|
Geçen Perşembe sabahı bir TV kanalında Başbakan Ferdi Sabit Soyer son dört yılda iddia edildiği gibi fazla istihdam yapılmadığını, fakat maaş ve ücretlerde yapılan 'düzenlemelerle' yüzde yüz artış gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Sayın Başbakan, böylelikle bütçede personel giderlerinde önemli artış kaydedildiğini belirterek 2003'te Rum tarafındaki maaşlara göre %40 olan maaş seviyesinin şimdi %80 düzeyine çıkmış olduğuna vurgu yapmıştır. Sayın Başbakan maaş ve ücretlerde reel olarak önemli artış olduğundan bahsederken bunun ekonominin 'verimliliği' üzerinde etkisinin ne olduğunu da ciddi ciddi sorgulamalıdır. Türk Lirası'nın da önemli ölçüde değerlendiği bu dönemde maliyetlerin gederek artırıldığı bir ortamda KKTC'nin rekabet gücünün süratle zemin kaybetmekte olduğu her yönüyle endişe vericidir. Devlet ağır bir yük altındadır. Rakamlar, sadece maaş ve ücretlerde yüzde yüz artış kaydedilmesi ile kalınmadığını fakat önemli ölçüde istihdam yapıldığına da ışık tutmaktadır. 2003 yılında personel giderleri yaklaşık ayda 25 milyon YTL'den 2008 yılında 80 milyon YTL'nin üzerine tırmanmaktadır. Bu artış emekli maaşları, sosyal transferler ve devlet bütçesinden kamu kuruluşlarına yapılan katkıları da kapsayan 'cari giderler' kalemine de yansımış, sonuç itibarı ile devlet her ay 100 milyon YTL'nin üzerinde maaş ödemekte, diğer bütçe giderleri ile devletin yılda toplam ödemeleri 2.5 milyar YTL'yi aşmıştır. KKTC bütçesinde cari ve personel giderlerinin aşırılığı yatırımlar için yeterli kaynağın bulunamamasına neden olmakta, bütçe açıklarının kapatılması için zam üstüne zam yapılırken reel ücretlerdeki artışa rağmen kısır bir döngü içerisinde körüklenen enflasyonist ortamda alım gücü yara almaktadır. Üzülerek belirtmeliyiz ki maaş ve ücretlerimizin Güney'e göre 'düzenlenmesi' ekonomik akla ters bir uygulamadır. Gerçekci olunacaksa Güney ekonomisinin KKTC ekonomisinden 10 misli fazla kalkınmış olduğunu, milli gelirlerinin yılda 20 milyar Euro'nun üzerinde bir rakamla daha yüksek bir ücret seviyesi ile denge bulabildiğini görebilmeliyiz. Popülist yaklaşımlarla, bencilce ve sorumsuzca, devlette ücret seviyesinde 'düzenleme' bu yükü kaldıramayan özel sektörü sıkıntıya sokmakta, sosyal güvenlik sisteminde tek tip uygulama girişimleri de baltalanmış olmaktadır. KKTC ayağını yorganına göre uzatmalıdır. Gelinen bu kritik noktada Türkiye'ye devamlı avuç açmak artık onurumuzu zedelemekte, verimli bir ekonomik yapı oluşturma zorunluluğumuzu gözardı etmektedir. Küçük bir ada ekonomisi olan KKTC'nin bu denli ağır bir devlet bütçesini kaldıramayacağı düşünülmeli, böylelikle devletin ödemekle mükellef kılındığı maaş ve ücretlerin Rum tarafının %80 düzeyini yakalamış olması bir gurur vesilesi olmamalıdır. KKTC'nin geleceği açısından önemli olan özel sektörün kendi döngüsü içerisinde ödeyebildiği maaş düzeyidir. Keşke maaş düzeyinin belirlenmesinde devlet değil özel sektör belirleyici olabilse. Ekonomik gerçeklerimize göre politika üretmek zorundayız. Gönlümüzden geçen veya siyasi düşünce öngörülerimize göre tabanı memnun edebilmek uğruna zorlamalarla ekonomik kaynaklarımızın 'fiyat'ının belirlenmesi, bir kısır döngü içerisinde bizi başladığımız noktanın gerisine götürür. Bunun faturası daha fazla işsizlik, devlette çalışanlar ile özelde çalışanlar arasında haksız uygulamaların daha da somutlaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. 'Emek en yüce değerdir' sloganını kendine ilke edinmiş bir iktidar partisinin her geçen gün kendi yoldaş sendika başkanlarının bombardımanına tutulması gerçekten garip bir durumdur. Her 'bağıranın' kendine göre haklı bir dayanağı olduğuna göre iktidardaki CTP güçlerinin milli pastamızın 'paylaşımında' hata yapmakta olduğu bir gerçektir. Verimli ve prodaktivitesi yüksek bir ekonomik yapı için şart olan 'maaş ve ücret' dengesinin kamu ve özel sektörde ayni kıstaslarda gözetilmesi bir zorunluluktur. Maaş ve ücret dengesi; istihdam dahil özel sektörün ekonominin potansiyelini değerlendirebilmesi olanakları göz önünde bulundurularak saptanmalıdır.
|