|
Çözüm derken biz mi çözülüyoruz?
|
|
|
|
|
|
|
Çözüm gündeme geldiği günden beri sudan nedenler yaratarak kendi aramızda sorunlarla uğraşmayı yeğliyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu Başkent Lefkoşa'da açılışı yapılan "Ankara Çağlayan Parkı" için halkımızın ekseriyeti sevinip coşarken, bir kesim de karşı tavırlar alarak, Ankara isminin konmasına da karşı çıkarak yeni bir sorunu gündeme getirmiş oluyorlar. Dün bir hafta geride kalırken, Çağlayan'ın kavuştuğu yeni çehreyi daha değişik bir ortamda görmek için bir grup arkadaşla gündemde tartışma konusu yapılmak istenen yeri gezdim. Küçük çocuklar yanlarında büyükleri de olduğu halde oyuncak bölümünde eğleniyorlardı. Gözlerinden bölgedeki gelişmeden duydukları sevinç ve memnunluk pırıldıyordu. Bir hafta aradan sonra Çağlayan parkındaki durumu yakından izlerken, bölgeye verilen değerin zaman içinde erimemesi için halkımızla, muhafazası ve korunması sorumluluğunu yüklenenleri uyarmak gereğini duydum. Bu gibi yerleri korumak ve kollamak hepimizin görevidir. Bilhassa sorumlu kurumlarımız ve onların sorumluları, büyük yatırımlar sayesinde yeniden hayat bulan tesisleri ve temin edilen araç gereçleri kullanırken son derece dikkat gösterilmelidir. Aksi takdirde kısa zamanda bu değişen çehre eskisine benzer ve de buraya uğrayanların ahı vahıyla aslına rücu eder. Olaya değişik açıdan bakan ve bölgeye eklenen Ankara ismini eleştiri vasıtası yaparak, halkın büyük bir ekseriyetinin coşkuyla alkışladığı bu şahane gelişmeyi küçültmek isteyen bir kesimin eleştirilerine bu büyük olaya sahip çıkmakla en doğru yanıt verilmiş olacaktır. Çözüm derken toplumsal bir didişmeyi tercih etmek ve de öneminden fazla yer vermek kimseye birşey kazandırmaz. Ülkemizin karakteristik yapısını Çağlayan Parkı’nın önüne Ankara konması bozuyor diye tepki göstermenin içinde bulunduğumuz şu günlerde bir işe yaramayacağı kesindir. Buna ancak şu eklenir "Çözüm diye yola çıkanların kendi içimizde çözümsüzlüğe oynamaları"nı bir kenara bırakarak dünyaya vereceğimiz mesajlara bakmalıyız. Çözüm derken, vazgeçilmez haklarımızın başında, anavatanımız Türkiye'nin garantörlüğü gelmektedir. Kıbrıs'ta Türk askeri, barışın ve garantörlüğün teminatıdır. Rumlar da Türk askerinin varlığı sayesinde bugün varlıklarını koruduklarını örtbas edemezler. Yıllardır Türkiye'nin güvenliği ve her türlü desteği sayesinde var olduğumuzu kimse görmezlikten, bilmezlikten gelemez. Çağlayan konusunu şu sözlerle toparlamak istiyorum. Böylesi ortamlarda ve gelişmeler karşısında ülkemizdeki bir harekete sahip çıkmak varken, tepki göstererek küçültmeye çalışmak son derece yanlıştır. Yanlış olduğu gibi Kıbrıs Türkü’nün varlık mücadelesine de ters düşmektedir.
|
|
|
|
|
| |
21 Nisan 2008, Pazartesi |
Rum tarafının beklentisi |
| |
17 Nisan 2008, Perşembe |
Hristofyas'ın manevraları |
| |
16 Nisan 2008, Çarşamba |
YDÜ, kanser etkinliklerine dev bir adımla katılırken |
| |
15 Nisan 2008, Salı |
Hristofyas'ın hedefi Türkiye |
| |
14 Nisan 2008, Pazartesi |
Lefkoşa ağlama duvarı olmamalı |
| |
13 Nisan 2008, Pazar |
Pazariyelik yazı |
| |
12 Nisan 2008, Cumartesi |
Bütün hesaplar Türkiye üzerine kurulurken |
| |
10 Nisan 2008, Perşembe |
Rum yönetiminin derdine bakınız... |
| |
09 Nisan 2008, Çarşamba |
Haravgi'den al haberi |
| |
08 Nisan 2008, Salı |
Kışkırtıcı eylemlere dikkat |
|