. Tören yapılmasa bile, kabri ziyaret edilen bir şahsın baş ucunda mutlaka İhlas suresi ve Fatiha okunur. Bizler öyle alışageldik.
Rahmetli Osman Örek’in ruhunun huzur içinde bulunması için hepinize de aynı çağrıyı yapıyorum. Bulunduğunuz yerden onun ruhuna, Allah rızası için birer Fatiha lûtfediniz.
                                  ***
Osman Örek çocukluğumda tanıdığım siyasi liderlerimizden biridir. Daha ilk okula giderken Selimiye Camii meydanında, kız ilkokulunun dibinde bir töreni, mitingi izliyorduk. Kürsüde, lideri-miz Fazıl Küçük, yanında Rauf Denktaş ve Osman Örek vardı. İngiliz idaresine, adaletsizliğine karşı bir direnişin başlangıcı idi. Evkaf Mürahhası dedikleri, İngiliz’in adamının elinden idareyi Kıbrıs Türkleri’nin eline teslim etmek mecburiyetinde bırakılmıştı İngiliz Vali ve Komiseri... 1950’li, 60’lı yıllarda Osman Örek hep Fazıl Küçük’ün yanında yer aldı. Karanlık günlerde, mücadele yıllarında emeğini esirgemedi. 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildiğinde; Fazıl Plümer, Tarım ve Orman Bakanlığına; Dr. Niyazi Manyera Sağlık Bakanlığı’na ve Osman Örek de Savunma Bakanlığı’na getirilmişti. 1963 “Kanlı Noel” çatışmaları ile iki toplumun ayrılması sonucu oluşturulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi’nde, Kıbrıs Türk Yönetimi’nde, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nde, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nde hep görev aldı. 1974 ve sonrasında da başrollerde idi. Elimden çok çekti rahmetli. Sizlere de anlatmaktan kendimi alamıyorum. Bir akşam Hammalın Cömert Meyhanesi’nde, Rahmetli Kemal şemiler (Lefkoşa Serdarı) ile bir sürtüşmesi oldu. Hasan Çıngı ve ben Şemilerin masasında idik. Bir ara içeriye Osman Örek, Dr. Necdet Ünel, Dr. Burhan Nalbantoğlu, yanılmıyorsam Dr. Kaya Bekiroğlu ve üç beş arkadaşları girdiler. Ayrı uzun bir masa hazırlandı. Oraya yerleşip siparişlerini vermeye vakit bulamadan Serdar Bey bana emretti. "Kalk masaları birleştir. Onlar da bizimle oturacaklar." Yerimden kalkıp Osman Bey’in yanına gittim. Kemal Şemiler’in emri olduğunu söyledim. Galiba o dönem araları açıktı. Osman abi beni tersledi. Geriye döndüm. Tekrar aynı emri veren Kemal Şemiler, biraz da içkinin tesiri ile bana "Bu bir emirdir. Seni vururum. Topla hepsini aynı masaya" dedi. Yeniden gittim ve Osman abiye emri söylemeye çalıştım. Beni azarladı, "sen Nazi SS subayı mısın be!" deyince tepem attı. Az daha silahlar konuşacaktı. Aniden hepsi de kalktı ve yemeden içmeden Hammalın Meyhaneyi terketti... Daha sonraki yıllarda aramız çok iyi idi. Hüseyin Mulla Hasan’ın lokalinde bilardo maçları yapardık. Çoğu kez ben galip gelirdim, sigara paketimi alırdım. Hüseyin, "Yenil be belanı versin. O da kazansın bir paket de ben veririm" derdi rahmetli büfeci Hüseyin Mulla Hasan. Sonra Bakanım oldu. Enformasyon Dairesi’nde görevli memur mücahit idim. Hiç unutmayacağım...
15 Temmuz 1974 Yunan Cuntası’nın Kıbrıs’taki darbesinden sonra, seferi durumda Köşklüçiftlik 20’nci bölükte iken, 19 Temmuz akşamı Örek evinden birşeyler alıp gitti. Bekçi bana durumu anlattı. Panik başladı. Mahalle boşaldı. Ne de olsa Osman Örek evinden birşeyler aldı gitti. Demek tehlike var. Bir iki saat sonra Örek yine döndü. Bekçi bana bildirdi. İnanamayacaksınız ama, ben bu haltı yedim. Ondan sonra kendisinden bin kez özür diledim. Dün yine kabri başında sessizce kendisinden bir kez daha özür diledim... Evet, o kritik akşam, Mücahitlerin ve halkın morali sıfır. Türkiye yine gelmeyecek, müdahale etmeyecek, Rumlar kendi aralarındaki kavgadan sonra bize dönecek. Nikos Samson Cumhurbaşkanı ilan edildi, daha önce Küçük Kaymaklı’da neler yaptığını Türkler hep bilir... Benim de asabım bozuk. Dikildim Örek’in kapısına ve evden çıkarken kendisine Thompson silahı çevirip, "ne yapıyorsun, hep kaçıp saklanıyorsunuz, halk panik içinde, Mücahitlerin moralini de bozdunuz, Düş önüme. Konuşma yapacaksın mücahitlere" diye bağırarak onu Muharrem Apartmanı önüne getirdim. Allah razı olsun, Sacit Nereli hoca (ilk yardımcı-sıhhiyecimiz) benim asabi çılgın durumumu görünce Osman Bey’e sandalye verdi. Hemen diğer mücahitleri Örek’in etrafında topladık.
Konuş, dedim. "Yarın gelecekler. Gelmeyeceklerse de söyle. Bu defa da mı boşuna bekliyoruz?" Örek tereddüt ediyor, konuşmuyordu. "Bak buraya, basarım tetiğe barsakların çıkar. Söyle bilelim biz de, siz bilirsiniz Mücahitlerin moralini yükselt". Daha fazla dayanamadı ıkıldı sıkıldı ve "sabaha bekleriz..." demeye kalmadı, heşşaaa, kaptık kendisini kucağımıza...
Götür beni geri, dedi. Oradan ayrılırkenden, "beğendin mi yaptığını..." diye azarlamaya başlarkenden eline sarıldım, öpmeye çalıştım. Özür diledim. Çok kez de dilerim.
Bu olayın aramızda kalacağını zannetmiştim. Olmadı. Resepsiyonlarda, Fazıl Polat Paşa’ya, TC Büyükelçisi’ne hep anlattı durdu. Onlar da kahkahayı bastı. Ben özür dilemeye devam ettim ve ederim... Çok çekti elimden dedim ya. Bir de nüfus mübadelesi sırasında Ledra Palas’taki görevliler arasına beni de soktu. Bir gün Rumlar küfürlere başlayınca ben de gayri ihtiyari parmaklarımla, o malum müstehcen işareti yaptım. Hüryaaa, barikatı yıktılar içeri saldılar ki oralarda hiçbir sivil bulundurulamazdı. BM askerleri telaş içinde ne yapacaklarına karar veremeden, Yunan Elçiliği’nin bahçe duvarı üzerinde en az beş otomatik silahlı asker belirdi. Bastım yaygarayı, "bizi BM yetkili mekanda (Ledra Palace otelin arka bahçesinde) öldürecekler" diye. Takas, esir mübadelesi, aksadı. Hoooop. Çağrıldık Osman Örek’in huzuruna. "Ne yaptın be deli gene."
"Osman Abi, anlatayım..." Ve anlattım. Rahmetli, hemen BM’ye bir protesto mesajı çekti. O esir takası yerinde sivil de asker de bulundurulamazdı, hele Yunan askerleri. Ne arıyordu Rum siviller ve Yunan askerleri?
Ertesi güne o görevden de alındım ve Enformasyon Dairesi’ndeki Ercan Binbaşı’nın emrine verildim.
Osman Örek’i her zaman saygı ve sevgi ile anarım, önünde eğilirim ve o günlerde yapmış olduğum çılgınlıklardan dolayı, onun tabiri ile deliliklerden dolayı, bir kere daha kendisinden özür dile-rim. Nur içinde yat Osman Abi. Yattığın yer pür nur, mekanın cennet olsun.

   432 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Haralambus'a kulak ver Başkan
  17 Nisan 2008, Perşembe   İngiltere garantörlük görevini tekrar mı yeniledi?
  15 Nisan 2008, Salı   Sıraya girdiler, sonu hayır getire
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  11 Nisan 2008, Cuma   Geçmişi deşmeyelim geleceğe bakalım
  10 Nisan 2008, Perşembe   İngiliz-Türk-Rum kültürü karışımı
  06 Nisan 2008, Pazar   Su, lokma, barış
  03 Nisan 2008, Perşembe   Pascoe de geldi gitti
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Medya için