İslam’da Reform şarttır! (3. Bölüm)
Mehmet S. Bayramoğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   24 Şubat 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

(1 ve 2. Bölümleri okumayıp ilgilenenler ms_bayramoglu@yahoo.com’dan isteyebilirler)

 

1632’de İtalyan fizikçi Galileo, dünyanın yuvarlak olup güneşin etrafında döndüğünü öngören fikirlerini yazarken Roma’daki Katolik Kilisesi, Galileo’ya bunun İncil’e karşı gelmek olduğunu bildirerek vazgeçmesini istemişti. Papa VIII Urban bildiklerinde direnen Galileo’yu Kilise Mahkemesine çağırmış ve 1633 yılında Galileo 9 yıl ev hapsine atılarak esaret içerisinde 8 Ocak 1642’de ölmüştür.

 

Hıristiyanlık kuruluş itibariyle akıl ve mantığa karşı yüzyıllarca mücadele etmiş gerici  bir dindir. Onun içindir ki İslamiyet’in doğduğu VII yüzyıldan XII yüzyıla kadar Araplar, Ortadoğu’dan İspanya’ya kadar olan bölgeyi Katoliklerden arındırmışlar, biz Türkler ise XII yüzyıldan XVII yüzyıla kadar Ortodoksları Anadolu’dan Orta Avrupa’ya kadar sürerek askeri üstünlük sağlamış, medeniyet ve bilimde Hıristiyanları gerilerde bırakmıştık.

 

Peki ne oldu da XVII yüzyıldan sonra işler ters döndü?

 

XVI yüzyılda Alman rahip Martin Luther (1483-1546) Katolik Kilisesinin gerici ve mantık dışı kurallarını protesto ederek Protestan Mezhebini kurmuştur. Akabinde Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri Avrupa’daki Hıristiyan dünyasını akıl ve mantık kullanmaya sevk ederek değişmelerine yardımcı olmuştur. İşte Hıristiyanlığın XVII yüzyıldan sonra İslam’ı medeniyet yarışında geçmesi büyük ölçüde bu gelişmelere bağlıdır.

 

Bugün Hıristiyanlıktaki Katolik ve Ortodoks Mezhepleri, Protestan Mezhebinin gelişmesine imrenerek, kıskanarak ve de istemeyerek kendi kendilerini yenilemişlerdir. Ayni gelişme Semavi dinlerinin ilki Yahudilikte de olmuştur. Bugün gerici ve mantık dışı olan Ortodoks Yahudileri dünyanın her tarafında söz sahibi olmuş Liberal Yahudilerin sırtından geçinmektedir. Akıl ve mantık yolunu seçen Liberal Yahudiler olmasaydı Yahudilik bugün yok olup gidecekti.

 

Dinsizlik kötü bir durumdur. Eski komünist ülkelerde toplum düzenin nasıl yok olduğunu hepimiz görmekteyiz. O zaman dinimize sahip çıkmak zorundayız. Peki bunu nasıl yapacağız?

 

Önceki bölümlerde bugünkü Kuran-ı Kerim’in VII yüzyılda Halife Hz Osman’ın toparladıklarının yüz misli fazla olduğunu belirttik. Kuran-ı Kerim’deki 12,503 Ayetten medeniyetimizin gelişmesini engelleyen, çağ ve mantık dışı en az 2,500 Ayet ya çıkartılmalı veya tamamen değiştirilmelidir.

 

Bunu yapabilecek miyiz? Hayır... Neden? Çünkü bizim inancımıza göre Kuran’ı Kerim yüce Allah tarafından Peygamberimiz Hz Muhammed’e Ayetler halinde indirilmiştir ve Kuran-ı Kerim’in bir virgülüne dahi dokunmak mümkün değildir. İşte bizim takıntımız buradadır.Gerçekçi olmak gerekir. Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi Dinimizde günümüzün şartlarına uygun Reform yapmak zorundayız. Dinimize ancak böyle sahip çıkabiliriz..

 

Bunu yapacak olan da TC Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Aslında üç haftadır size yazdıklarımın tümü Diyanet İşleri Başkanlığınca gayet iyi bilmektedir. Fakat gerekli Reformu yapmaya cesaret edememektedirler.

 

Peki Laiklik sorunu çözer mi? Hayır çözemez. Laiklik ameliyat isteyen bir yaranın ağrı kesiciler ile idare edilmesi gibidir. Ameliyatı göze alamadığımız, o cesareti gösteremediğimiz için ağrı kesicilerle işi idare etmeye çalışıyoruz. Ama sorunu çözemiyoruz. Devlet istediği kadar elini Dinden çeksin; Reform olmazsa Dinin eli her zaman Devletin içinde olacaktır.

 

Bugün Kraliçe II Elizabeth hem Birleşik Krallığın ve hem de Kilisesinin başıdır.Yani Birleşik Krallıkta din ve devlet iç içedir. Laiklik sorunu yoktur çünkü Din Devletin sırtında bohça değil bir motor halindedir.

 

İşte biz de kendimize bunu emsal alıp Dinimizi günümüzün şartlarına uydurarak ‘Devlet ve Din el ele Türkiye’yi XXII yüzyıla taşımak zorundayız.’

 

Bu coğrafyada Hıristiyan ve Yahudiler ile rekabet içerisindeyiz. Medeniyette ve bilimde  onları geçmek zorundayız. Bu da ancak İslam’ın Reformu ile mümkündür... TC Diyanet İşleri Başkanlığının sorumluluk alarak, cesaretle görevini yapması gerekmektedir.

 

Aksi halde biz de Hıristiyanlar gibi Müslüman ‘Martin Luther’in’ gelmesini bekleyeceğiz ki buna da kimsemizin ömrü yetmeyecektir!

   820 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Hristofiyas yüzümüze tükürmeye başladı!
  13 Nisan 2008, Pazar   Lokmacı’yı kim ödeyecek?
  06 Nisan 2008, Pazar   "Kıbrıs'ın esas yerlileri eşeklerdir" (2. bölüm)
  30 Mart 2008, Pazar   "Kıbrıs'ın esas yerlileri eşeklerdir!" (1. bölüm)
  23 Mart 2008, Pazar   Talat osmosisin kapısında!
  16 Mart 2008, Pazar   İçi çürük bir elma!
  09 Mart 2008, Pazar   Londra'daki yabaniler!
  02 Mart 2008, Pazar   Rumlar yine aptallık etti!
  17 Şubat 2008, Pazar   Sorun türban değil İslam'ın Anayasasındadır!
  10 Şubat 2008, Pazar   Sorun türbanda değil Anayasa'dadır! (1. Bölüm)