|
Bir dostumun iki oğlu vardır. Birisinin adı "Savaş," ötekinin adı da "Barış"tır. Ona sordum. "Bu nasıl iş? Hem savaşmak hem barışmak nasıl bir şey?" O da bana, şöyle cevap verdi. "İnsanlar önce kavga etmemeyi ve savaşmamayı öğrenmeli. Şayet savaşma noktasına gelirlerde, savaşırlar ama sonra barışırlar." O dostum bana bir de bu yönünü söyledi "savaş ve barış"la ilgili. "Ben, çocuklarıma savaşmakla barışmanın tamamen zıt şeyler olduklarını, ama bir gün kardeş de olabileceklerini göstermek istedim isimleriyle" dedi. Bu anlatılanlar, hayatın içinde olagelen şeylerdir. O dostumun çocuğuna "Savaş" ismini koymasında murad edilen şey, "mücadeleci, doğrular için bir kavga veren ol" anlamının benimsenmesidir. Yoksa "Senin adını kırıp, dökmen, insanları öldürmen için koydum" da diyecek hali yok ya. "Barış" ismi zaten olumlu bir çağrışım veriyor. Bu "Savaş ve Barış" isimlerinden yola çıkarak neyi anlatmaya çalıştığımı merak etmişsinizdir elbet. Evvel ki gün hem kuzeyden hem de güneyden bazı sivil toplum örgütleri bir araya gelerek, güneydeki Eleftheria Meydanı'nda "Savaş ve Barış" üstüne sloganlar attı, Amerika'ya yüklendiler. Bu eylemin adı da "15-22 Mart Savaş ve İşgallere Karşı Küresel Eylem Haftası" imiş. Böyle bir hafta olduğunu ilk kez duydum. Yoksa böyle bir haftayı kendileri mi üretti, onu da bilmem. Böyle bir "hafta"nın gereği olarak bazı aynı görüşteki sivil toplum örgütleri sözde, barışı getirmek ve bir kez daha savaş olmamasını sağlamak bir araya gelmişler. Doğrusunu söylemek gerekirse tuhafıma giden bir şey var. Bu sivil toplum örgütleri, gidip Hristofyas'ın, Papadopulos'un, Kliridis'in kapılarında haykırdılar mı, "Kıbrıs'ı patlamaya hazır bir bomba ülkesi haline getirdiğiniz satın aldığınız silahlarla" diye. Veya "Kıbrıs'ın bölünmesine ve savaş sahnelerine neden olmasına sebep olan Rumların, barış aramaya hakları yoktur" sloganını da onlara attılar mı? Ne kadar tuhaf değil mi? Güneyden bazı sivil toplum örgütleri, sırf Türk askerinin adadan gitmesi için böyle bir eylem yapabilirler de, hayatlarını Türk askeri sayesinde idame ettiren bizim taraftan bazı efendiler böyle bir eyleme katılarak neyi amaçladıklarını ve hedeflediklerini merak ediyorum. Ayıp değil mi bize koskoca bir vatan armağan eden büyük Türk askerine "işgalci" demeye? Türk askerinin adadaki varlığını "işgalci" olarak niteleyenleri kınamak da bizim hakkımızdır, müsaadeleri ile. Bizler, çekilen acıları unutmadık. Ne ölüm çukurlarında mahvolan ve kaybolan hayatları unuttuk. Rum terör örgütü EOKA tarafından yakılıp yıkılan ve ENOSİS hayalleri kuran acımasızların yaptıklarını da affetmedik. Onun için değil mi ki sütten ağzımız yandı, yoğurdu üfleyerek yiyoruz. Kimin hangi eylemle ne mesajlar vereceği de Türk askerini ırgalamaz. Türk askerinin buradaki varlığı, tamamen anlaşmalardan doğan bir hakkın gereğidir. Şayet Türk askeri gelmeseydi, şayet bu halk bir yama gibi eritilmiş ve Rumların bir yaması haline getirilmiş, yok edilmiş bir halk durumuna getirilseydi, Türk askeri aleyhine atıp tutanlar böyle bir eyleme tevessül edecekler miydi? Kimse savaş olmasını ve kan akmasını istemez. Ama savaşı başlatan Rumlarsa, can güvenliğimizi ve geleceğimizi garantiye almak, onurumuzu ve haysiyetimizi, Türklük gururumuzu korumak için savaşmak da bize düşer, Mehmetçiğe düşer. Yıllarca Kıbrıs Türkleri bir idealin peşinden koştu. O ideal, o "barış" dedikleri ama bir türlü erişemedikleri idealdi. Kıran kırana, can cana, ölüm ölüme varolan savaşlarla barışı getiremedikse, savaşsız barışı da getiremeyeceğiz demektir. O barışı getirmek için savaş verdi Türk ordusu, ama hala akıllanmayan bir Rum halkı bu gerçeği göremiyor. Onurlu ve kalıcı bir anlaşma olmadan barışın da olamayacağını bilmeleri gerkir. O halde bu "barış meleklerine" bir mesajım olacak. "Gidin Rumlara söyleyin, önce insanlığı ve insanca yaşamanın ve yaşatmanın ne olduğunu öğrensinler, Kıbrıs Türkleri üzerindeki gayri insani baskı ve izolasyonları kaldırsınlar, sonra barış için kolları sıvasınlar. Gerçek barışın anahtarı, Kıbrıs Türklerinin siyasal eşitliğinde, iki devlet esasında yatmaktadır. Bunları kabul ettikleri ve adam gibi bir anlaşma yaptıkları zaman kimsenin barış aramak için sokaklara dökülmesine de gerek kalmıyacak." Daha ne diyelim ki şu "barış havarilerine?"
|