|
Muhterem Komutanım, hoş geldiniz, adamıza şeref verdiniz. Allah kısmet ederse önümüzdeki dönemlerde yükümleneceğiniz görevlerle bizim için şimdi de ama şimdiden daha önemlisiniz! Adaya gelir gelmez yaptığınız açıklamalar yüreğimizi serinletti, Ağustos sıcağında içilen bir bardak soğuk su gibi geldi. Ne var ki 1958’lerden başlayarak "vatan" adına yaşadığımız meşakkatinboyutunu bilemeyenler, tarihler boyunca Bizans entrikalarını görmeyenler sizin adadan ayrılmanızın ardından yine ahkam kesmeye devam edecekler. Alıştık ama işin doğrusu içimize sindiremedik! Yıllar önce, TMT’nin 1963 olaylarıyla birlikte yeraltından çıkmasıyla birlikte işler değişti. Bir gerçek var ki, doğrular yanında çok yanlışlar da hayata geçti. Bugün adına fırtınalar kopartılan, olmadık barış şarkıları yapılan Lokmacı barikatı, 1964’ün ilk günlerinde bir avuç Mücahidin özverileriyle meydana geldi. Halbuki o dönemlerde bugünün Arasta Çarşısı da gözden çıkarılarak, Saray Otel diye bilinen mekanın arka sokağı sınır olarak belirlenmişti. Tehlikeyi sezinleyen, Rumların içimize kadar girebileceğini düşünen bir avuç arkadaşımız önce kalaslarla, ardından eski bir araçla Lokmacı’yı kendi inisi-yatifleriyle kapattılar, muhtemel sızmalara karşı önlem aldılar. O günlerde ve ardından gelen mücadele senelerinde Lokmacı hep en yumuşak nokta olarak algılandı, barikatın arkasında nöbet tutanlar da bu ciddiyetle görevini yaptı. Sevgili Komutanım, siz daha önemli detayları da bilmektesiniz. Geçen senelerin yardımlarıyla köprülerden akan sular bir adım önde olma versiyonunu yarattı, bunun bir tezahürü olarak ta kapılar açıldı, karşılıklı geçişler başladı. Değerli komutanım, yıllar boyunca savaş görmüş insanlarız, barış hepimizin en büyük beklentisi. Uzun yıllar her an tetikte olmanın gerilimleri, 1974’ün esenliğinde adeta insanlarımızı deli etti. Sadece 1974 öncesinde adada yaşayanlardan söz etmiyorum. Pontus Rumcasıyla iş pişirenler, Güney’de yaşayan ırktaşlarıyla buluşabilmeyi hayal edenler, ticaret yapmaktan, paradan başka birşey düşünmeyenler, hatta akrabalık bağlarıyla yıllardır hasret gidermeyi bekleyenler birleşti, bu günün koşullarında içinden çıkılması kolay ama zor bir dönemece girildi. Yıllardır, adada karanlık günleri yaşayanların, sosyal yaşamdaki etkilerinin zayıflamasını, azalmasını bekleyen dost bellediğimiz yabancı güçlerin planlamaları doğrultusunda, hiç savaş yüzü görmemiş, Rum-Yunan mezalmini çekmemiş, kısacası , kafeslerde yetiştirilmiş kınalı keklikleri avlaklara salıverircesine bir düzen geliştirilmiştir. Öz tarihimiz sulandırılmış, eğitimi-mize darbe vurulmuş, sağlık hizmetlerinde Güney’e muhtaç olduğumuz, binlerce işçimizin rızkını Rum kesiminde temin eder konumuna sokulduğumuz ortamlar yaratılmıştır. Hiçbir önlem alınmadan yeni atılan adımlarla ticaret, dolayısıyla öz kaynaklar Güney’in hizmetine seferber edilmeye çalışılmakta, yıllardan beri bu işin provası yapılmaktadır. Adeta Balkanlarda yaşananların tekrarı bir ortam yaratılmaya çalışılmaktadır! Muhterem Komutanım, bunları yaşayarak, yok olmanın yeni versiyonlarına tanıklık yapacak, 1958’lerden başlayarak çektiklerimizi yeniden ortaya çıkaracak ne tahammülümüz, ne de gücümüz kaldı. Demokratik yapı içerisinde, demokratik müesseselere duyulan güven zaafiyeti son merhalededir. Bu koşullarda sizce alınması gereken önlemler nedir? Saygılar sunarım!
|