|
Dün sabah KKTC Cumhurbaşkanı M.A. Talat'ın sofrasına, kahvaltıya davetli idik. Birçok köşe yazarı ve gazeteci orada idi. Saymadım ama 20 kişiyi aşkın haber kurdu, Rum seçimlerinin ışığında haber derledi. Cumhurbaşkanı'nın ağzından çıkacak ve de haber olacak veya köşe yazısında ele alınacak sözcükleri not etmekle meşgûl olanlar vardı. Not edip ileride kullanmak için dağarcığa atanlar vardı. Benim gibi akıl defterine atıp da daha sonra not edenler de hayli fazla idi. Haberci ya da meraklı köşe yazarlarının bugün derhâl orada yayınlanmak üzere söylenenleri yazıp yayacaklarından eminim. Ancak ben olayların akışına göre gündem oluştukça, ilgili bölümleri ele alacağım. Hele Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti seçimleri konusunda yürütülen tahminlerin kıymet-i harbiyesi yok. Pazar gecesi, birinin başındaki takke düşecek, keli görünecek. Eleğin üstünde kalanla yola devam edilecek... Rum kesiminde al-ver sürdüğü, Yunanlı esip yağdığı esnada sonucu görmek olası değildir. Yazabileceğim şu: Mart sonunda bir BM heyeti Kıbrıs'a gelerek taraflarla temas yapacak, görüşmeler için zemin yoklayacaktır. Zemin uygunsa BM Genel Sekreteri masaya davet yapacak, çözüm denemelerine geçilecek. Burada hazır plân olduğu kabul edilmedi. Ancak Rum-Yunan lobisinin itişi ile İsviçre'de birşeylerin pişirilip kotarıldığı ve de daha önce yazdığım gibi bu çalışmalara KKTC'den de Türklerin katıldığı gerçek. Hatta KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat, kendi resmi görevlilerinin de bu görüşmelere ya da çalışmalara katıldığını kabul etti. Ben "Yani yeni bir Annan Plânı" dedim. Aldığım yanıt, Rumlarla birlikte bazı yabancı uzmanların Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nı tadil ederek, yeni şekil vermekte oldukları şeklindedir. Oysa KKTC'nin şimdiki kaptanları, Annan Plânı'nda oldıuğu gibi "Bakir doğuma" inanmaktadırlar. Yani 1960 Cumhuriyeti sil baştan olacak... Eşit "devlet" veya ne denirse, iki eşit taraf arasında yeni bir ortaklık Cumhuriyeti oluşturulacaktır. Hareket noktası budur. Eh biz bu filmi daha önce görmedik mi? Konuşmaların en ilginci sanırım Dışişleri Bakanı'nın, hükümet kararı olmadan kalabalık bir heyetle Avustralya'ya gitmiş olmasıdır. Dedikodu olarak duyduğumuz meğer gerçekmiş. Bakanlar Kurulu kararı olmadan dış seyahat yapılmaktadır. Sanırım bu konu hükümetin başını ağrıtacaktır. KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat, ilk kez her kesimden gazeteci ve yazarı bir araya toplayarak tartışma ortamı yarattı. Bu, ortaya konanlardan karşılıklı olarak yararlanılırsa iyi bir başlangıçtır. Bu yönü itibarıyla gelişme olumlu. Elbette hem sorduk, hem de görüş ortaya koyduk. Karşılıklı yararlanma söz konusu. İşin özü, KKTC kanadı, Rum seçimleri dolayısıyla beklemede. Masanın öteki tarafına kimin oturacağı henüz belli değil. *** KIBRIS (RUM) CUMHURİYETİ'NDEN YANSIYANLAR Güney'de trafik sıkışık. Birileri, bir ötekini sırtına almak için yarışıyor. Yeter ki onun oyunu alsın! Rum basını da yakaladığını sunuyor ki, Rum halkı aydınlanmış olsun. Biz de değerlendirmele-rimizi yaparken ciddi haber kaynaklarına dayandırmak zorundayız. Çünkü aslında Atina yanlısı DİSİ adayı Kasulidis, en çok Papadopulos'u koluna takıp ortaya çıkarsa benzer tablo oluşturabilirdi; oysa DİKO cephesi, AKEL adayının koluna girme çabasında. Bu bir yerde "DİSİ adayı Kasulidis nasıl olsa "milli poltika" gütmektedir. ''Bari Hristofyas'ın da koluna girerek, AKEL'i de Atina yolunda tutmak gerekir" diyerek hareket edildiği izlenimi vermektedir. Ancak Rum basınının etkin gazetesi ve de AB yanlısı "Politis" gazetesinde ibre Kasulidis'e destek çıkıldığını göstermektedir. Buraya bazı bölümleri bilginiz için aktarıyorum. Tablo şudur; kararı da siz veriniz: Bağımsız liberal eğilimli Politis gazetesinde Hristodulos Grutidis imzasıyla yayınlanan "Özgün Avrupa yanlısı: Kasulidis ezici olarak Hristofyas'tan üstündür" başlıklı yorumun özet çevirisi şöyledir: "Seçimlerin ilk turunun sonucu, referandumdan dolayı ortaya çıkan bölünmeyi geride bırakıyor ve 60'ların politikacılarının devrini kapatıyor. 'Evet' ve 'Hayır' yanıtından bağımsız olarak, seçmenler, Kıbrıs sorununa özlü bir çözüm bulunması amacı ile birlikte yürümemiz gerektiğine karar verdi. Ayrıca bu yönetimin yeni nesil bir politikacının eline geçmesi gerektiğine de karar verdi. Sonuçların açıklanmasından hemen sonra, kazananlar koordinatlarını verdiler: Kasulidis geleceğimizin Avrupai olduğunu vurguladı ve bunun için birlikte hareket etmemiz gerektiğinde ısrar etti. Öte yandan Hristofyas, 'kötü bir çözümü kabul etmeyeceğinin' üzerinde durdu. İkisi arasındaki tercih dengeli bir karşılaştırmaya dayanmalıdır. Aşağıdaki özetlenmiş sebeplerden dolayı Kasulidis'in ezici olarak üstün durumda olduğu sonuçlar görünüyor: 1. Seçmenler büyük çoğunlukla Kıbrıs sorununun, durgunluktan kurtulması ve çözüm yörüngesine girmesine karar verdi. Hristofyas'ın -iki kez tekrarlayarak- üzerinde durduğu 'kötü bir çözümü kabul etmeyeceği' yönündeki izlenimleri, açıklamalardan önemli bir sapma teşkil eder. Hristofyas, Geçen Pazar gününe kadar, onun, kötü çözümün yıkılması konusundaki ısrarının uluslararası topluluğa ve Kıbrıslı Türklere olumsuz mesajlar verdiğini ve bunun istenmediğini, çünkü ikinci bir 'hayıra' gidersek bölünmenin kalıcı olacağını söyleyerek Papadopulos'u suçluyordu. Hristofyas'ın sözünü tutmaması ilk turdaki halk yetkisinin içeriğini değiştiriyor, açıklamaları şüpheye yer veriyor ve azalan güvenirliği gittikçe azalıyor. 2. Kasulidis tezlerine bağlı kalıyor. Onu diğerlerinden ayıran tüm samimiyetiyle ikna edici bir şekilde tüm gerekli açıklamaları yapıyor. Tezlerini sağlam bir şekilde muhafaza ediyor ve yüksek uluslararası güvenirliğini güçlendiriyor, çünkü bunun devasa önemini 'doğrudan' biliyor. 3. Çözüm için başlayacak olan çabalar, geçmişten farklı olacak. Kıbrıs sorunu BM çerçevesinde bekliyor, ancak AB'nin rolü belirleyici olacak. Bu yönde Kasulidis önemli derecede Hristofyas'tan üstün durumdadır. O, muhakkak ve inkar edilemez bir şekilde Avrupa yanlısıdır ve tüm bunlar önemli ve gerekli garantileri veriyor: Bilgi ve deneyimleri, Avrupa milletvekili olma özelliği, seçim kampanyasına 57 Avrupa milletvekilinin katılımı ile kanıtladığı üzere üstün kişisel ilişkileri... Herşeyin ötesinde Avrupa Parlamentosu'nun büyük grubu güçlü siyasi dayanağıdır. Hristofyas, Avrupa sol grubunda zayıf bir dayanağı ile gizlemeye çalışacağı zengin Avrupa kuşkuculuğunu kıyaslıyor. 4. Türkiye'nin Avrupa süreci bizim güçlü müzakere kartımızdır. Bunu değerlendirmemiz için sadece ikna edici tezler ve talepler yeterli değildir. Müzakerelerdeki gücümüz, doğrudan bizi desteklemesi için arkamızda bulunacak siyasi gücün büyüklüğü ile bağlantılıdır. Kasulidis'in bağlı olduğu Avrupa Halk Partisi ona, müzakereleri 'zorlamak' ve Kıbrıs sorunu için mükemmeli garantileme imkanı sunuyor. Öte yandan Hristofyas hiçbir şekilde kesin olarak bize güvence vermeyen, yetersiz siyasi dayanak ortaya koyuyor. Sonuç basittir: AB'nin oynayacağı rol, büyük derecede Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmeleri açıklığa kavuşturacak. Kasulidis AB'de 'kendi alanında' mücadele edecek. Öte yandan Hristofyas 'dikenlere yalınayak' gidecek. Kıbrıs'ın özgün Avrupa yanlısı bir Cumhurbaşkanına ihtiyacı vardır. Avrupa kuşkuculuğu olan Cumhurbaşkanı şanssızlığa mahkumdur. Kasulidis'in üstünlüğü bellidir. Cumhurbaşkanı görevine Kasulidis'i seçerek, bunu Kıbrıs'ın çıkarları için değerlendirmeliyiz."
|