Kayıp Türkler veya kayıp Avrupalılar
Yusuf Kanlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Nisan 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Stokhölm'de en büyük şirketlerin merkezlerinin bulunduğu merkezi bir caddede, güzel bir binada, çok zevkli döşenmiş bir büro. Aralarında Türkiye'nin de olduğu birkaç düzine ülkede yatırımları olan şirketin müdürü "Türk İsveçli" değerli vaktinden "Anavatan'dan gelen" misafirler ile bir yandan "Türkiye'de neler oluyor?", bir yandan da "Avrupa'da artan yabancı düşmanlığının Avrupa'da yaşayan Türklere etkisi" konularında fikir alışverişi için zaman ayırmış…
Türkiye'de, Anayasa Mahkemesi Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ka-patır mı kapatmaz mı; kapatırsa ne olur, kapatmazsa ne olur; Tayyip'ten sonrası nasıl olur; borsa ne oldu gibi meselelere papatya falı açıyormuş gibi yaklaşımlarla günleri geçirirken, veya küçücük gelişmeleri dev aynasında yansıtarak sanki Kıbrıs sorununu çözmüşüz gibi caka atmaya çalışırken Avrupa'da artan yabancı düşmanlığına pek kafa yoramıyoruz bugünlerde. Ama galiba eskiden de pek kafa yormadık esasında bizden uzakta olanların sorunlarıyla. Ne demişler, gözden uzak olan gönülden de uzak olur.
TÜRKİYE'DE DURUM CİDDİ
Elbette Türkiye'de vaziyet gittikçe daha ciddi bir hal almakta. AKP'nin kapatılması davası sinirleri oldukça gerdi. İddianamenin Anayasa Mahkemesi'ne sunulmasının üzerinden neredeyse bir ay geçti (15 Mart'ta sunulmuştu), ama ufukta bu sorunun nasıl çözüleceği görünmüyor. Siyasi uzlaşı, mutabakat arama falan, filan sözler ortalarda dolaşıyor, ama ne girişim var ne de yürümekte olan bir davaya müdahalenin doğurabileceği diğer sonuçları, tehlikeleri açıkça konuşan var. Ortada sadece gerilim ve gerilimi daha da artırmaktan başka amaca yaramayan birbirinden abuk sabuk bir sürü kıymeti kendinden makbul senaryolar var.
İşçiler "Sosyal Güvenlik Reformu" diye adlandırdıkları ve kazanılmış haklarını almaktan, mezarda emeklilik getirmekten başka içe yaramayacağını iddia ettikleri paketle boğuşuyorlar. İşadamları ve sanayiciler Ankara üzerindeki koyu bulutların bir an önce dağıtılmasını beklemekte, bu durum sürerse ciddi sıkıntılar doğacağı uyarısını yapıyorlar, partilere "Uzlaşın, bu işi aranızda çözün" diyorlar.
Ekonomide bu arada alarm zilleri çalıyor. Enflasyon kontrolden çıktı endişesi var. Ekonominin rayından çıkabileceği endişesi hükümet hariç, içte dışta herkeste yaygın.
AKP SINIRLARI ZORLAMAKTAN VAZGEÇSİN
Türk İsveçli müdür uluslararası gelişmeleri anlatıyor bize. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği çapasının muhafaza edilmesinin öneminin altını çiziyor. Bir an önce "akil adamların" devreye girerek uzlaşı içerisinde ivedi bir şekilde Türkiye'de "evin düzeninin tekrar sağlanmasının" önemini anlatıyor. Bu arada yaşanılan gelişmelerden sonar AKP'nin de artık sınırları görüp bu sınırları zorlama gayretinden vazgeçmesinin gerekliliğini vurguluyor. Kim suçlu, kim suçsuz tartışmasına girmiyor Türk İsveçli müdür, "Olan oldu, daha kötü olmasın, zarar sınırlı olsun" yaklaşımında. Türkiye'de ne gelişme yaşanmışsa yakından biliyor.
Kopenhag'da şehrin en önemli otellerinden birinde garson olarak çalışan "Türk Danimarkalı", Frankfurt'ta pizza dükkanı işleten, bakkalı olan "Türk Almanlar", Londra'da matbaası olan "Türk İngiliz" her konuda Türk İsveçli müdür ile hemfikir değiller. Mesela Türk Danimarkalı garson AKP'ye hiç söz söyletmiyor. Yargıçların "AKP avına çıktıklarından" bahsediyor. "30 yıldır burada yaşıyorum, hiç din sorunu olmadı. Niye Türkiye'de devlet hep dine karşı?" diye soruyor.
Frankfurt'ta şöförlük yapan Türk Alman daha geçenlerde Türkiye'den döndüğünü, Şırnak'ta şehit düşen 21 yaşındaki "üç evin tek oğlu" yeğeninin cenazesine katıldığı anlatıyor. "Biz de Kürdüz abey. Oğlanı kaybettik Şırnak'ta PKK'ya karşı operasyonda. Melunlar 19 kurşun sıkmışlar o gencecik vücuda… Ne zaman bitecek bu kardeş kavgası?" diye yakınıyor.
Dinlemekle yetiniyoruz tabii ki. Cevap vermek için maalesef zaman çok kısa, konular çok karmaşık.
TÜRKİYE'DEN DE, İKİNCİ VATANLARINDAN DA KIVANÇ         DUYUYORLAR
Aralarında görüş ve yaklaşım farklılıkları var… Ama bu Avrupalı Türklerin ortak yanları hepsi de hem Anavatanları Türkiye hem de yeni vatanlarıyla, Avrupalılıklarıyla gurur duyuyorlar. Görüşleri farklı - ki bu da Türkiye'yi ne kadar yakından takip ettiklerini gösteriyor - ama gözleri parlıyor Türkiye'den bahsederken. Aynı parıltı ikinci vatanları ve orada yaşayan soydaşlardan bahsederken de görülüyor gözlerinde.
Ortak yanları hepsinin işleri var, toplumda saygın konumdalar, Türkçe (ve hatta bazıları Kürtçe) yanı sıra bulundukları ülke lisanını konuşabiliyorlar, bulundukları toplumla kaynaşmışlar.
Halbuki Avrupa'nın birçok ülkesinde halen birinci nesil, ikinci ve üçüncü nesil vatandaşlarımız var ve bunlar oldukları ülkelerin lisanlarını konuşamamakta, ve maalesef o ülkelerde en yoğun işsizlik de onlar arasında görülmekte.
Cumartesi günü Amsterdam'da bir metroda bozuk Türkce ile bozuk Hollandaca karışımı acayip bir lisanla metrodaki diğer insanlara saldıran, hakaret eden bir grup genci görünce önce Türklüğümden utandım, sonra bu gençlere büyük bir öfke duydum, sonra "Ama kabahat sadece onlarda değil ki, hem Türk hem de o ülkelerin hükümetlerinin ortak ayıbı bu. Gerçi bilhassa Alman ve Hollanda hükümetleri bu sorunların çözümü için Türkiye ile ortak büyük bir gayret içerisine girdiler ama, bu insanlık ayıbı durumun ortadan kaldırılması için daha fazla gayret lazım.
Başarılı örnekler "asimilasyon" korkusuna kapılmanın ne kadar saçma olduğunu, lisan engeli aşılıp yaşanılan toplumla kaynaşma sağlandığı takdirde bu kayıp Tğrklerin veya kayıp Avrupalıların kurtarılabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
(Yusuf Kanlı ykanli@hotmail.com veya yusufkanli@gmail.com adreslerinden ulaşabilirsiniz)

   438 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   301 reformu… Gerçekten mi?
  07 Nisan 2008, Pazartesi   AKP'yi veya Türkiye'yi kurtarma operasyonu
  31 Mart 2008, Pazartesi   Türkiye için çok önemli bir gün
  24 Mart 2008, Pazartesi   Vizyonumuz var… Ama yeter mi?
  17 Mart 2008, Pazartesi   Olağanüstü günler, acayip işler
  11 Mart 2008, Salı   Lalihanlar zaten hiç yaşamadı ki!
  03 Mart 2008, Pazartesi   Şu 'Kemalist zulüm'!
  26 Şubat 2008, Salı   Güney Kıbrıs'ta kime 'hoşgeldin' diyoruz?
  25 Şubat 2008, Pazartesi   Kedi tırmaladı
  19 Şubat 2008, Salı   Kıbrıs'ta umut ışığı