Kendimiz etmişiz
Reşat Akar

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Nisan 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Gazetecilik yaşamımda birçok önemli toplantı ve seminerlere katıldım... Bunların büyük bir çoğunluğu, dıştan gelen davetler ve temsilcisi olduğum Türk basını sayesinde gerçekleşti...
Son Brüksel ve Frankfurt seminerlerinde, Avrupa'dan 15 gazeteci ile birlikte oldum... Samimi olarak belirteyim ki; geçmişte yaşadıklarımı, bu kez de yaşadım... Avusturya, Almanya, Belçika, İspanya, İsveç, Finlandiya, Litvanya, Polonya, Yunanistan gibi ülkelerden gelen gazeteciler, Kıbrıs'la ilgili son gelişmeleri öğrenmek için be-nimle yakın ilişki kurdular... Onlara, Lokmacı'dan, Sayın Talat ile Sayın Hristofyas'tan fahsettim... Annan Planı'nın, neden kabul edilmediğini, Kıbrıs sorununun ne zaman ve nasıl başladığını anlattım... Oldukça kültürlü olan bu gazetecilerin büyük bir çoğunluğu 'ne yazık ki', Kıbrıs sorununun 1974'te başladığını biliyor... Kıbrıs'taki kilisenin, siyasetle ilişkisini hemen hiçbiri bilmiyor...
1963'ten haberleri bile yok... Lokmacı Kapısı'nın 1974'te Türk askeri tarafından kapatıldığını öğrenmişler... Birkaç tanesi, AB üyesi olduktan sonra davet üzerine Kıbrıs'a gelmiş... Rum Enformasyon Dairesi Müdürü'nü, Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas Kannavros'u iyi tanıyorlar... Hellimden, zivaniyadan bahsettiler... İçlerinden bir tanesi, Larnaka'dan Lefkoşa'ya gelirken, yüksek bir noktada durmuş ve Beşparmak Dağları'ndaki Türk Bayrağı ile KKTC Bayrağı'nın ışıklı halini görmüş...
"Gözlerime inanamadım" diyor... "Beğenmedin mi?" diye sorduğumda yanıtı şöyle oldu: "Bayrağı asacak yer mi bulmadılar. Dağda ilk defa bayrak gördüm..." Kıbrıslı Türkler hakkında hiçbir bilgileri yok... Kıbrıslı Türklerin mücadelesini, Kıbrıs üzerindeki siyasal haklarını hiç bilmiyorlar... Bu tür manzaralarla geçmişte de çok kez karşılaştım... Onlara hiçbir hata bulamıyorum... İnsanlar, bugüne kadar tek yanlı bilgilendirilmişlerse, bunun sorumlusu onlar değil, bizleriz... İki toplumun neden ve nasıl ayrıldığını, Kıbrıs Türk toplumunun yeniden birleşmeden, barıştan ve dostluktan yana olduğunu onlara hiç kimse anlatmamış... Bugüne kadar "vatan, millet, Sakarya" diyerek ilerlediğimizi sandık... Kendi kendimizi yok etmek için neler yapmadık ki? Geldiğimiz durum büyük başarımızı (!) tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor... Parçalanmış, yok olma noktasına getirilmiş, kendi kendini harcamak için hala çatıştırılan bir toplumun sonu, bugünkünden daha da üzücü olacak değil midir? Avrupalı olmak, Avrupa'dan ekmek koparmak, hiç de sanıldığı kadar kolay olmayacak... "Senin için anneciğim..." diyen ve AB üyeliği sonrasında çocuğunun havada iş kapacağını sanan analar ve babalar... Avrupa'da yaşam hiç de kolay değildir...
Sabah 09.00'da işe başlayıp, 16.00'da "eyvallah" deyip gidebilen yok... Birkaç lisan ve çok ileri düzeyde bilgisayar bilmeyenlere randevu dahi vermiyorlar... Eğer çocuklarımız için 'evet' diyorsak, yapacak çok işimiz vardır... Üretebilen ve beceri ile yönetilen bir toplum olmalıyız... Yalanla, yaygara ile, ya da bayrağa sarılarak makam kapma zihniyetinde olanlarla ancak buraya kadar gelebildik... Bundan sonrası böyle gitmez...
Giderse tersine gider!
      

   356 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Bizimkilere örnek olsun
  17 Nisan 2008, Perşembe   Bir garip memleket
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Endişelendiren gelişmeler
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas çok şanslıdır
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Kemancı ve zurnacı
  13 Nisan 2008, Pazar   Güney'e dondurma seferi
  11 Nisan 2008, Cuma   Royters'e bile ambargo olur!
  10 Nisan 2008, Perşembe   Avrupa'ya kaç tercüman göndereceğiz?
  08 Nisan 2008, Salı   Uyanık olmak
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Bir adım önde olmak var ya!..