Sahibinin sesi
Ahmet Göksan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Nisan 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Günümüzde varlığı tartışmalı olan AB’nin önde gidenleri son günlerde Ankara’ya akın etmeyi sürdürüyorlar. Son dönemde yaşanan iç gelişmeler nedeniyle gelenler, burunlarını her yere sokar oldular. Bazen burunları ile ağızlarını da karıştırıyorlar. Ağız ishaline yakalandıklarından olacak sürekli olarak konuşuyorlar.

Türkiye’nin AB macerasına dönüşen girişiminin başladığı yıllardan, günümüze dek aynı hususları geveleyip duruyorlar. Yurdumun siyasetçileri ise bu söylenenleri emir verilmiş gibi yerine getiriyorlar.

Aynaya bakmadan istekler doğrultusunda yerine getirenler, reform yaptıklarının da türküsünü çığırıyorlar. İnandırıcılıklarını kanıtlayabilmek adına, “biz bu reformları AB istediği için değil halkımız için yapıyoruz” demekten de geri durmuyorlar.

Geçtiğimiz hafta AB’nin önde gidenlerinin başı Türkiye’de idi. Önde giden bu bayın, TBMM kürsüsünden söylediği, “laiklik tartışması önemlidir. Birçok üye ülke bu tartışmayı yaşadı. Ve kendilerine uygun çözümler buldular. Türkiye’de kendisine en uygun olan çözümü bulacaktır. Bu konuda bizden bir standart dayatması beklemeyiniz !” sözlerine katılmadığımızı vurgulamak durumundayız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesinin, laiklik olduğundan bu Portekizli bayın haberinin olması gerekirdi. Bu konuyu iyi bilenlerden birisi olduğuna da inanıyoruz.     

Dün Çanakkale’ye saldıranların, günümüzdeki uzantısının AB olduğundan kimsenin kuşkusunun olmaması gerekiyor. “Böl ve yönet” “iç huzursuzluk yarat” yarat ki yurdumun insanı birbirlerinin boğazına sarılmakla kalmayıp çatışsınlar…

“Laiklik zorla dayatılamaz !” diyen bu bay, yıllar öncesinde Türk televizyon kanallarının kekeme olan bir sunucusu ile görüşürken, “Türkiye, maalesef Avrupalılarca yabancı bir memleket olarak hissedilmektedir !” diye konuşuyordu.

“Çünkü birbirlerini anlamıyorlar. Birbirlerini anlamadıkları için de anlaşamıyorlar. Türkiye karmaşık bir ülke. Bu ülkeyi anlamak, tanımak için özel bir çaba göstermek lazım. Bu bir ilgi meselesi.

Avrupa, Türkiye ile gerçekten ilgili olsa, bu çabayı gösterir. Ama şimdiye kadar, stratejik konular dışında bu ilgiyi göstermedi Türkiye’ye…” diye vurguluyordu.

Portekizlinin yıllar öncesindeki bakışı ile günümüzdeki bakışı arasında olan farkın değişmediğini söylemek durumundayız.

Portekizli olan bu Bay, Türkiye’ye gelmeden önce Fransızca konuşan polisleri geldiler. Bunda ne var dediğinizi duyar gibiyiz. Polis efendiler görevleri gereği denetlemelerde bulundular.

Bu noktada yurdumun polislerine güvenmediklerini saygısızca ortalık yere koydular. Bu saygısızlığı, Türk Polis Teşkilatı’nın kuruluşunun 163. yılında yapmış olmaları anlaşılır gibi değildir.

Fransızca konuşan Portekizlinin polisleri, TBMM’nin tuvaletlerini denetledikten sonra, Ankara Kalesindeki aşevinde de görevlerini sürdürdüler.

Beklenmedik bir şekilde, Ankara Kalesindeki yemekten vazgeçildiği duyuruldu. Yemekten vazgeçildiği noktada tuvaletle olan bağlantısı anlaşılır gibi değildir. Bilen ve anlayan varsa biraz beri gelebilir.

Portekizli bu bayın, haddinin aşan konuşmalar yaptığı biliniyor. Ancak anlı şanlı siyasetçilerden gereken yanıtın verilmediğini üzülerek de olsa görüyoruz.

Haddini aşan bu Bay’a, İsmet Paşa’nın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak, 1964 yılında Amerikanın Teksas’lı çobanı olmanın ötesine geçen Johnson’a verdiği yanıtı unutulmamıştır. Yurdumun siyasetçilerinden de benzer yanıtı vermelerini boşa beklediğimize inanıyoruz.

Unutmuş olanlar için bir kez daha anımsatmak istiyoruz. “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de kurulan bu yenidünya da yerini alır…”

Dünün emperyal amaçlı saldırganlarının, Türkiye’ye verebilecekleri hiçbir şeyin olmadığının da bilincindeyiz.

Benzeri durumlarda, Anadolu coğrafyasında söylenen bir sözcüğü Portekizli ve benzerleri için yinelemek istiyoruz.

“Hadi len git git buradan” demenin zamanının geldiğinin, hatta geçmekte olduğunun da unutulmaması gerekiyor.

SEVGİ ile kalınız…

   912 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  13 Nisan 2008, Pazar   Berlin notları (2)
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Berlin notları -1-
  09 Mart 2008, Pazar   Güllü rüzgar
  02 Mart 2008, Pazar   Perdenin karagözleri
  17 Şubat 2008, Pazar   Israrın yanlışı
  10 Şubat 2008, Pazar   Maydonoz satanlar
  03 Şubat 2008, Pazar   Ebenin körü
  27 Ocak 2008, Pazar   Bohçanın yamalısı