|
Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, dünkü basın toplantı-sında devlet ve siyaset adamlığında başarılı olacağı izlenimini yansıttı. Koskoca AKEL Genel Sekreterliği’ni meğer boşuna yürütmemiş. Yaklaşık 200 yerli ve yabancı medya mensubunun sorularını büyük bir olgunluk içinde ve açık kalplilikle yanıtladı. Yabancıları, hatta Türk gazetecileri bile etkiledi. Onları barış, çözüm ve anlaşma istediğine, bunda da azimli ve istekli olduğuna inandırdı. Basın toplantısından sonra beni soru yağmuruna tutan Macar, İngiliz ve Rum gazeteciler, Hristofyas’a tam puan verdi. Onun yaklaşımının haklılığına işaret etti. Dilimin döndüğünce onlara Cumhurbaşkanımız Talat’ın da barış istediğini, müzakerelere iyi niyetle gideceğini anlatmaya çalıştım. Pek inanmış görünmediler ve sordular; "Hakikaten Sn. Talat, 8 Temmuz anlaşmasının altına attığı imzayı geri çekmeye, inkar etmeye mi hazırlanıyor?". Hayır, dedim. "Öyle birşey de yok. Zaten Hristofyas da, Talat imzasını inkar etti demedi. Biz attığımız, Papadopulos’un attığı imzaya sadığız, arkasındayız. Talat da imzasının arkasında dursun, onu bekler, onu isteriz"... Dikkatimi çeken bir husus daha vardı. Hristofyas’ın açış konuşması, sorulan sorular, verilen yanıtlar üç dilde medyaya aktarıldı. Rumca, Türkçe ve İngilizce. Salona giri-şinde de Hristofyas Türk gazetecilere "hoş geldiniz" diyerek, beni şahsen tanıdığından dolayı hemen bana yürüdü ve kucakladı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na girişimizde sivil polisler kameralarımızı inceledi. Etrafta sıkı güvenlik önlemleri olduğu gözümden kaçmadı. Bu arada Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ve Adalet-Kamu Düzeni Bakanı Kipros Hrisostomides ve bazı meslektaşlar ile sohbet imkanı buldum. Hepsi de merak ediyor. "Bu kez Talat yardımcı olacak mı, Hristofyas ile sorunu çözecekler mi?" Vallahi, Hristofyas’ın söylediklerini bizim politikacıların ve Türkiye ileri gelenlerinin kabul edeceklerini sanmıyorum. Çünkü Hristofyas; "8 Temmuz müzakerelere başlangıç esasını oluşturmalıdır. Biz bu anlaşmadan başka, iki toplum arasında bir anlaşma kabul etmiyoruz. Bulunacak çözüm 1977-79 Doruk Anlaşmaları’nın öngördüğü iki bölgeli, iki toplumlu federal, ama bütün, birleşik bir Kıbrıs isteriz, işgale son verilmesini, yerleşiklerin gitmesini, BM kararlarına uyulmasını, insan haklarına saygı göste-rilmesini, Kuzey’de ızdırap çeken insanların acısını dindirmeyi, ortadan kaldırmayı istiyoruz. Bunun için mücadele etmeliyiz. İyi nihet ve azim olduktan sonra, işgalin sonuçlarını da ortadan kaldırabiliriz. Samimiyet, iyi niyet, çözüm arzusu olursa Kıbrıs sorununu çözeriz. Bir ay zarfında da olabilir. Neden olmasın? Ama, Talat’la görüşmemizde hazırlık buluşmasında anlaşamaz isek, öldük bittik diyerek görüşmelere son mu vereceğiz? Görüşeceğiz; bir daha, bir daha, bir daha... Zaman kaybetmek istemeyiz ama acele ile de hataya düşmemeliyiz. Kalıcı, adil, işlerlikli bir çözüm olmalı." görüşlerini ifade etti. Hristofyas’a, başka nasıl formül düşündüğü sorulunca, "bunları açıklamak, geçmişe dönmek işe yaramaz. Azami surette kırıcı, sıkıştırıcı, hakaretamiz, olumsuz açıklamalardan ve beyanatlardan kaçınmalıyız. Bizler de, sizler de..." diyen Hristofyas’ın, rahat, huzur ve soğunkanlılık içinde konuşması, soruları yanıtlaması ve olumlu mesajlar vermesi kamuda geniş yankı uyandıracaktır. Ama, bizimkiler elbette memnun kalmayacaktır. Öyle görülüyor ki Hristofyas Sayın Talat’ı çok zor durumlara sokacaktır. Alman politikacı Clauda Roth ile görüşmesinden sonra Talat’ın değişik rüzgarlar estiğinden söz ettiği hatırlatıldı. Ona da rahat yanıt verdi. Bana da... Kendisine, "Siz, Ekselansları, Sayın Cumhurbaşkanı, 8 Temmuz diyorsunuz, Talat, Annan Planı’ndan bahsediyor; siz başka şarkı, Talat başka şarkı okuyor. Yapacağınız görüşme ölü doğmuş bir bebek olmayacak mı? Hazırlık görüşmesi dediniz, bunca yıldır görüşmeler yapılmaktaydı, neyin hazırlığı olacak şimdi?" dediğimde de, evirdi çevirdi, önemli olanın iyi niyet, samimiyet ve sorunun çözümü için siyasi istekliliğin olmasına işaret etti. "Gecikmeden Kıbrıs sorununu çözmeliyiz. Yunan darbesinin ve onun sonrasının izlerini kaldırmak için mücadele etmeliyiz. Bu vatan dediğimizde yalnız bizim değil, Kıbrıs Türkleri’nin de vatanıdır. Halklarımızın ve vatanımızın iyiliği, geleceği için mutlaka çözüm yaratmalıyız. Biz bunu yapabiliriz. Çocuk değiliz, ellerimizden başkalarının tutmasına gerek yok. Medeni insanlarız, Avrupalıyız, Avrupa’nın parçasıyız. Ne Türkiye’nin, ne Yunanistan’ın ne İngiliz’in ne de başkalarının müdahalesine, elimizden tutmasına neden olunmamalıdır. Biz kendimiz istekle, iyi niyetle, sorunu çözmek için masaya oturmalıyız. Biz hazırız. Sayın Talat da umarım aynı düşünür. Hristofyas Ledra-Lokmacı barikatının açılmasının da yardımcı olacağına işaret etti. Yalnız o değil, Yeşilırmak-Limnidi ve diğerleri de açılırsa halkın temas edişi artar. Hem de oradaki Rumlar Lefkoşa’ya gelmek için adayı dolaşıp 2-3 saat harcayacaklarına, 50 dakikada yeni yoldan varabilirler..." diyen Hristofyas, Türkiye’deki gelişmelerin dile getirilmesi üzerine de, Türkiye’ye, demokrasisine, insan haklarına onların karar vereceğini, Başsavcılığın açmış olduğu kapatma davasına değinirken de, oradaki gelişmeler buraya da yansıyacaktır, etki yapabilecektir görüşüne katıldı. Ancak, ne Türk hükümetine ne silahlı kuvvetlerine saldırmamaya özen gösterdi. 1974 müdahalesine de "askeri müdahale" dedi, "işgal ve istila" harekatı demedi. Türkiye’nin AB’ye girmesini arzuladıklarını, bunun Kıbrıs sorununun çözümüne de katkı koyacağını belirtti. Saat 11.00’de başlayan basın toplantısı 12.15’te son buldu. Herşeyi bütün detayı ile buraya almaya kalkışsam sayfalara sığma-yacak... Ancak, yarın yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesi arifesinde Hristofyas’ın böyle bir basın toplantısı düzenlemesini, zamanlamasını ve amacını net olarak anlayamadım. Acaba, eski dostu Talat’ı daha güreş ringine çıkmadan, güreşe başlamadan tuşa getirmek için kamuoyu oluşturmak ve dünyayı yanına almak amacıyla yapmış olabilir, diye düşünüyorum.
|