Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   27 Şubat 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Girne-Mağusa yolunda dağın zirve yaptığı yokuşun en üst kısmında sağ tarafta Bufavento Kalesi’ni işaret eden tabelayı yıllardır görürüm. Biliriz, ilkokuldan itibaren okumuşuzdur. Girne dağlarının üstünde kurulmuş üç kale vardır. Batıdan doğuya Girne dağlarının üzerinde bir inci gibi sıralanırlar. St. Hilarion,  Bufavento ve Kantara kaleleri. St Hilarion ve Kantara kaleleri kolay ulaşımları ile herkes tarafından bilinir de ortadaki Bufavento yıllardır ulaşım zorluklarından olsa gerek diğerleri kadar ziyaretçi kabul etmez.
Geçen Pazar birden taktım bu işe. Bu yaşıma kadar Avrupa,  Asya ve Afrika’da toplam on üç ülkeyi gezdim, tarihi yerlerini ezbere bilirim oraların. Ama kendi ülkemin en önemli ören yerlerinden birini hiç görmedim diye düşünüp etrafımdakileri  ayaklandırdım. Deniz seviyesinden tam 950 metre yükseklikteki Bufavento Kalesi’nin yolunu tuttum. Bufavento "sert esen rüzgar" anlamındaymış. Gerçi biz gezerken yaprak kımıldamı-yordu. Global ısınmadan orası da nasibini almıştı. Bizans stili bir mimarisi olan bina, Arap akınlarını adaya haber vermek için yapılmış. Lüzinyanlar ise zindan olarak kullanmışlar. 
Yol stabilize, ancak dar. Kıvrımlarla, Mustafa Meraklı ve Hasan Karaokçu’nun bizlere Tourism Monthly dergisinden   aktardığı, nimete saygı geleneğinin kaynağı olarak bilinen efsanenin sembolü "Analı Kızlı Kayalarının" yanından da geçerek kalenin altına kadar gidiyor. Park yerine ulaşıncaya kadar acaba doğru yolda mıyız diye endişeye kapılmadığımızı söylemezsem sizi de yanıltırım. Bunda yetersiz tabela uygulamasının etken olduğunu da belirtmem gerek. Oysa her 2-3 kilometrede bir tabela olsa doğru yolda olduğumuzdan emin olacak, belki de arada araçlardan inip kale aramak için abuk yerlerde dağlara tırmanmayacaktık. Siz abuk dediğime de bakmayın, oralarda aradığımız kalenin bulunmaması nedeni ile bu kelimeyi        kullandım. Yoksa keşfettiğimiz manzara görüntüleri müthiş güzeldi. Ancak rehbersiz gezecek turistlerin bizimki kadar bol vakti olmayacağını bilmek ve tabela uygulamasını turistler ülkemizi basmadan (!) yapmakta fayda olduğunu söylemek isterim.
Dedim ya araçları park edip fotoğraf makinelerine sarıldık. Nefis Lefkoşa-Mesarya manzaralarının yanı sıra, yukarıdan kuşbakışı görülen "taş ocağı görüntüsü" siyahla beyaz gibi güzelliği ve çirkinliği yansıtıyordu. Değirmenlik göleti ise kurak ovaya hayat veren yegane unsur olarak göze çarpıyordu.
Park yerinin hemen yanında küçük ama bakımsız bir anıt çarptı gözüme. Bu 1988 yılında Girne dağlarına çarparak düşen Talya Havayolları’na ait uçakta hayatını kaybeden insanların anısına dikilmiş bir abide idi. Üzerinde bu uçakta bulunan Türk ve yabancı uyruklu kişilerin isimleri yazmakta idi. Anıtı Kıbrıs’taki yabancı misyon dikmişti ya, belli ki sonradan kimse ilgilenmemiş. Bu küçük anıt yanındaki kasvetli kaleden yüzlerce yıl sonra yapılmış olmasına rağmen en az onun kadar yıpranmış. Oysa biliyor musunuz, Bu kaza "Türkiye özel havacılık tarihinin" yurtdışındaki ilk kazası olarak da tarihi bir öneme sahipmiş. Bence hem o anıtta adları yazılı insanların anısına hem de bu tarihi özelliğine saygı duyulacak restorasyon çalışması yapılmalıdır. Bu iş için de öyle büyük paralara ihtiyaç yok. Birkaç bin YTL’ye olacak bir iş bu.
Bufavento Kalesi kartalların yuva yapacağı sarp kayalıkların üzerine kurulmuş. Size buradan tarihi ile bilgi vermek bana düşmez. Üç kaleden ulaşılması en zor olanı olduğu ve eğer tansiyon ya da kalp hastalığınız varsa tırmanmaya kalkışmamanız gerektiğini baştan söyleye-yim. Biz taşlardan yapılı patikayı takip ederek, yer yer merdivenleri aşarak yaklaşık bir saatte en üst noktaya ulaştık. Buna değdi mi? Kesinlikle değdi. Zira kaleden bakarak bir yandan  Girne kıyılarını, bir diğer yandan ise bütün Lefkoşa ve etrafını   görme şansına sahip olduk. Yukarıdan bakarak bu ülkenin ne kadar güzel olduğunu bir kez daha gözlemleyerek saptadık. 
Ah bir de tarihi kale restorasyondan geçirilip ziyaret edilmeye hazır hale getirilse... Kenarında köşesinde, en azından giri-şinde, ya da araç park yerinde, tarihini anlatan birkaç dilde tabela olsa ya... Haydi oradaki rehberlik hizmetinden vazgeçtim ama, kapıya broşürler bırakılsa ne iyi olurdu diye düşünmemek elde değil. Turizm Bakanımız açıkladı, "hedef bir milyon turist" diye. Bu turistler geleceklerse Bakan’ı değil bu yerleri görmeye gelecekler. Bari hazır olsun değil mi ama?  
Biz turistleri bekleyeduralım, yaşadığım bu deneyimi tüm tarih ve doğa sevenlere tavsiye ederim. Babalar, siz araçları o yöne sürün. Anneler, kekleri börekleri hazırlayın. Çocuklar siz de bu kalenin tarihini kimler tarafından neden yapıldığını okuyun ve yolda annenize babanıza anlatın. Ailece keyifli bir gün yaşayın.
Son bir not; tırmanmadan önce yanınıza mutlaka bol su alın, bizim yoktu. Kalenin tepesine çıktığımızda, dilimiz damağımız kurumuştu. Sonradan komando taburundan olduklarını öğrendiğim bir gurup genç halimizi anlayıp yanlarında getirdikleri sudan verip bizi rahatlattılar. Aldıkları eğitim ve gençlikten olacak o kadar hızlı hareket ediyorlardı ki biz onlara teşekkür edene kadar dağdan aşağıya su gibi kayarak kayboldular. Bu vesile ile, orada çarşı yerine tarihi yerleri gezmeyi tercih ederek tesadüfen bulunan sivil kıyafetli askerlere teşekkürlerimi buradan sunuyorum. Turizmle ilgilenenlere de bizden sonra oraya tırmanan yaşlı Alman çiftin yukarıda su bulma konusunda bizim kadar şanslı olmadığını, bu konuda gereğinin yapılmasını hatırlatırım.

   683 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…