|
Kosova limana dayanmış gemi gibi tanınma noktasına geldi. AB üyesi ülkeler Kosova'yı tanımaya hazırlanıyorlar; sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" dışında. Kosova kendi doğruları ile ve kendi egemenlik hakları ile bu sona doğru giderken, önlerine Kıbrıs Rum engeli çıkıyor. Hatta Rum Dışişleri Bakanı Markulli: "Kosova'yı asla tanımayacağız." diyor. Üstüne üstlük, kıvırtarak ve efelenerek; "Mesele Kosova'nın tanınmasının emsal edeceği meselesi değil, bunun ilkelere dayalı olduğu meselesidir." dedi. Biz de Markulli'ye bir gönderme yapalım... "Hadi Markulli'mu hadi! Durduk yerde dışa karşı, dünyaya ve AB'ye karşı rol yapmayı bırak. Bal gibi de Kosova'nın tanınmasının bir emsal edeceğini biliyorsun ve KKTC'nin tanınmasından korkuyor ve ürküyorsun." Markulli'ye bu göndermeyi yaptıktan sonra ona bir ikinci göndermeyi de yapalım. "Bayan Markulli! Şunu da bilmelisin ki, Kosova'yı tanımamakla, kendi kendinle çelişkiye düşüyorsun. Kosova'yı tanımamakla, evrensel insan haklarını çiğniyor ve adadaki Türk varlığının geleceğine de bir yerde engel teşkil ediyorsun. Bu kıvırma niye?" Gerçekten Rumlar şimdi nerede ve hangi çıkmaz yoldadırlar? Onu soruyorum. Kosova'yı neden tanımayacaklarmış? AB ülkelerine karşı ve Kosovalılara karşı ayıp olmuyor mu? Demek bazı taşlar yerinden oynadı ve oynamaya da devam edecek. AB ülkeleri Kosova'yı tanımazken, KKTC'nin neden tanınmadığının da sorgulamasını yapmıyacak mıyız? Yapacağız. Benim üzüldüğüm şudur. Kosovalılara da Rum komşularımız sayesinde istemeden zarar vermiş olduk. Zavallı insanlar. Rumlardan tanınma oyu alamayacaklar. Onlara biz değil, Kıbrıs Rumları zarar vermiş ve vermeye de devam ediyorlar. Bırakın tanımasınlar. Dedik ya... Rumlar şimdi bir köprünün ortasında durmaktadırlar ve altlarından da gümbür gümbür akan bir nehir vardır. Ya Kosova'yı tanıyacaklar, ya tanımayacaklar. İkisi ortasında kalamazlar. Burada politika bir yerde tıkanır. AB'den Rumlara "Kosova'yı tanı" baskısı gelirse, işte o zaman Rumlar o köpüren nehre atlayacaklar ve orada, o saçma ve insan değerlerini yok eden varlıkları ile yok olacaklar. Esasında Rumlar vardırlar, ama yokturlar. Hangisi doğru? Var olmak mı, yoksa yok olmak mı? Hamlet'in sözlerine benzedi doğrusu. "Olmak ya da olmamak" gibi. Demek William Shakespeare'ın asırlar önce yazdığı bu oyun, ta Rumların duruşuna da bir ışık tutuyor. "Olmak ya da olmamak..." Yahut da benim ifademle, "Var olmak veya yok olmak..." Yani bazen düşünüyorum bu Rum milletini. Markulli'ye bakıyorum. Papandreu'ya bakıyorum. Hristofyas'a bakıyorum. Klerides'e zaten yıllarca baktık. Onların hangisi değişti ki veya değişecek? Görmüyor musunuz? Kosova'nın bile geleceği ile oynuyor vicdansızlar sırf KKTC gündeme gelmesin diye. Bu KKTC'den neden korkarlar? Elbet bir gün bu KKTC tanınacaktır nasıl olsa. Başka da çıkar yol yoktur. AB'nin de çıkar yolu yoktur. Yoktur çünkü "Kıbrıs Cumhuriyeti" dedikleri şey, tek kanatla uçan kuş gibidir her zaman söylediğim gibi. Bu kuş tek kanatla ne kadar daha uçacak onu da merak ediyorum.
|