Çağlayan denince
Rauf R. Denktaş

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Nisan 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

"Ankara Çağlayan Parkı" nedeniyle bazı kişiler veya kuruluşlar tarafından yapılan "asimilasyona hayır" çığırtkanlığı, "Türk’üm; Kıbrıslı Türk’üm; Türkiye anavatanımdır" diyen her bireyi sarsmış ve üzmüştür.
Türklüğün ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olmanın gururunu asırlardır yaşamış  olan, bu sayede EOKA karşısında direnerek Enosis'i önlemiş, Yunanistan'ın kolonisi olarak asimilasyondan kurtulmuş, 1960 antlaşmaları ile iki kurucu ortaktan biri olma statüsünü kazanmış, bu statünün kalıcı olabilmesi için 1960 garantilerinin fiili ve etkin hale getiril-mesinde nazım rol oynamış olan Kıbrıs Türk halkı, özellikle öğretmenler camiası adına yapılan bu açıklamadan büyük üzüntü duymuştur.
Öğretmenler adına konuşan bir kişinin Türk'ün Türk'ü, anavatanın yavruvatanı, Anadolu halkının Kıbrıs'taki Türk halkını asimile edemeyeceğini, asimilasyonun yabancı bir birim tarafından yapıldığını, Türk'ün Türk'e yabancı olmadığını bilmesi gerekirdi.
Türkiye'ye, anavatanımıza "yabancı" gözü ile bakan kişilerin çocuklarımıza ne öğrettikleri merak ve endişe konusudur!
Eğitimde parallelikten bile şikayet eden bu mantığa göre gençlerimiz Türkiye'deki eğitim sistemine paralel bir eğitim görmeyecek ve böylelikle Türkiye'de yüksek tahsil imkanından yararlanamayacak. Şivemizin, eski Mesarya-Karpaz-Baf şivesinin anadil olarak devam etmesini de salık veren bu öğretmen zihniyetine, insan ne dese azdır.
Türkiye'deki iktidardaki bir partinin Kıbrıs'ta siyasi parti kurdurma eylemini neden olarak alıp bunu "asimilasyon"a bağlamanın tutarsızlığı da kendinden bellidir. Bunun önlemi içte adam olmak, bu tür müdahalelere çanak tutmamaktır. Bu tür müdahalenin Türkiye tarafından değil, bir parti tarafından yapıldığını bilerek sözü Türk'e, Türkiye'ye, anavatana değil, ait olduğu adrese göndermektir.
Kültürel asimilasyondan bahsediliyor. Kıbrıs Türkü'nün  Anadolu'dan getirdiği Türk-Anadolu kültürü, 500 yıl içinde burada kökten değişmiş değildir. Kendimize dönüşü, kendimizi tanımayı, bu beş yüz yılda alınan renklerle zenginleşmiş bir yönümüz varsa bunu değerlendirmeyi görev bileceğimize, ve en önemlisi, bizden olanı alıp Rumlaştırmış olanların, herşeyimizi asimile etmelerinden korkacağımıza, kökü kökeni aynı olan Türk kültüründen korkmanın işaret ettiği sapıklık cidden üzücüdür.
Ateşkes anlaşmasının devam ettiği bir ortamda Anayasa'da var olan 10. maddeyi bile neden ederek asimilasyon safsatasını sürdüren bir zihniyetin çocuklarımızı ve gençlerimizi eğitmekte olduğunu düşünmek bile hepimizi rencide etmektedir.
Annan Planı döneminde halkımızı kandırmak için yola çıkmış olanların şimdi "Ankara", "Türkiye" sözlerine taktıklarını görmekteyiz. Uyanmazsak bunlar Atatürk Meydanı adını gün gele "Hristofyas Meydanı" yapabileceklerdir!
"Çağlayan bölgesi" adını rahmetli Hüseyin Çağlayan'ın o semtteki lokantasından aldı. Bugün lokantanın adı "Gelik" oldu. Çağlayan adı, bu kadar tarihsel iseydi buna da engel olmaları gerekirdi. Demek ki konu Çağlayan adına değil, Ankara'dadır. Ankara Belediyesi'nin yardımı ile parlayan bir parkın adına "Ankara" sözü eklenmiş! Kıyamet koparıyorlar. Maksat Çağlayan adını, semtini, parkını korumak değildir. Maksat Türkiye'ye, hayatlarını ve şereflerini borçlu oldukları anavatanlarına kafa kaldırmak, Rum'a şirin görünmek! Çok yazık.
Atatürkçü, anavatana bağlı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yaşatarak egemenliğimize sahip çıkmak kararlılığında olan herkesin bu konularda sesini yükseltmesi gerekmektedir.
Not: Bir önceki ''İsimsiz bir elçi şöyle diyor'' başlıklı köşe yazısı, teknik bir hatadan dolayı eksik çıkmıştır. Yazı, Cyprus Today yazarı Stephen Day’den alıntıdır. Bu hatadan dolayı Sn. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan ve okurlarımızdan özür dileriz.

   823 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Nereye kadar?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Çözümsüzlük çözüm mü?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Selamet mi, felâket mi?
  03 Nisan 2008, Perşembe   İsimsiz bir "elçi" şöyle diyor: Mantığa meydan okumak
  01 Nisan 2008, Salı   Adil ve kalıcı çözüm
  27 Mart 2008, Perşembe   Statü meselesi
  24 Mart 2008, Pazartesi   Duvarlar kalksın
  23 Mart 2008, Pazar   Başlıklara bakalım
  22 Mart 2008, Cumartesi   Dost Yunanistan !
  19 Mart 2008, Çarşamba   Tarihten bir yaprak