|
Bugün, yeni ve zorlu bir sürecin ilk somut adımı atılıyor... Toplumda esen havanın "olumlu" olduğu, herkesin büyük umutlarla Talat-Hristofyas görüşmesinden çözümcü sonuçlar beklediği söylenemez... Ancak bir "toplumsal sınav"ın içine yuvarlanacağımız kesin... İşte bu yüzden bugün başlayacak olan sürecin eskilere benzemediğini, "yeni" olduğunu ve "somut" bir başlangıç sayılması gerektiğini kabul etmeliyiz... Bilmeliyiz ki, artık dünyanın gözleri daha çok üzerimizde olacak... Bu yeni süreçte "iletişim" daha belirleyici olacak... İmaj savaşları daha kıvrak, daha yetenekli, daha donanımlı kadrolar gerektirecek... İç siyasette Türk'ün Türk'e propagandasını yapmaktan, Rum tarafına her Tanrı'nın günü laf yetiştirmekten oluşan Talat dönemi politik "jargon"u; bu dönemde daha şeffaf, daha üretken, daha yaratıcı ve daha paylaşımcı olmak zorundadır... Rum tarafındaki seçimlerin ertesi gününden başlayarak, Türk tarafını izlediğimizde ne yazıktır ki politik söylemlerde ciddi bir "özen" göremiyoruz... Oysa; Hristofyas, farklı davranıyor... Önceki gün Rum Başkanlık sarayında düzenlediği basın toplantısında, ısrarlı sorular karşısında bile "Talat'a laf kondurmayan" bir imaj çizdi... Talat'ı "uzlaşmaz" olarak nitelendirmenin "mazoşizm" demek olacağını belirtti ve "moratoryum" bile önerdi... Yani iki tarafın da "susması" ve birbirini suçlamaktan vazgeçmesi... Yeni görüşme sürecinde en büyük zorluğun "8 Temmuz" mu "Annan Planı" mı ikilemine ilişkin olarak yaşanacağı anlaşılıyor... Hristofyas, basın toplantısında 8 Temmuz'u "hareket noktası" olarak gördüklerini net biçimde ifade etti. Annan Planı'nı ağzına bile almadı. 1977 ve 1979 Anlaşmaları'ndan sonra 8 Temmuz'un iki toplum arasında imzalanmış yegane anlaşma olduğunu söyledi. Hristofyas; Papadopulos'un attığı imzayı "onurlandıracağını" ve Talat'ın da "imzasını onurlandırması" gerektiğini anlattı. Bu ifadelerden öyle anlaşılıyor ki; eğer Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının en üst düzeyde dillendirdiği gibi "Annan'dan başlamak" konusunda ısrar ederse yeni süreç, yeni bir "kilitlenme" ile tıkanabilir... Ancak Hristofyas, bu konuda, dün kendisine sorduğum soruya "net" bir yanıt vermedi... Söylediği şu: ''Bu buluşma araştırma niteliğine sahiptir... Her iki taraf da "niyet"lerinin ve "tez"lerinin işaretlerini verecektir... 8 Temmuz'un neden yaşama geçmediğine ilişkin olarak Sayın Talat'ı dinleyeceğim... Dar ve boğucu takvimleri kabul etmeyiz. Ancak gecikme kaydedilsin de istemiyoruz...'' Hristofyas'ın dengeli konuşması gerçekten çok dikkat çekiciydi... Kıbrıslı Türklerle "ortaklığın" 1960'tan beri var olduğunu söylerken, bu ortaklığın işlemediğine, bunda sorumluluğun iki topluma da ait olduğuna dikkat çekti. Türkiye'yi "incitmemek" için de özel çaba harcadı. Erdoğan'la karşılaşması halinde görüşmeden kaçmayacağını söyledi ve ekledi: ''Kendisine sırtımı dönecek kadar güçlü değilim...'' Hristofyas; kendisinden önceki yönetimden bazı farklarını da ortaya koymaya çalıştı dünkü basın toplantısında... "AB'nin Kıbrıs sorununu çözebileceğine inanmadığını, çözümün BM'de çözümleneceğini söyleyerek, statükonun devamının; kim-senin yararına olmadığını, yeni bir başarısızlığın felaket olacağını belirterek, AKEL damgasını taşıyan "vurgu"lamalar yaptı. "İki toplumlu, iki bölgeli" federasyon konusunda ise "Bu benim tezim değil, Makarios'un benimsediği bir tezdir." anımsatmasında bulundu. Hristofyas'ın önceki günkü basın toplantısında çizdiği "Uzlaşıya katkı koymaya hazır" diye nitelenebilecek "duruş"u bizim taraf için büyük bir "risk" taşıyor... Bu ilk görüşme "araştırma" mahiyetinde olacağına göre, niyet ve tezler ortaya serileceğine göre, aynı ideolojik alt yapıdan gelen iki eski dostu "İnandırıcılık" yarışında zorlu günler bekliyor, diyebiliriz. Gene de sivil toplumlar "enseyi karartmadan" bu yeni "sayfa"nın açılmasını, denenmesini teşvik etmeli ve liderlere yardımcı olmalıdırlar... Umutsuzluk, güvensizlik, kuşkuculuk bugünlerde işe yaramaz...
|