Zehra abla ve sağlık kurulu
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bu hafta Tıp Haftası. Tıpla ilgili yazmak lazım. Düşündüm taşındım size bu hafta 1997 yılında "Hekimce" dergisinin 15 ve 16. sayılarında yayımladığım "halimiz " köşesinden iki yazımı tekrarlamak istedim. Bu köşeden yıllarca meslektaşlarıma, yetkililere nükteli bir dille eleştirilerde bulunmuştum. Tıp camiası içinde çok tutmuştu. Bu yazıları tekrar yayımlamak benden, o dönem ile bu günü mukayese etmek sizden. Beğenirseniz ileride daha çok alıntı yapacağım kaynak var haberiniz olsun. Sağlıklı bir yaşam dilerim

Zehra Abla!

Sağlık sorunları herkesin dilinde. Bir de Zehra ablaya soralım dedik. Bakalım Zehra ablamız sağlıkla ilgili sorularımızı nasıl yanıtlamış
Soru: Zehra ablacığım sence sağlık sorunlarımızı nasıl hallederiz?
Cevap: A be yavrucuğum, siz devamlı "Sağlık Yasası " diye bağırırsınız ya, işte onunla mesele hallolacak.
Nasıl hal olacak yahu?
Yasaya bir madde koyacaklar. Diyecekler ki "Bu yasaya göre herhangi bir vatandaşın hasta olması yasaktır". Bu maddeye tâbi olan biri hasta olamayacağından sağlık sorunlarımız kökünden hal olacaktır.
İyi de Zehra abla hastalıklar yasayı dinler mi?
E vallahi kendileri bilirler. Ağır cezai müeyyide tedbirleri de olacak. Ama arada sağlık kurulu ile bazı hastalıkların girmesine izin verilebilir. Yahut torpilli bir hastalık ise Bakanlar Kurulunun izni alına bilinir.
Peki Zehra abla, ülkemizdeki tıbbi teknoloji hakkında neler söyleyeceksin?
Son derece zayıftır evladım. Bak bizim mahalleye geçen ay iki tane Rusya’dan profesör geldi. Elleri enerji yüklü imiş. Dokunduklarını iyi ettiler, ama sonra ansızın kayıp oldular.
Neden?
Her muayenelerinde 10 milyon alırlardı. Sonunda ahali dolandırıldığını fark etti. Galeyana geldi. Adamlar uyanık, durumu fark eder etmez bir gecede kayboldular.
Son olarak söyleyeceğin birşey var mı?
Ay oğlum doktor moktor hikaye. Anamın evi Ayluga kili-sesinin yanındadır. Her türlü hastalıkta iki üfürsün bir okusun kesin iyi eder. Hem doktordan az alır hem ilaç parası da verdirmez. Başta sayın büyüklerimiz olmak üzere herkesi bekleriz.
Niçin başta sayın büyüklerimiz?
Çok cahilsin be evladım. Onlar işin reklamını sağlar. Onlar yapar siz gazeteciler yazarsınız. Ahali de yutar…
(Hekimce Sayı 15,  Eylül 1997)

Kurul

l"Allah kimseyi düşürmesin" derler. Düşmüşler ki  bu lafı etmişler. Düşünce vallahi fena oluyormuş.
Kalbimin tam üstünde birkaç gündür hafiften bir sızıcık vardı. Bana kalsa dert etmezdim ya, benim kaşık düşmanı zorladı, hastaneye doktora gittim. Doktorum şöyle bir baktı sonra da "önemli bir şey yok, ama istersen özelde makinelerin daha iyi olduğu bir merkez var, oradan da geç " dedi . Ya! Boşuna bir ton para vereyim. Ama gel de sen bunu benim hatuna anlat. Ah! Zaten beni bu kadın mahvetti.
Lafı uzatmayalım, özel teşhis merkezine gittik. Sonunda 6-7 milyon para ödedim ama "Helal olsun" makineler şahaneydi. Koskoca devletin alamadığı makineleri ne gariptir 4-5 doktor bir araya gelip almıştı. Aferin çocuklara.
Neyse biz esas hikayemize bakalım. Raporları aldım götürdüm benim doktora, aldı inceledi "Pöööööö" dedi. "Çok geciktin". "Ama nasıl geciktim doktorum" diyebildim panik içinde. ''Basbayağı" dedi ve ekledi; "Hemen sağlık kurulu ile Ankara'ya gideceksin"
Pazartesi çağırdılar ön kurula. Dahiliye kliniğinin kapısının önüne geldiğimde kendimi Avustralya büyük elçiliğinin önünde vize kuyruğunda zannettim. İnsanlar ellerinde şu "özel merkezin" dosyaları kuzu kuzu beklerler.
Ön kurul için 7-8 doktor bir odada toplandı. Başlarında ki doktor galiba yabancı idi. Çokça İngilizce az Türkçe konuşurdu. Hep o konuştu ama ben ne dedi anlamadım. Aslında ingilizcem de iyidir ama İtalyanca tıbbi kelimeleri bol kullandı. Sonra doktorum bana "tamam yarın saat onda esas kurula geleceksin" dedi., çıktım gittim Bu arada düşünürüm bu haller nereden geldi başıma. Aman be çok düşünme. "Yak bir sigara, koptuğu yerde kalsın"…
En nihayet kurul saati geldi, ama saat on buçuk oldu kimse yok. Sağlık kurulu sekreteri imiş o kızcık dövünür toplasın doktorları. Ona telefon buna telefon, ama nafile. Of be kız kardeşime da söz verdiydim on bir buçukta onu çarşıya götürecektim.
Hah! Aha gelir Zeka bey.  Ağır Alman tankı gibidir mübarek. Yürürken zanneden yer gök sallanır.yanındaki o havalı çocuk kimdir yahu. Burnundan kıl aldırmaz gibi bir hali var bu yeni yetmenin. Dur sorayım bakayım sekreter kızcığa. Ha! Tabipler Birliği’nin kurul temsilcisiymiş. Kurulun asil üyesi imiş. İstermin şimdi işimizi bozsun. Keşke ilk önce bakan beyden bir geçseydim. Geçen sene benim kız kardeşin ayağı kırıldıydı kı, eniştem hemen bakana gittiydi. Ne güzel hiç uğraşmadan Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye’ye gidip tedavi olduydu. Zaten bizim bakanlar doktorlardan daha insaflıdır yahu. Ah eşek kafa ah! Benim eniştemden daha fazla oyum var. Bakana gitseydim beni Londra’ya bile yollardı. Şimdi işin gücün yoksa derdini anlat çoluk çocuğa…
Amman anam adımı çığırdılar aha! Gireyim bari…Uy aman,  zanneden de engizisyon mahkemesidir. Amma  soğuk nebati şeyler. Bir de lise sonda tarih öğretmeni sözlüye kaldırdığında böyle terlediydim. Vay anam adımı sorsalar bilmem ben şimdi.
Neyse o çok İngilizce konuşan doktor beni hiç konuşturmadan halimi anlattı. O anlattı ya kimsenin anladığını zannetmem, zaten yarısı kendi arasında konuşur diğer yarısı da süt içerdi.. Bir tanesi "Kaç paket sigara içen ama" diye sordu. "Vallahi üç paket içerim" amma kapıdan bir çıkayım dört beş paket içeceğim. Bu strese başka türlü dayanamam. En sonunda Zeka bey tüm heybeti ile gidebileceğimi, bir hafta sonra sevk kağıtlarımı bakanlıktan alabileceğimi söyledi. Oh be! Sınıfı geçmişim.

Gerçekten bir hafta sonra bakanlıktan kağıtlarımı aldım. Bu arada doktorum da sağolsun Ankara’dan randevumu aldı. Gittim Profesör Doktor Derviş Oral’ı buldum.   Bulmasaydım ne olurdu Allah bilir. Biz elimizdeki nimetin farkında değilmişiz meğer. Kıbrıs’ta istediğimiz saat istediğimiz doktorun yanına giderdik,  oysa Ankara’da öyle değil. Değil    doktorlar öğrenciler bile adamın yüzüne bakmıyor. Allahtan Dr. Derviş bey elimizden tuttu da hastaneye zar zor yatabildik. Hastane koridorlarını görebilseniz ne kalabalık ne kalabalık. Sanki kızıl ordu üstümüze gelir.

Anjiyo yapacakmış bana. Aman inşallah birşey olmam.Yanımda yatan beye geçen sene anjiyo yaparlarken damarı patlamış. Hazırmış ölsün. Hayır soru sorsam birşey de anlat-mazlar. Neyse gideyim yakayım bir sigaracık beklide son sigaramdır. Kim bilir?
Ertesi gün geldiler üstümü değiştirdi-ler, hep beyaz giydirdiler. Acaba mefta olacağım? Korkudan ölüyorum. Ah bir sigara içebilsem…

Biraz canım yandı ama çok şükür bitti. Bu arada kalbime kafes taktılar. O şu Denktaş beye de taktılar. En azından bu konuda artık Denktaş bey ile denkim. Ertesi günde otele yolladılar. Zaten bağlasalar durmam. O ne kalabalık anam. Daha ben yataktan çıkmadan başkası yattı. Yanımda yatan ve kalp ameliyatı olacak arkadaşla helalleştik. Ayrıldım.

Otelde birkaç gün kaldıktan sonra kontrole gideceğim. İçimden de hiç gelmez gene o cendereye girmek. Burada bir doktora muayene olacağıma, memlekette on defa kurul odasına girmeye razıyım. Neyse neticede gittim. İyi imişim. Altı ay sonra kontrole gideyim mişim. Yaşarsak geliriz.
Kapıdan çıktığımda odayı paylaştığım beyin karısı ve oğlunu gördüm. Ağlıyorlardı. Belli ki adamcağız ameliyatı kaldıramadı. Göz göze geldik. Sadece bakışarak baş sağlığı diledim. Dilime tek kelime gelmedi. Offf! Sıkıntı bastı aha gene ama içmeyeceğim bu kuduz sigarayı. İçmenin bedeli ağır oluyor.
Muhasebeye gittim. Elçilikten aldığım kağıtları verdim. Memurun bir çalımı vardı sormayın. Sanki borç para        istediğim banka müdürü… Meğer öyleymiş. Bizim devletin bu hastaneye on milyarlarca borcu varmış. Bu arada Kıbrıs’taki doktorlara götürmek için sağlığımla ilgili rapor istedim. Yanıt kısa ve kesin oldu: "Gerek yok"
Sonunda dönüyorum. İnsanın memleketi gibi yok. Uçak 14.00’te kalkacaktı 16:00’ya ertelenmiş. Varsın olsun memlekete dönüyorum ya her şeye razıyım. Yolculuk rahat geçti. Bir saatte vardık. Uçaktan inince toprağı öpmek geçti aklımdan. Sonra güldüm geçtim bu fikre. Bir saat de pasaport kuyruğunda bekledim. Daha bir polis arkadaş buldum da o yardım etti yoksa daha da beklerdim. Öyle kalp hastası falansın diye ne dinleyen var ne de ilgilenen. Bir saat de bekledim valizler çıksın. Yani anlayacağınız bir saatlik uçak yolculuğu 2 saat Ankara da 2 saat Ercan’da bekleme ile 5 saate çıktı. Bizim turizmciler bu zihniyet ile turizmin gelişeceğini sanıyorlarsa ya çok saftırlar ya da çok iyi niyetli.
Ben konu dışına çıkmayayım. Gittim eski dost Zeka beyin yanına, Allahı var ilgilendi benim ile. Diyet kola ısmarladı. "Sigara yasaktır" dedi. Zaten ben de kararlıyım. Bıraktım.  Altı ay sonra kontrole gitmem gerektiğini söyledim, güldü. "Bir de bizimki-ler görsünler" dedi. Görsünler bakalım.
Beni İngilizce’yi çok konuşan doktora yolladı. Meğer Dr. Sait Bey’miş. Adını duyardım da tanımazdım. Artık Denktaş bey ile doktorumuzda ayni çok şükür. Sait Bey beni bir güzel dinledi. Sonra muayene etti. "Keşke by-pass ameliyatı olsaydın" dedi. Aman yahu! Yanımdaki gibi ben de sepeti devireyim. Allah korusun, istese de istemem.
Oh be Ankara’dan sonra burası cennet…
(Hekimce, sayı 16 -Aralık 1997)

   871 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…