|
Kıbrıs konusunda son gelişme, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Özel Temsilcisi Özdik Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu arasında 12 Mart günü bir görüşme olabileceği ile ilgilidir. Hiç bilemeyiz. Bu görüşmede bizimkiler kendi kendilerine gelin güvey mi oldular ne? Pek anlayamıyoruz. Özdil Nami "Yakovu'dan görüşme teyidi bekliyoruz" diyor ama Rumlardan tık çıkmıyor. Herhalde aracılar bir mekik gibi bir o tarafa, bir bu tarafa gidip geliyorlar. O gidiş gelişlerin bir ürünü olarak bu haber herkesin önüne kondu. Rumlara böyle bir görüşmenin nedeni, "Liderler görüşmesinin ön hazırlıklarına yönelik"miş. Şu görüşme, bizim hayatımızı hangi görüşme verisyonunu kapsayacak doğrusu merak ediyoruz. Görüşme de yine görüşme. Bakınız! Rumların temsilcisi hala bizim tarafa bir yanıt vermedi. Vermeyecek de. Veya verecek de naza çekiyorlar ve bir kılıf hazırlıyorlar zamana oynamak için. Evet işin özünde zamana oynamak vardır. Rumların bugüne kadar uyguladıkları bütün yöntemler, hep zamana oynamak olmuştur. Şayet temsilciler görüşmesi gerçekleşirse, ondan sonra da "liderler görüşmesi" 17 Mart'ta gerçekleşecekmiş. Bu da başka bir görüşme versiyonu. Hayatımız görüşme versiyonları ile geçiyor vesselam. Kim kimi bekler ki bu kadar uzun zaman? Kıbrıs gerçeklerinde buluşma buysa, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ön hazırlıklar buysa, şimdiden vurgulayabiliriz ki "sırıfa sıfır, elde var sıfır" hesabı ile karşılaşacağız. Yine göreceğiz. Bu görüşmelerden hiçbir şey çıkmayacak, şayet görüşmeler gerçekleşirse. Ve ben yine siz sevgili okurlarıma bu yazdıklarımı hatırlatacağım. Belki birileri bana "süreci zorlamamız ve soruna çare bulmamız şart" da diyebilir. Ne süreçler zorlandı, ne açılmaz kapıları açmak için zorladık. Zorlayan hep Türk tarafı oldu, kapıya kilidi vuran da Rum tarafı oldu. Diyeceğim şu... Rumlarla bir yerlere varamayız. Bizimle bir pastayı paylaşmak istemiyor bu efendiler. Üstüne üstlük bir hayatı paylaşmak istemeyen bir nefes ötesi bir düşmanla nasıl bir yerlere varabilir ve dostluk köprüleri kurabiliriz? Esasında işin özü şu; onlar bize bir sınırlık ötede çok çok yakında, lakin, gerçeğe baktığımızda Rumların bizden çok çok uzaklarda ve bambaşka ufuklarda olduklarını görürüz. Yani kırk elli yılın Rumlar, aynı zihniyet, aynı kafa. İlle de bir insanın bir yerde olması şart değildir. Yaptıkları ile yapacakları farklı olunca her şeyin rengi değişiyor. KKTC olarak bizim zorlayan taraf olmamızın bize getireceği nedir? Bu soruyu sorarken, "belki bütün kapılar çalınınca dünya bir gerçeği görebilir" diyorum kendime. KKTC olarak bizim tanınmamız ortada dönüp dursa da, hala içimizde bir sızı olarak KKTC'nin tanınmamış olması duruyor. Konuyu daha da özetlersek, Rumlarla görüşme masasına oturma talebimizin ve uzatılan elin boşlukta kalacağını ifade edebiliriz. Bir düşünün. İki tarafın temsilcilerinin bir araya gelme girişimleri var. Bu girişim tek taraflı bir girişimdir Türk tarafından. Tabii ki ondan sonrası da ön görüşmecilerin ortaya koyacakları savlar ve talepler doğrultusunda iki lider oturup konuşlacaklar. Nereye kadar? Hangi tarihe, hangi zamana ve hangi beklentilere kadar? Bir hayatın uzunluğu kadar bir hayat beklentimiz oldu bu adada. Fakat o beklentimizi hiç bulamadık. "Görüşme arayışları" deniyor adına. "Görüşmelerin başlaması için karşılıklı temaslar var." Ve biz hala beklemekteyiz. Herhalde gerek ön görüşmecilerle gerekse son görüşmeciler arasındaki temasta, yine zamanı göreceğiz ve görmeye de devam edeceğiz. Bu son görüşme versiyonu olsun ve bıkkınlığın fotoğrafı çekilsin.
|