Oy vereceğin anda kanatlarını kestiğimiz güvercini hatırla
Reşat Akar

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   2 Şubat 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Cyprus Dialogue, Kıbrıs basın tarihinde üç dilde yayımlanan ilk ve tek gazetedir...
Böylesi bir gazeteyi yaratmak ve yaşatmak kolay değildir...
Geçmiş yıllarda, aynı dönemde Kıbrıs ve Yenigün gazetelerini, yani iki tane günlük Türkçe gazeteyi yönetirken, bu kadar uğraştığımı ve yorulduğumu anımsamıyorum...
Cyprus Dialogue (Diyalog) gazetesi, Kıbrıs'ın tümünde satılan ve beş tane geçiş noktasında dağıtılan, toplam dört bin tirajlı bir gazetedir...
Bu gazeteyi, diğerlerinden farklı kılan ise, ilk defa Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum yazarların aynı çatı altında toplanması, görüş ve düşüncelerini özgürce aktarmalarıdır...
Yazarlardan bir tanesi de, Dışişleri eski Bakanı Nikos Rolandis'tir...
Rolandis'in "Oy vereceğin anda kanatlarını kestiğimiz güvercini hatırla" başlıklı son yazısını dünden itibaren yüzlerce Cyprus Dialogue okurunun okuduğunu biliyorum...
Bu tarihi yazıyı bugün de, Halkın Sesi'ndeki köşeme taşıyorum...
    ***
Bazı istisnalar hariç modern tarihinde liderliği doğru siyasi karar verme yetkisine sahip olmayan klasik bir ülkeyiz. Son altmış yıldır en büyük "başarımız", Kıbrıs'ı ikiye bölmekti. Yunanistan Başbakanı Konstantinos Karamanlis'in 1978 yılında Herodes Attiku Caddesi'ndeki yalın dairesinde bize söylediği acı sözleri hatırlıyorum:
"Siz Kıbrıslı Rumlar 1955 yılında Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesi için bir mücadele başlattığınızda, Türkler aynı dönemde taksim için mücadele ediyorlardı. En sonunda hedeflerini başaranların Türkler olduğu görülüyor."
Sorumsuzluğumuzun boşluğuna savrulmuş bilge sözler…
Güvercin ve zeytin dalı, 1960'tan beri sembolümüzdür. Ancak güvercini devlet mevcudiyetimizin kürsüsüne çıkarmadan önce onu kanatsız bırakmaya başladık. Bunca yıl boyunca sorunumuzu çözmemiz için yapılan önerilerin sadece kaybedilmesi ve elde edilen olumsuz sonuç (on beş öneriyi de reddettik) korkuya neden olmaktadır. Bu önerileri hiç yorum yapmadan aşağıda sıralıyorum:
1)1948  Toplantı: Reddettik.
2)1955-56: Harding Önerileri.Reddettik.
3)1956: Ratcliffe Anayasası: Reddettik.
4)1958: Macmillan Planı:Reddettik.
5)1959-60: Zürih - Londra Anlaşmaları:Başlangıçta kabul etmiş olmamıza rağmen sonuç olarak 1963  yılında reddettik (Anayasayı değiştirme çabası)
6)1964: Acheson Planı: Reddettik.
7)1972: Kleridis - Denktaş Anlaşması: Reddettik.
8)1975: İki toplumlu Çözüm: Reddettik.
9)1978: İngiliz - Amerikan - Kanada Planı: Reddettik.
10)1981: Waldheim Değerlendirmesi: Reddettik.
11)1983: Cuellar Göstergeleri: Reddettik.
12)1985-86: Cuellar'ın Birleştirilmiş Belgeleri: Reddettik.
13)1992: Gali Fikirler Dizisi: 1993 yılında reddettik
14)1997: Annan Önerileri, Troutbeck- Glion:  Hayata geçirilemedi
15)2002-4: Annan Planı: Reddettik.
Türk tarafının tezlerini aktarmayacağım. Önemli olan bizim tezlerimizdir. Çünkü zayıf halka her zaman biziz. Çünkü kaybedilmiş toprakları, kaybedilmiş rüyaları ve kaybedilmiş umutları geri almaya bizim ihtiyacımız vardı. Kısacası daha fazla siyasi cesarete sahip olmalıydık. Bölünmeye ulaşmamamız için…
Yukarıdaki girişimlerin tümünün iyi olduğunu iddia etmiyorum. Bilakis Kıbrıs'ın şartlarında iyi veya çok iyi bir ütopyadır. Kıbrıs ve Elenizmin, bölgedeki çıkarlar denizinde savaşacak gücü hiçbir zaman yoktu. Bu zayıflığa kendi hatalarımızı, ihmalleri de ekledik ve kaos yarattık. Yunanistan'ı bile ilgisizliğe ve uzak durmaya sürükledik.  Yunanistan, Türkiye ile tüm alanlarda aşamalı olarak ilişkiler kurmaya başladı. Satırların ardındakini okumayı bilenler için Atina'dan gelen mesaj "Madem ki siz çözümle ilgilenmiyorsunuz, biz neden kendimizi paralayalım" şeklindedir.
Tassos Papadopulos, "toplantı" hariç yukarıdaki bütün girişimleri reddetti. "toplantıyı" reddetmeye yetişemedi, çünkü o zamanlar henüz daha ortaokul üçe gidiyordu. Tassos 1960 yılında  Zürih-Londra Anlaşmalarını da reddetmiştir (bizzat yaptığı itiraf doğrultusunda). Ayrıca 1960'ta hata yaptığını 45 yıl sonra yani 2005'te anladığını da itiraf etti.  Çünkü Zürih-Londra Anlaşmaları iyi bir çözümdü! Ancak 1963'te diğerleri ile birlikte bu anlaşmalara öldürücü darbeyi vurmuştu. Güvercinin kanatları o zaman kesildi ve  zeytin dalı o zaman düştü. Barış gitti ve Kıbrıs diz çöktü. Hiç şüphe yok ki, eğer uzun yaşayabilseydik ,Tassos'un 2050 yılında Annan planının kabul edilir bir çözüm olduğunu itiraf eden sözlerini de duyabilecektik. (olayların bilincine geç varsa da).
Birkaç gün önce Sayın Papadopulos'u televizyon kanalında çözüm istediğini söylerken izledim. Sözlerine "Konu nasıl bir çözümdür" şeklinde  son verdi. Ancak konu "nasıl bir çözüm" değildir. Konu şudur: 1948 yılından altmış yıl sonra, tüm fırsatları reddetmemizden ve son 5 yıldır yapılan felaket getirici uygulamalardan sonra Tassos, gökyüzünün delinip, herkesin (hem Kıbrıslı Türklerin hem de Ankara'nın) kabul edeceği mükemmel bir çözüm sunulmasını bekliyor. Böylece bize dedikleri gibi Başpiskopos ile birlikte seneye Girne limanının sularına haç atabilecekler.
Tassos Girne'ye hiç gitti mi? Kuzeyin topraklarına gitti mi? Orada neler olduğunu görmeye gitti mi? Hepsi Türk mührü taşıyan binlerce  mağazayı, işletmeyi, evi, oteli, küçük ve büyük tesisi görmeye gitti mi? Gitmedi. Eğer gittiyse bize son 60 yıldır kendi aptallıklarımızla, ki bunun en büyük sorumlusu odur, kuzeyde yarattığımız "İstanbul'u" ve "İzmir'i" nasıl yerle bir edeceğini söylemesi gerekir. Eğer gitseydi ağlardı. Ancak 2004 yılında televizyondan yaptığı gibi değil.  Tek başına için için ağlayacaktı…
Sevgili vatandaş, birkaç gün içinde bize oy verirken, vereceğin oyla ne gibi bir gelecek belirleyeceğini dikkatlice düşün.  Liberallerin partisine ve "inançlarına" inanan bizler Kasulidis'e oy vereceğiz. Sevimli, dürüst, tam ve saygın biridir. Avrupa ve uluslararası alanda çok iyi bağlantılara sahiptir. Ulaştığımız trajik durumun farkındadır ve bunu değiştirmeye çalışacak.
Sana başka bir şey söylemeyeceğim. Sadece sana 88 yaşındaki Kıbrıslı siyasetçi Glafkos Kleridis'in "Bir dönemin Dokümanları" adlı son kitabının son sayfasında (383) yazdığı cümleyi hatırlatacağım:
"Kıbrıs sorununun askıda beklemeye devam etmesi sadece bir sonuca götürür. Egemenliğe sahip olmasa da de facto rejimin yasal mevcudiyetinin tanınmasına ve böylece izolasyonunun kaldırılmasına… Böyle bir durumda zamanın verimsiz bir şekilde geçip gitmesi,  Denktaş ile Türkiye'nin 33 yıldır isteyip de başaramadıkları çözüme, yani Kıbrıs'ın iki egemen devlete bölünmesine sürükleyecektir."

   423 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Bizimkilere örnek olsun
  17 Nisan 2008, Perşembe   Bir garip memleket
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Endişelendiren gelişmeler
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas çok şanslıdır
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Kemancı ve zurnacı
  13 Nisan 2008, Pazar   Güney'e dondurma seferi
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Kendimiz etmişiz
  11 Nisan 2008, Cuma   Royters'e bile ambargo olur!
  10 Nisan 2008, Perşembe   Avrupa'ya kaç tercüman göndereceğiz?
  08 Nisan 2008, Salı   Uyanık olmak