1967 yılı Meriç kritik görüşmesi (1)
Rauf R. Denktaş

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Ocak 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Tirajı Pazar günleri 186.310 olan Kathimerini gazetesinin 2 Aralık 2007 tarihli sayısında yayımlanan Yannis Gulielmos'un Türkiye eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı mülakatın çevirisi şöyledir:
''Gazetemiz bu hafta Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'in mülakatını yayımlama onuruna sahip oldu. 1967 yılı Eylül ayında Meriç'teki görüşmede, gerek Kofinu'da Kıbrıslı Türklerle karşı olayların gerekse tümenin Ada'dan geri çekil-mesi kararı alındı. Fakat herşeyden önce bu görüşmeyle Türk tarafı, Yunan cunta hükümetinin herhangi bir düzeyde müzakere yapma yeteneğine sahip olmadığını anladı. Türkler karşılarında kimlerin bulunduğunu, Atina'daki "oluşumu" gözardı ederek, istedikleri gibi hareket edebileceklerini anladılar. Bu, yani Kıbrıs'ta düşüncesiz davranan tarafın Yunan ve Kıbrıs Rum tarafının olduğu, gerek Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın, gerekse Yunan ve Kıbrıs Rum tarafının olduğu, gerek Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın gerekse Türk-Yunan konuları uzmanı diplomat Sayın Viron Theodoropulos'un açıklamalarından kanıtlanıyor.
Belki o dönemdeki tarihi koşullar da Yunanistan için kötüydü fakat Yunanistan'ın o dönemdeki yetkililerinin Kıbrıs konusunda özlü çözümlere yönelmeyi başaramadıkları da bir gerçektir. Tam aksine, çok hassas olan siyasi konuları amatörce yönettiler. Yunanistan'ın imajına zarar veren aşırı yöntemler kullandılar. 1964 yılında tümenin Kıbrıs'a gizlice ve yasadışı olarak gönderilmesinden, 1967'de Grivas'ın hareketlenmesinin desteklenmesine kadar bütün olaylarla Yunan dış politikası komşu ve müttefiklerine "kötü" yüzünü gösterdi.
Öte yandan Türkiye, Yunan diplomasinin tüm hatalarından yararlanma fırsatını kaçırmadı bu da tamamen doğaldı. Bunlardan mümkün olduğu kadar yararlandı, sonuç olarak da Yunanistan'da gelecekteki gelişmelere yol açan ortam şekillendi. Türkiye'nin bütün hareketlerinin haklılık kazandığı sanılmamalı. Sadece Türk diplomasisinin Yunanistan ile ilişkilerini zamandan bağımsız olarak ve Yunanistan'dan daha soğukkanlı ve mantıklı ele aldığı belliydi. Ayrıca, o dönemde Yunanistan'ın ve Amerikalıların benimsediği tutumu hesaba katmadan değerlendirmemeliyiz. Özgürlükleri kısıtlayan Atina cuntasını hoşgörüyle karşılamaları ve iktidarda kalmasını desteklemeleri bütün bu dönemde oynamış oldukları rol için ciddi kuşkulara neden oluyor.
Süleyman Demirel: 1967 yılında Yunanistan ile uzlaşmak mümkün değildi.
Gulielmos: 1967 yılının Eylül ayında Meriç'teki görüşmeyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce Yunanistan'da siyasi bir hükümetin olmaması Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz etkiledi mi?
Süleyman Demirel: Halkın desteğini almamış hükümetlerin varlıklarını uluslararası sahnede belli etmeye çalıştıkları biliniyor. O dönemde birçok alanda temaslarımız vardı. Türk tarafının temsilcisi olarak temel hedefimiz, 1963 yılında Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan anlaşmanın maddelerine ilişkin  itirazları nedeniyle başlayan ve ilişkilerimizde yaşanan krizin aşılması olduğunu hatırlıyorum. Bu gelişme sonucu Kıbrıslı Türkler kovulmuş, belirli bölgelerde yalıtıma uğramış ve gerçekten zor koşullar altında yaşıyorlardı. Ancak, her iki tarafın karşılıklı çaba sarf etmesine rağmen herhangi bir gelişmenin kaydedilmesi olanaksızdı. Bence o dönemdeki Yunan yönetimi sadece Türk tarafıyla uzlaşma konusunda başarısız olmadı, sorunların yeni başgösterdiği bir dönemde çözümlenmelere de kolay ulaşılan bir aşamada, Kıbrıs konusunda kalıcı bir  çözüme ulaşılmasına katkıda bulunma yönünde önemli bir fırsatı da kaçırdı.
Gulielmos: Meriç'te 1967 yılı görüşmesi hakkında herhangi bir değerlendirmeniz oldu mu? Olduysa eğer nasıl bir değerlendirmeydi?
Süleyman Demirel: Büyük bir üzüntüyle iki tarafın temel konularda dahi uzlaşmalarının olanaklı olmadığını tespit ettik. Yunan askeri hükümetinin Yunanistan'ın Kıbrıs ile birleşmesi üzerinde ısrar etmesi tamamen gerçek dışı bir istekti. Bu koşullar altında uzlaşma olanakları pek azdı.
Kamuoyu baskı uyguluyordu
Gulielmos: Yunanistan 1967 yılında tümeni Kıbrıs'tan geri çekmeyi reddetseydi savaşa mı gidecektiniz?
Süleyman Demirel: Türkiye sorunlarını daima barışçıl yoldan çözümlemeyi amaçlıyor ve daima elindeki diplomatik araçların hepsini sonuna kadar kullanmayı tercih ediyor. Ancak, Kıbrıslı Türklerin o dönemde gerçekten çaresiz olduklarını hatırlamamız gerekir. Bu nedenle o dönemde Türk kamuoyu diplomatik çözümleri aşan başka çözümlere de yönelmemiz adına çok büyük baskılar uyguluyordu. Gerek Kıbrıslı Rumlar gerekse Yunan hükümetinde bölgede oldubitti-ler yaratma eğilimi vardı. Grivas'ın Milli Muhafız Ordusu'nun himayesi altında kurulan Kıbrıs Rum güçlerinin komutanlığını almak için Yunanistan'dan Kıbrıs'a gittiğini hatırlatırım. Ayrıca Yunanistan'ın Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığının temelini oluşturan anlaşmayı açıkça ihlal eden bir kararla Kıbrıs'a büyük bir askeri güç göndermiş olduğunu hatırlatırım. Bu hareketlenmenin bizim için Kıbrıslı Türklere karşı bri etnik temizleme olduğunu bizlerce bunun kabul edilemeyeceğini elbette anlıyorsunuz. Türkiye garantör güçlerden birisi olarak anayasal düzenin tekrar uygulanması amacıyla müdahalede için elbette tüm haklara sahipti. Buna rağmen o noktaya kadar gelmedik.
Devamı yarın

   816 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Nereye kadar?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Çözümsüzlük çözüm mü?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Selamet mi, felâket mi?
  15 Nisan 2008, Salı   Çağlayan denince
  03 Nisan 2008, Perşembe   İsimsiz bir "elçi" şöyle diyor: Mantığa meydan okumak
  01 Nisan 2008, Salı   Adil ve kalıcı çözüm
  27 Mart 2008, Perşembe   Statü meselesi
  24 Mart 2008, Pazartesi   Duvarlar kalksın
  23 Mart 2008, Pazar   Başlıklara bakalım
  22 Mart 2008, Cumartesi   Dost Yunanistan !