|
Yıllardır çok yakınlarımızın, bildik insanlarımızın sudan, hatta uyduruk gelebilecek nedenlerle bu dünyadan göç edişlerine şahitlik etmek talihsiz-liğini yaşıyoruz. Hele son şu birkaç gün içinde, önce Taner, ardından Pars. Tanrıdan başka kim bilebilir ki, bakalım yarınlar nelere miras! Hastanenin ilgisizliği, ambulans donanım yetersizliği bahane. Tıbbın elini kolunu bağlayan, hatta o doktorun en yakını bile olsa, doktoru çaresiz bırakan öylesine sağlıkla ilgili karmaşık dertler, sorunlar var ki! Varsayalım ki, en bariz doktor hatalarında bile doktoru aklamaya çanak tutan belirsizlikler işte bunun arkasında siner ve gizlenir kalır. Hani bir atasözümüz var; "hata, insanlar içindir" derler ya, doktorun "ya ben de bir gün hataya düşersem" telaşı birçok konuyu hasırın altına yatırır. Hipokrat yemini diplomaların yanında hep asılı duran, güzel çerçeveler içinde parlayan göstermelik bir yalandır. Bunun altında yatan acı gerçek, kimsenin, kimseyi ısırmamak andıdır! Dikkat ettiniz mi, olanlar, yaşanan acı sonuçlar, hastaya, hasta yakınının yanına hep kâr kalır! Bilmem hatırlar mısınız, delikanlılık yıllarıma kadar yaşadığım süreçte "Hipokrat" yemini etmiş, kendini günün her allahın saatinde hastasına adamış idealist doktorlar, arabalarının arka camına "doktor" ibaresinin yazılı olduğu bir levha asarlar veya bunu arabalarının camına yapıştırırlardı. İnanmayabilirsiniz ama doktor sayısı bugünkünün yüzde biri kadardı. Yolda bir kaza cereyan etse, olmadık ücra bir yerde sağlıkla ilgili bir olumsuzluk sergilense, arabasının arka camında "doktor" yazılı bu idealist insanlar hemen olaya müdahale eder, olaya şahitlik edenlerden takdir toplarlardı. Zaman değişti, o günlerden bugüne değer yargılarımız gelişti. Hepimiz yeşilci olduk, yeşile özlem herşeyin önüne geçti. Hem bu yeşil öyle çayır çimen yeşili değil, bu yeşil arada bir yakmakta hiçbir sakınca görmediğimiz orman yeşili de değil! Bu yeşil, Dolar yeşili veya gökyüzü mavisi yerine Euro mavisi. Kaza sonrasında yerde debelenen, can çekişen insanların yanından arabasıyla hiçbir şey olmamış, sade bir vatandaş edasıyla geçerken şöyle uzanıp bakan Hipokrat yeminli insanlar, nöbetçi olmadığı gerekçesiyle istirahati uğruna ölümle sonuçlanan olaylara kayıtsız kalınmasına adeta zemin hazırlandı. Nöbetçi doktorluk görevini evinde yatarak tutanlar olduğu sır olmaktan çıkmış durumda. Sağlık Bakanı istediği kadar "Sağlık Yasası" diye para-lansın dursun, bu yasayı takan olmadıktan sonra neye yarar! Şimdi de bir başka düşünce yapısı oluştu, Yakın Doğu Üniversitesi’nin sağlıkla ilgili atılımlarına, sadece ülkemiz boyutunda değil, Ortadoğu çapında düşünülen yatırımlarına rant gailesi içinde takoz koymaya, temsil ettikleri kuruluşun yönetimlerinden istifa ederek tehdit unsuru yaratmaya yönelik girişimler başlatıldı. Üniversitede görev yapan hocaların söz konusu meslek kuruluşlarına üye olmadan meslek icra ettikleri başlıca tepki konusu. Kaldı ki ülkemize yıllardır Türkiye’den gelen, çeşitli tıbbi müdahaleleri gerçekleştiren uzman kimselerin doktor birliklerine üye olup olmadıkları sözkonusu bile edilmedi. Buna karşın YDÜ’deki hocaların üye olma hazırlıkları tamamlandığı günlerde yönetimden istifa gerekçe gösterildi, üye müracaatları geri çevrildi. İnsanın aklına şu soru geliyor: "Acaba tatlı gelirler tehlikede mi?"
|