Bosna’nın efsane komutanı Mustafa Polutak
İsmet Kotak

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   18 Mart 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bugün Bosna'yı, o efsane mücadeleyi anımsatmak istiyorum... Zaman zaman birilerinin bizlere iğne değil çuvaldız batırmalarını hoş karşılıyorum. Türkiye televizyonlarında onca paparazzi ve de rezillikten ibaret olan sabahın dedikodulu kavga programlarından sonra, uzun süreden beri ''dizi '' salgını başgösterdi. Kimi aşk, kimi cinayet, kimi mafya hikâyesinin peşinde insanımızı uyuşturuyorlar. Arada tarihi gerçeklere veya o anda yaşanmakta olan olaylara dönük olarak çekilen diziler de vardır. Nerede ise Dördüncü Murad'ın adıyla anılmakta olan efsane Vali Yazıcıoğlu'nun hayatından bir kesit beni uzun süre peşinden sürükledi. Eh Mülkiyelilik kanı da çekmedi değil. Mülkiye'den mezun olup da Valilikte korkmadan uygulama yapan hemcinsinizi görmek, elbette sizi heyecanlandırır. Hele bürokrasinin girdabına giren devlet  yönetimine karşı başkaldırı, nah yüreğime oturan en büyük acının dışa vurumudur sanki... Elbette Irak gerçekleri, Güneydoğu acılarını konu alan diziler, politikacının yok saymasına rağmen, halka işin öteki yüzünü göstermektedir.
İşte tam bu sırada Bosnalı kardeşlerimizin o efsane mücadelesini ve yarım milyon insanın kaybolduğu acılı günleri anımsatmak için çekilen ''Ölüm Çiçekleri'', özgürlüğün hiçbir ulusa altın tepsi içinde sunulmadığını anımsatması bakımından önemlidir. Bosna, 19'uncu yüzyılın sonunda, yirminci yüzyılın başında Osmanlı'yı Avrupa'dan atmak için düzenlenen Haçlı Seferi'nin son perdesidir. ''Elveda Rumeli'' bir kıyımın, yok oluşun sadece küçük bir kesitidir. Oralarda neleri bıraktığımızın aynasıdır. Bilemem sizleri ama ben, Balkan tarihi ile çok ilgiliyim. Fetih günleri, ya da yaşamın o görkemli günlerini izleyen o göç, o yokoluş tarihi, hepimize ders olmaldır. Çünkü özgürlük ve barış kalıcı değildir. Zamana oynar, kararsız davranır ve bunun kıymetini takdir etmezseniz kaybedersiniz. Günü gelir sizi kıyıma uğratanlar haklılık beratı alırlar...
İşte Kıbrıs'ta biz bunları yaşamaya hazırlanırken, usta bir el de bize Bosna'daki ''Ölüm Çiçekleri''ni anımsatıyor. Son derece ilgi duydum. O toprakları gezen, gören, acılar çeken insanımızla konuşan, yarım milyonluk kaybın 110 binin üst üste gömülü olduğu Sreprenica Şehitler Anıtı'nda dua okumaya doyamayan bir kişi olarak Bosna efsanesini Türk ulusuna yeniden anımsatmanın yararlı olacağına inanıyorum. Hatta KKTC'de, Türk Ordusu sayesinde, barış gününde doya doya özgürlüğü teneffüs eden ama bunun değerine varamayanlara da bugünlere gelişin bedelini anımsatacağı için mutluyum...
Saray Bosna'da onunla iki defa görüştüm. İkincisinde akrabaların evinde sofrada buluştuk. Hasip Hodzic, orada efsane Komutan Mustafa Polutak'la akraba olunduğunu anlattı. Dördüncü Ordu Komutanı Polutak, savaştan sonra Türk Genelkurmay Başkanlığı tarafından sık sık Türkiye'ye davet edildi. Onurlandırıldı. Orduevlerinde eşiyle  konuk edildi. Türk komutanların isimlerini saymaktan usanmaz, bıkmaz ve de hayranlığını gizlemez. Türkiye'nin en olmaz dönemde kendilerine nasıl yardım ettiğini, üzerindeki sis perdesini kaldırarak anlatır durur. Saray Bosna ortasına yerleşen Sırp askerlerinin ordu kışlasından etrafa nasıl ölüm yağdırdığını, konutları nasıl topa tuttuklarını, bunu nasıl geri püskürttüklerini, bir oyun gibi hikâye eder. Saray Bosna çanak gibi. Tepelere yerleşen Sırp topçusu ayrım yapmadan, ölüm kusmuştu... Topları teker teker susturmak; iman dağında binlerce genci eğitmek kolay olmadı...
General Mustafa 45 ay kuşatma altında kalan Saray Bosna'da havaalanı altından bir kilometre  uzunlukta kazılan yeraltı geçidinden silâh, gıda, yakıt ve ilâç aktardıklarını anlatır. Tünel vardiya usulü ile kazılmış... Ben de Gazimağusa mücahitleri olarak 1965 yılında Akkule karşısında, Baykal bölgesinden asfaltın derinliğinden geçerek açtığımız tüneli anlattım ona... KKTC'ye geldiğinde tüneli birlikte ziyaret etmeye sözleştik. Kader birliği kolay değildir.
Bosna Savaşı, tam bir yok ediş savaşı idi. Soykırım kararı vermeyen Avrupa mahkemelerinin Hristiyan inatları tutmuş olmalı. Bosna'ya gider ve de yapılanları görürseniz, bunun soykırım olduğuna başkaca kanıt istemezsiniz. AB gözlemci askerleri,  Srebrenica toplama kamplarındaki Bosnalıları, Sırp katillere resmen teslim ettiler ve de bunların kurşuna dizilerek üst üste çukurlara doldurulmalarını  izlediler. Orada 110 bin masum insan yatmaktadır. Anıtta Selimler, Hasanlar, Süleymanlar, Hasipler, Amineler, Adnanlar, Nedimler, İsmetler, koyun koyuna yatmaktadırlar. Masum çocukları delik deşik eden zihniyete hayret etmezsiniz. Çünkü Kıbrıs'ta bunu Baf'ta yaşadık, Taşkent'te, Alaminyo'da, Şillura'da, Muratağa, Sandallar ve Atlılar'da yaşadık. Derinya kuyularına Mağusa'lıların doldurulduğuna tanık olduk...          
Saray Bosna'ya giderseniz, kentin etrafını saran tepelerin hemen altında, yüzlerce şehit mezarı  görürsünüz. Stadyum ve dışı şehitlik yapılmış. Nerede ise kentin her yanı şehitlik... Ve de bunu gördükten sonra ''Bosnalı kardeşim bu özgürlüğü hak etti'' dersiniz...
''Ölüm Çiçekleri''ni heyecanla izleyeceğimi biliyorum. Orada bir insalık ayıbı ve  bir tarih yatmaktadır. Mustafa Polutak'a ve binlerce Bosnalı     mücahide selâm...

   270 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Makarios ne söyledi ve ne yaptı?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Denktaş soruyor: Selâmet mi, felâket mi?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Türkiye'den su
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas, "tencere dibin kara" demiş
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Muhalefet partileri bu gidişe el koymalı
  13 Nisan 2008, Pazar   PAZARLIK: Dondurmalı, Carrars'lı çözüm
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Komutan Başbuğ: KKTC bir gerçektir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutan Başbuğ, KKTC ve kırmızı çizgilerimiz
  10 Nisan 2008, Perşembe   Yatırımı iktidar özendirir
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Bakir doğumu da reddettiler