Parkta; salıncakta bir çocuk bize sallıyor..
Hasan Kahvecioğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Mart 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

"Ankara Çağlayan Parkı" ismi; yeni bir tartışma yarattı...
Kıbrıs sevdalısı bazı kalemler "Ankara" sözcüğüne taktılar... Bazı program sunucuları öfkelerini ekranlara taşıdılar... Bazı gençler topluca durumu protesto ettiler...
Ben bu "tartışmaları" ne yalan söyleyeyim, hiç de "yerinde" bulmadım... "Aman orijinal isimlerimizi değiştiriyorlar" diye paniğe de kapılmadım...
Neden bu kadar "sıradan" bir belediye kararı, bir anda "Kıbrıslılığımıza vurulan bir darbe" gibi algılandı?
Özellikle gençlerin bu ani "reaksiyon"u ne kadar gerçekçi?
Protestocular ve karşıtlar; Ankara'ya mı karşıdırlar, yoksa Çağlayan adının "yerel değerini" mi korumaya çalışıyorlar?
Ülkesinin toprağını, geleneklerini, yaşadığı kenti sevmek bu mudur?
Yoksa; her şeyi birbirine mi karıştırdık?
Lefkoşa Belediyesi ile Ankara Belediyesi, Mustafa Akıncı ile Murat Karayalçın zamanından beri "Kardeş kent"tirler...
Elbette işbirliği yapacaklardır... Elbette aralarında yardımlaşma olacaktır... Ankara Belediyesi'nin bu park için bir milyon dolardan fazla bir para yatırması küçümsenebilir mi?
Tepkililerde ve öfkelilerde "Ankara" çağrışımı; siyasal karışmalarla, bağımlılık ile, emir almakla, acentelik yapmakla eş tutulabilir...
Ancak bu; Lefkoşa'da bir parka kardeş bir kentin adını veremeyecek kadar bir "fanatizm"e dönüşürse, "Ankara düşmanlığı" mesajı tonlaması içerirse, sağlıklı düşünme sistemimizde ciddi tahribatlar var demektir.
Kimse alınmasın ama; bu karşı çıkışları içeriği olmayan biçimsel gösterişler olarak görüyorum...
Lefkoşa'yı umursayanların, sevenlerin yapacağı o kadar çok iş var ki, keşke bu gençler enerjilerini bu alanlara kaydırabilseler...
Benim de ilk gençlik yıllarımda, sözü edilen parkta yaşanmışlıklarım vardı...
O zamanlar "Çocuk bahçesi" diyorduk... Rum tarafında da "Millet bahçası" vardı...
Gerçekten neler oluyor?
Sahibinin adını taşıyan bir gazinonun (Ki o gazino da artık Çağlayan adını kullanmıyor.) yakınındadır diye "Çağlayan" olarak anılan bu parkın adına "Ankara" sözcüğü ilave edilmeseydi, hangimiz bu "pislik yuvası"nın farkına varacaktık?
Hangimiz bu parkın ya da Lefkoşa'daki diğer parkların korunması için yeterince çaba harcadık, örgütlendik, mücadele ettik?
Bugünlerde sergilenen bu "hassasiyet"i; keşke Cumhurbaşkanlığı barakalarının surlar üzerindeki kirliliğine karşı da kullansaydık...
Keşke; Cumhurbaşkanlığı'nın bir kocaman mahalleyi yıkarak sarayı genişletme girişimine karşı da aynı hassasiyetle yaklaşsaydık...
Keşke; surlar içindeki cenaze namazlarının mezarlığa taşınmasına ve yılların geleneğinin yok edilmesine karşı da sesimizi yükseltebilseydik...
Keşke Lefkoşa'da ya da Kıbrıs'ta "Kıbrıslı" olmayan bütün isimlere aklımızı taksaydık...
Haydar Aliyev caddesine, Evren paşa bulvarına, İzmir mahallesine, Londra pastanesine, Pronto kavşağına, Osman paşa caddesine, İnönü meydanına, İstanbul plajına, Marmara parkına, Amerikan okuluna ve daha nelere...
Adana kebabına, Kayseri pastırmasına, İnegöl köfteye...
Acılı, acısız bütün kültürel etkilere, asimilasyon kokan bütün demografik müdahalelere...
Çağlayan Parkı'nın isim değişikliği "fantastik" bir aydın tartışmasını başlattı. Şimdi orada oynayan, birbirini itip kakan yüzlerce çocuk zaman geçiriyor...
Bu yeni "nüfus" dalga dalga geliyor, okulları dolduruyor, geleceğin fotoğrafında şimdiden yerini alıyor...
Bizim bu konuda bir "proje"miz var mı?
Lefkoşa'nın surlar içinde oluşan "getto"nun yıkılmasını içeren bir yaratıcı düşünce üretebiliyor muyuz?
"Ankara" takıntısını yapay bir "tepki"ye dönüştürmek yerine meselenin aslını kurcalamayı deneyecek miyiz?
Yoksa, bu iş çok mu zor?
İyisi mi, hep beraber parkın kenarcığında "Çağlayan Parkı bizimdir, adını değiştiremezsiniz" yazan pankart sallayalım...
Herkes bizim ne kadar Lefkoşalı, ne kadar Kıbrıslı ve ne kadar Ankara karşıtı olduğumuzu görsün...
Peki, biz sallarız da salıncaktaki çocuk boş durur mu?
Tabii ki o da bize sallıyor...

 

   525 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  15 Nisan 2008, Salı   Talat ve Hristofyas'ın önünde altın
  11 Nisan 2008, Cuma   Lefke, polis, şiddet, sendika, grev
  08 Nisan 2008, Salı   Lefkoşa için hemen şimdi kollar sıvanmalı
  01 Nisan 2008, Salı   Dubai'de Moein'i dinlerken
  25 Mart 2008, Salı   Eskiden kontgerilla vardı, şimdi ise Ergenekon
  21 Mart 2008, Cuma   İlla ki umutsuz olmak zorunda değiliz
  18 Mart 2008, Salı   Tam da görüşmelerin arifesinde Türkiye'de olanlar
  11 Mart 2008, Salı   Lord Hannay, Rauf Bey, Talat Bey ve "Partenogenez"
  04 Mart 2008, Salı   Colony yemeğinden "gurur" duymak işadamlarının hakkıdır
  26 Şubat 2008, Salı   Polis'i çağırmak, işin en kolay tarafı...