|
Ünlü Kıbrıslı Rum avukat, DİKO'nun kurucu üyesi Stavros Ambizas'ın, Cyprus Dialogue gazetesinde yayımlanan tarihi itiraflarının ikinci bömlümünün bir kısmını dünkü köşemde sizlere aktarmıştım... Bugün de son bölümünü aktarıyorum... *** Tassos Papadopulos'un siyasi sicili Stavros Ambizas Türk karşıtlığı ve kör milliyetçilik yolunda ilerleyerek korkunç şeyler yaptık. Türk milliyetçiler de benzer şeyler yaptıklar, ancak biz başlattık. Elbette tarihimizdeki bu kara dönemin en trajik olanı, Tassos Papadopulos'un sürekli olarak bize hiçbir Kıbrıslı Türk'ün öldürülmediğini söylemesidir. Hatırlıyorum da bir keresinde bize "tek bir Kıbrıslı Türk'ün burnu bile kanamadı" demişti. Zürih Anlaşması'nı güya daha "işlevsel" yapacak olan Makarios'un 13 maddesiyle, Kıbrıslı Türkleri haklarından mahrum ettik ve onları anarşi ile suçladık. Kıbrıslı Türklerle tartışma konusu olan iki konu belediyeler ve vergi sistemiydi. ABD Başkanı bir vergi önlemini kongreden geçirebilmek için 2-3 yıl kan kusar. En sonunda konsensus ile her şey çözülür ve darbeler yapılmaz. ABD'de olduğu gibi modern haklar uzlaşıcı unsurlar ve prosedürler görür ve talep ederler. İşlevsel olmadığı bir yalandı. Profesör Fortschov'u kovduk, çünkü belediyeler konusundaki görüşüyle Kıbrıslı Türkleri haklı gösteriyordu. İhtiyaç hukukuna dayalı yasalar altında Kıbrıslı Türkleri anayasal haklarından mahrum ettik, çünkü amacımız istediğimiz gibi ikinci bir Elen devleti yaratmaktı ve bunun için siyasi eşitliği ortadan kaldırmak gerekirdi. Trajik bir ironiyle 1973 yılında Kıbrıslı Türkler Makarios'un 13 maddesinden 12'sini kabul ettikleri zaman, Kleridis'in Denktaş ile vardığı çözümü yine kabul etmedik. Tassos Papadopulos, Glafkos Kleridis'in 1973 anlaşmasının ha-yata geçirilmesine ilişkin önerisini kabul etmemesi konusunda Makarios'u ikna edenlerden biriydi. Tassos Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin öneri-lere hiçbir zaman evet demedi. Amerikalılar 1978 yılında, Amerikan-İngiliz-Kanada planı çerçevesinde Türkiye'yi ikna etmeyi başardıkları zaman bile. Amerikalıların, Türkiye'ye uyguladığı silah ambargosunun kaldırılmasını bekleyen Türk generaller, planın müzakereler yoluyla tarafımızca kabul edilmemesi halinde bile olsa Maraş'ı koşulsuz olarak iade etmeyi kabul etmişlerdi. Dönemin ABD müsteşarı Mathew Nimits planın reddedilmesinden aylar sonra bana şöyle söylemişti. "Sayın Ambizas, sizin sorununuz nedir? Şimdi çıkmaza girdiniz. Çıkmaza rağmen Maraş sizin olacaktı. Maraş'ı alacaktınız, çünkü Türkiye'deki generaller silah ambargosunun kaldırılmasına karşılık olarak görüşmeler başlar başlamaz Maraş'ı verme sözü vermişlerdi." İnanın Tassos Papadopulos'un Kıbrıslı Türkler hakkında tek bir iyi laf ettiğini hiç hatırlamıyorum. Kıbrıslı Türklere dostane mesajlar göndermek için Türk gazeteciyle bir röportaj yaptığını da… Tassos Papadopulos 50 yıldan uzun bir süre, yani tüm siyasi yaşamı boyunca Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin her çabada retçiliğin temsilcisi ve Türk karşıtlığının başlıca sözcüsü olmuştur. Milliyetçi görüşlere sahip her gazeteci, milli davamıza dürüst bir çözüm bulunmasına ilişkin her çabanın reddedilmesi amacıyla Tassos Papadopulos'u referans almıştır. Kritik anlarda bir şekilde aşırı milliyetçi inançlarına Yunanistan'dan destekçi bulmayı başarmıştır. Örneğin Duntas, Zaharakis ve Stomforopulos. Bu kişiler, toplum olarak Zürih anlaşması ve anayasasıyla siyasi eşitlik kazanan Kıbrıslı Türklerin, siyasi eşitlikle ilgili anayasal haklarından mahrum edilmesi gerektiği görüşünde hemfikirdiler. Zürih anlaşmasına yoğun bir şekilde karşı çıkmasına rağmen, Makarios'un ilk hükümetinde bakan olmayı kabul etti. Türkler, Makarios'u Türkiye'de kırmızı halılarla karşılarken, Papadopulos, Kıbrıslı Türkleri siyasi eşitlik haklarından mahrum etmek ve uzaklaştırmak amacıyla, komutan yardımcısı olduğu Akritas Planı'nı hazırlıyordu. Birçok kişi o zamanlar şöyle söylemişti: Eğer Kıbrıslı Türklerle ve Türkiye ile barış yolunu izleseydik, Akdeniz'in İsviçresi olacaktık. Ancak Tassos Papadopulos ile şahinler galip geldi. Kıbrıs ve sorunuyla ilgilenen tüm dünya, özellikle de AB, görevi sona eren Cumhurbaşkanının, siyasi yaşamını yönlendiren ve Kıbrıs'ı felaket dolu durumlara sürükleyen aşırı kör milliyetçi ve şoven politikası uğruna, Kıbrıs'taki, yurtdışındaki, AB'ndeki ve BM'deki herkesi aldattığına inanmaktadır. Sonuç olarak Annan Planını halkın reddettiğini söylemek yazıktır. Halk, Annan Planı'nı reddetmedi. Cumhurbaşkanının kurmay heyeti ile birlikte, çarpıtmalarla, korkuyla ve planın gerçek maddelerine ters düşecek şeylerle yarattığı bir hilkat garibesini reddetmiştir.
|