|
Mindere çıkan güreşçiler önce peşrev çekerler sonra el ense. Birbirlerinin güçlerini yoklamak babında. Ve tabii sonra girişirler. Eğer Hristofyas'la Sn. Talat'ı bu cümlenin içine koyarsak tutun ki ikili görüşmelerinden önceki dalaşmaları birbirlerine yönelik güç denemesiyle taktik yoklamalarıdır. Tabii bu düşüncemiz, süreci pembe gözlüğümüz ardından seyrettiğimizde olagelmektedir. Bir de canımız sıkıldı mıydı kapkara gözlüklerle baktığımız ötesi süreç vardır ki mesela görüşmeler sonunda sonuç alınamayacağını düşünüyoruz. Çünkü peşrev çekerlerken Hristofyas'ın sürekli Türkiye'yi hedef alan konuşmalarından dolayı Sn. Talat'la birbirlerine giriyorlar! Dolayısıyla Sn. Talat'a savunma hakkı düşüyor, ''bu tür yaklaşımlar yanlıştır, Türkiye'nin kırılıp öfkeleneceği dikkatten uzak tutmamalıdır'' diyerek Hristofyas'ı uyarıyor. ANCAK BİR GELİŞME DAHA OLUYOR: KKTC bünyesinde gitgide ve çok açıktan Türkiye'yi hedef alan bir tepki lobisi oluşuyor. Bunlar için çıkış noktası son günlerin adı önüne "Ankara" konmuş "Çağlayan Parkı" da oluyor, askersizleştirme kampanyaları ile "Türkiye'siz bir Kıbrıs çözümü" efkârı da. "Ankara"lı Çağlayan Parkı olayı balon gibi şişiriliyor. Maksat patlatıldı mıydı büyük gürültü kopartması! Kendilerini "Kıbrıslılık" misyonunun temsilcileri olarak ilan etmiş kesimler olayı özellikle gündemin sıcak tarafında tutuyorlar. Belediye Meclisi'ndeki son tartışmalarında da kavgalı yumruklu olayı yaratıyorlar. Birileri provokosyon görevini yüklenip, "Lefkoşa"ya Lefkoşe demesini de öğreneceksiniz Ankara'ya da alışacaksınız" diyerek ucuz milliyetçik dersi vermeye kalkıyor, ötekiler de zaten böylesi çıkışları bekliyorlar, fırsatı kullanıp kendilerine "haklılık" kulpu takıyorlar! ŞİMDİ SN. TALAT'A DÖNELİM: Hristofyas karşısında savunma gereğini duyar ve "açık net" diyerek "Türkiye'nin Kıbrıs politikası bilinmektedir" uyarısı ile Rum liderin hizaya gelmesini isterken, anlarız ki KKTC ile TC arasında tek fiskelik bir siyasi görüş ayrılığı yoktur. Aksine şu görüşmeler aşamasında Sn. Talat'ın en büyük dayanağıyla güvencesi Ankara olmakta, bunu da "açık ve net" ortaya koymaktadır. ŞİMDİ SORALIM: Tepede böylesi bir politika söz konusu olurken "Ankara" adı kondu diye "Çağlayan Parkı için kıyametler kopartılıyor, ille de Ankara adının sökülüp atılması isteniyor. Neden? O Ankara Belediyesi'nin mahallenin yeniden mamur hale getirilmesi için verdiği okkayla paradan dolayı mı, yoksa KKTC'yi Türkiyelileştirmek tehlikesinden kurtarmak için mi? Yoksa ve çok açıkça yazalım, "İstenmeyen Türkiye yanlıları" olmalarından mı? Şimdi Sn. Talat kızıyor, sinirleniyor ve Hristofyas'a diyor ki ''Türkiye'yi hedef almaktan vazgeç, kırılıp öfkelenebilir''... Pekala "Ankara" adını bahane olarak kullanıp Türkiye'ye karşı tavır koyan kesimlere mi kırılıp öfkelenmez? Ki 34 yıldır askeri, parası, siyasi desteğiyle durmaktadır Kuzey Kıbrıs'ın arkasında. Yani bu ülkede Türkiye'yi sadece Hristofyas mı öfkelendirmektedir? Bizim Türkiye karşıtı ütopyacılara sorarsanız, "pöö'' diyeceklerdir. ''Asıl öfekelenen biziz! Siyasetimize karışı-yor, icazeti olmadan nefes aldırmıyor, askerini çekmiyor, Maraş'ı vermiyor, çözüme yardımcı olmuyor!" ÇOK DA İYİ YAPIYOR: Eğer karışmasa, sırtlayıp siyasi rotayı inisiyatifinde tutmasa, parasal ve öteki yardımlarını kesse; bilin ki şu "bizimkiler" dediğimiz kesimler yirmi dört saatte bu Kuzey'i Rum'a yamalarlar sonra da karşısına geçip "işte birleşik Kıbrıs'ı gerçekleştirdik" di-yerek göbek atarlardı. Neyse ki ve hâlâ yağma yok!
|