''Yapımcılar'' yine ortaya çıktılar
İsmet Kotak

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   11 Mart 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Senaryo yazarlar, filmi çekmek için de yapımcı bulurlar. Yönetmen (rejisör) bulunca kolları sıvayarak filmi çekerler. Annan Plân’ında bu oyun oynandı ve halkı aldatmak için nelerin yapıldığı daha sonra televizyonlardan bir bir açıklandı. Şimdi yeni filmi çekmek üzere hazırlık içindeler.
KKTC basınında ve politika sahnesinde, önyargılı olanların sergiledikleri, yürekler acısı durumu bir yana yığınız. Türkiye basınında ve Türk politik sahnesinde, eski tanıdıklar yeniden sahne aldılar. Kendilerine uygun bir ''Hristofyas'' yaratıp, bunu bizlere pazarlamaya kalktılar. İstanbul'dan borunun ucundan bakanlar, boruyu ters tuttuklarının bile farkında değiller.
Annan Plânı Türkiye'ye ve KKTC halkına bir dayatma idi. Gizli saklı sürdürülen çalışmalar halktan saklanmış, bu plânın  kabul edilmesi ile Kıbrıs'ın cennetten parça olacağı işaret edilmişti. 10 bin sayfa tamamlanınca, boya düşmüş, dayatma tırmanmış, maskeli müzakereciler halk içinde dolanıp savunmaya geçmişlerdi. Dış destek sağlanmış, yabancı elçilik mensuplarının bazıları sahaya inmişlerdi. ''Annan Plânı'nın'' kabul edilmesinden başka çare yoktu (!)... Bu plânı kabul edersek bir elimiz yağda, öteki elimiz balda olacak, Kıbrıs adası cennet olacak, herkese 30 bin Dolar gelir düşecekti... AB'ye üyelik cabası. Herkes evlâdını Avrupa'da bedava okutacaktı. (Sanki böyle bir uygulama varmış gibi!) Yerinden göç edecek olan binlerce aileye ise havuzlu, altyapısı tamamlanmış villâlar armağan edilecekti. Bunu, ekrana çıkan anlı şanlı profesörler söylüyorlar ve de halkı aldatmaya kalktıklarını da kahve sohbetlerinde saklamıyorlardı...
Olan oldu. Ankara'daki AKP iktidarının da tam desteğinde ABD Başkanı Bush'un istemi doğrultusunda ''Annan Plânı'', aldatılan Türk halkı tarafından kabul edildi. Gözü açık, kimin ne yaptığını bilenler olarak biz, ''Red'' oyu kullandık ve de bunu saklamadık. Çünkü bizler aldatılmaya prim tanımadık. Kimin ne olduğunu biliyorduk. Bu oyunu oynayanların ipliklerinin kısa günde pazara düşeceğini biliyorduk. Çünkü amaç, lider Rauf Denktaş'ı, davaya inanıp sahip çıkanları bertaraf etmek ve de Türk halkını Rum'a yama yapmaktı. Kıbrıs davası ayak içinden çıkarılacaktı Ankara'daki bazı ajanlara göre... Öyle olmasa ABD Başkanı Bush kalkıp da Başbakan R. T. Erdoğan'dan ''Türkler kabul etsinler'' diye ahkâm keser miydi? Gerçek niyet anlaşma ise, niye aynı anda Rum halkına ve Yunanistan'a da aynı baskıyı yapmadı; aynı istemde bulunmadı?
Annan Plânı, içtekilerle birlikte Türk halkına kurulan bir tu-zaktı. Türk halkının kendi devletinden vazgeçtiğinin kanıtı olarak algılanıp sunulmakta idi. Oysa Rum halkı rahatlıkla Annan Plânı ile yetinmedğini, burada kendi çıkarına daha da değişiklikler istediğini saklamadı ve dünaya haykırdı. Amerika da ''Çözüm istiyorsanız ödün vererek Rum'a yanaşınız' dedi.
Şimdi de anlaşılmaz şekilde, KKTC'ye egemen olanlar, ''Annan Plânı'' lâflarını gevelemektedirler. Rumlar ise kendilerinden kıl payı ödün içermeyen, Türk tarafının kabul etmekle büyük hata yaptığı, ''8 Temmuz Gambari antlaşmasını'' kırmızı kart olarak gösteriyorlar. Amaç Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'nin devamını sağlamak, Türk halkı ile de oyalanmaktır. Gelen Hristofyas olsa da iplerin Atina'da olduğunu bilmeyen mi vardır? Hristofyas'a ağıt yakanlar, yakında kapışmalarına da kulp bulurlar!
''Hristofyas'la çözüm daha mı kolay'' diye etrafa zehir saçmaya kalkanlar, gün gele yanıldıklarını da söyleyerek iyot gibi açığa çıkmayı başarmaya kalkacaklardır. Oysa Hristofyas'ın künyesini iyi bilenler olarak bizler, Papadopulus'dan daha ılımlı bir havanın yakalanamayacağını bilecek kadar gözümüz açıktır.
Bugünlerde Amerikan belgelerinden AKEL'in tarihini yeniden okumaya başladım. ''Enosis'i'' nasıl kabul ettiği oradadır. Türklere karşı silâhlı hücumda ön cephede savaşmışlardır. Alınan her ''Enosis'' kararında imzaları vardır. Hiçbir zaman eşitlik ve ortaklık konusunu benimsemediler. Bugün de Atina buna izin vermez.
Türkiye'de sahne alan ''Ver kurtulcular'', Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB yolunda engel oluşturduğunu yeniden dillendir-mektedirler. İlter Türkmen başta olmak üzere Türk-Yunan Platformu'ndan alınan ışıkla, bize saldırı başlattılar. Amaç Türk kamuoyunu, işadamlarını ve medyayı arkaya alarak, Kıbrıs'ta ödün vermektir. Sanki AB Türkiye'yi üyeliğe almak için heyecanla bekliyor da geriye, Kıbrıs sorunu kalmış gibi bir hava vermektedirler... Oysa Sarkozy, Türkiye'yi Akdeniz'e postaladı bile... Yunan yanlısı, uzo ve buzuki meraklıları ise Türk ulusu ile alay ediyorlar...
Amaçları KKTC'yi sırtlarından atmak ve AB'ye tavla teslim olmaksa, Kıbrıs adasının Türkiye için öneminin kalmadığını ortaya koyuyorlarsa, başta AKP olmak üzere tümü, ''Kıbrıs ulusal davamızı terkettiklerini'' erkekçe açıklasınlar ve kurtulsunlar... Kıbrıs Türk halkı kendi başının çaresine bakar. Elbette, KKTC içinde öncelikle kavgaya tutuşacağız; ve de başaracağımızdan eminiz. Bizim geçmişimiz, ödünlere değil, ulusal dava yolunda özveriye dayanmaktadır. O günkü Türkiye ambargo altında bile Kıbrıs'ı ödün olarak vermezken, şimdilerde Ortadoğu'nun en güçlü ülkesi konumundaki Türkiye, bizi kurda kuşa yem olarak sunacaksa, o iktidarı elinde tutanların tercihi olur... Ama bizim bu zilleti kabul etmeyeceğimizi de, bizi AB yolunda başlık parası için satışa sunanlar bilmelidirler...
Ortada ciddi bir hareketlilik vardır. Amaç Hristofyas'a şirinlik muskası takarak KKTC'yi yok etme plânını uygulamaktır. Bu davaya asla inanmayanların sahne aldıklarını ve Kıbrıs davamızın müzakeresini yüklendiklerini gördükten sonra her durumda bu cephe de yerinde durmayacaktır...
KKTC sırtından ödüncü, teslimiyetçi, mandacı politikalara hayır... Sessiz çoğunluğa aldanmayınız. Onu bir kez aldattınız. Yenisine yağma yok... Önce konuşacağız, boyalarınızı düşüreceğiz. İster KKTC'den olun, ister İstanbul dükâlığından veya Ankara'dan... Tarih sizi cüzzamlı gibi uzak durduğunuz Kosova halkı kadar inanca sahip değildiniz diye yazacak; bizi değil...

   422 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Makarios ne söyledi ve ne yaptı?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Denktaş soruyor: Selâmet mi, felâket mi?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Türkiye'den su
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas, "tencere dibin kara" demiş
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Muhalefet partileri bu gidişe el koymalı
  13 Nisan 2008, Pazar   PAZARLIK: Dondurmalı, Carrars'lı çözüm
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Komutan Başbuğ: KKTC bir gerçektir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutan Başbuğ, KKTC ve kırmızı çizgilerimiz
  10 Nisan 2008, Perşembe   Yatırımı iktidar özendirir
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Bakir doğumu da reddettiler