Çok ağır hakaret
Özcan Özcanhan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   22 Şubat 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hakaretin bu kadarı da olmaz ki...
Sosyal yaşantımızda iletişimin birçok çeşidi vardır. Birkaç örnek verelim... Yazarak, dinleyerek, işiterek, görerek vs.  yani işitsel, görsel ve hissederek...
En önemli iletişim konuşmak yolu iledir. Hayvanlar, kuşlar, böcekler bile kendi aralarında ses vererek, sinyaller göndererek birbirleri ile iletişim kurarlar, konuşurlar, koklaşırlar, anlaşırlar, kavga ederler...
Teknolojinin inanılmaz boyutlarda ilerlemesi sonucu uydular, radyolar, bilgisayarlar, televizyonlar iletişim araçları olarak kullanılıyorlar..
Gelelim asıl konumuza. Televizyon dedik ya. Bizim bir televizyon kanalında, bir programda, Kıbrıs’ı tartışan seçkin (!) kişiler olarak sandığımız bazı okumuşlar fazla heyecanlanmış, kendilerinden geçmiş olacaklar ki, söylediklerini kendileri de duymaz oldular. Ve ileri geri laflar kullanarak başımızdaki en üst makam sahibi, seçilmiş Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat’a birkaç kez "Lan sen kimsin! Kosova’yı tanımazmış. Lan sen, kim oluyorsun..." diye saldırıp eleştiri dozunu kaçırmıştır. Kanımca çok ayıp etmiştir. Kendisine yakıştıramadım..
Evet, biz çok yaşadık böylesi aşağılanmayı ve hakareti.
Kendinibilmez bazı kişiler, genelleştirerek bütün Kıbrıs Türkleri’ne, "İngiliz piçi, gavur piçi, sizi biz kurtardık..." demediler mi? Bizzat yaşayanlardanım. Ama, başkaları gibi susup kalmadım. Neden İngiliz, gavur piçiymişim?
Anam babam belli, soyum sopum belli. Dedelerimin dedeleri Osmanlı döneminde Konya Ermeneği’nden gelmiş. Aile ağacımızın kökleri oralarda.
Benzeri hakaretamiz davranışa maruz kalan bazı dostlar, "aldırma yahu" deyip sineye çekti, sustu ve "belaya mı gireceksin, bırak söylesinler" gibi laflarla bize de sinmeyi tavsiye etti.
Olmaz. Olamaz. Bizim yaradılışımızda, mizacımızda böyle hakaretleri sineye çekme alışkanlığı yoktur ve olamaz da.
İnsanlar öfkelenip de kontrolü elden kaçırdıklarının farkına varmadan, beklenmeyen, arzu edilemeyen sözler kullanırlar. Kendilerine gelince yaptıkları hatayı anlarlar ve özür dilerler.
İşte şimdi önermek isterim. Sayın Cumhurbaşkanımıza "Lan sen..." diye hitap ederek, TV ekranlarında, sözde hesap sormaya, eleştirmeye kalkışanlara, "lütfen özür dileyiniz, size böyle davranışlar yakışmaz, ne de karşınızdakiler böylesi muameleyi haketmiştir..." diyorum.
Herşeyden önce insanlar birbirlerine karşı ne kadar saygılı olurlarsa o kadar muteberdirler, ayni saygıyı görürler. Saygı da sevgi ve muhabbete, anlaşmaya, hoşgörüye, uzlaşmaya yol açar. Dengeleri ve sosyal yaşamı, demokrasiyi, özgürlüğü korur. Voyvodalığı, baskıyı, ezgiyi, susturmayı, sindirmeyi frenler.
Umarım, Cumhurbaşkanımızın danışmanları da bu tip hakaretleri yanıtsız bırakmazlar ve haddini bilmeyenlere nezaket kuralları çerçevesinde, hadlerini bildirirler.
***
PUTİN
Kosova’nın bağımsızlık ilanını ABD, İtalya ve diğer ülkelerin resmen tanımasından sonra Türkiye de tanımıştır. Çoğu ülke de tanımak için sıraya girmiştir.
Tanımayanlar, tanımak istemeyenler de protestolarını dile getirmiştir. Putin; Rusya Başkanı da, Yunanistan gibi, karşı çıkanlar arasındadır. Açıkça belirmiştir ve bir ara Kuzey Kıbrıs’tan da bahsetmiştir, Putin efendi.
Bizimkiler, her nedense Putin’in neyi vurgulamak istediğini anlamamışlar ve sözlerini KKTC’ye destek olarak algılamışlar!
Hayır dostlarım, Putin KKTC’yi destekleyici tek laf etmemiştir. O, bizzat Kosova’nın da KKTC gibi tanınmaması gereğine işaret etmiştir. "KKTC de yıllardır bağımsızlık ilan etmiştir, onu tanımadığınız gibi Kosova’yı da tanımamalısınız" vurgusunu yapmıştır.
İki yaklaşım arasında büyük fark vardır. Anlaşılamayacak gibi de değildir. Ama, bizimkiler olayı tersyüz ederek, sanki de, Putin KKTC’nin tanınmasını ister de "madem ki Kosova’yı tanıdınız, KKTC’yi de tanıyınız. Neden KKTC’yi de tanımıyorsunuz" gibi bir dayatması olmuş gibi Putin’i göklere çıkardılar.
"Kosova’yı, KKTC neden resmen tanımamıştır. Derhal tanımalıdır ki karşılığını alsın, kendisi de tanınsın" diyenler de var.
 Hiç mi düşünmüyor bu fanatik milliyetçiler? "KKTC’nin idaresi, kontrolü Türkiye’nin elindedir" diyenlere destek mi atmak istiyorlar? Türkiye’ye, "Siz küçücük Kıbrıs’ta ayrı devlet ilanı, tanınmasını istiyorsanız, KKTC’nin Kosova’yı tanımasını da uygun görüyorsanız, siz de Kürtlerin ilan ettikleri, kontrollerindeki Kuzey Irak bölgesel yönetimini ve devletini tanımaya neden karşısınız" derlerse ve bastırırlarsa ne yapacak? Bu çevreler, Türkiye’nin Kıbrıs’ta barışcıl bir çözümden yana olduğu duyurularına nasıl inanacak? "Hayır, siz Kıbrıs’ta ayrı Kosova gibi devlet istiyorsunuz, ama, Talat da Rumlarla görüşsün emrediyorsunuz. Aldatmaca yapıyorsunuz. Talat neyi görüşecek? Hani iki bölgeli, iki halklı fe-deral çözüm yanlısı ilanları? 
"Kuzey Kıbrıs’ta, Kosova gibi ayrı bir devleti, cumhuriyeti Kıbrıs Rumları’nın ve dünyanın tanıyacağını mı zannediyorsunuz" demelerini mi istiyor bizim çok akıllılarımız?
Durumlar çok naziktir. Dengeleri ve gelişmeleri soğukkanlılıkla, aklı selimle değerlendirmeyi bilmem ne zaman öğreneceğiz.

   600 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Haralambus'a kulak ver Başkan
  17 Nisan 2008, Perşembe   İngiltere garantörlük görevini tekrar mı yeniledi?
  15 Nisan 2008, Salı   Sıraya girdiler, sonu hayır getire
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  13 Nisan 2008, Pazar   Bravo Talat
  11 Nisan 2008, Cuma   Geçmişi deşmeyelim geleceğe bakalım
  10 Nisan 2008, Perşembe   İngiliz-Türk-Rum kültürü karışımı
  06 Nisan 2008, Pazar   Su, lokma, barış
  03 Nisan 2008, Perşembe   Pascoe de geldi gitti
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Medya için