Kendi gözlerimiz dururken başkalarının gözleriyle bakmamalıyız
Emine Sütcü

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Nisan 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Son günlerde ülkede sanki, Lokmacı'dan başka konu yok gibi.
Günlerdir Lokmacı'yı konuşuyoruz, işitiyoruz ve yorumluyoruz.
Hem de içeride "lokma gibi kızarmış hale dönmüş durumumuza,"       bakmadan.
İçerdeki bütün sorunlarımızı bir kenara itmiş  sınırlara yığılmış gibiyiz.
Daha saatler dolmadan bile bu açılışı "taviz vermek gibi değerlendiren" Rumlar tam 3 saat Lokmacı'dan geçişleri durdurdular.
Sonra da sırf suçlu konumuna oturtulmamak için istemeye istemeye yeniden açtılar.
Neden hep sınırın güneyine doğru odaklandık ve sanki dünya Güney'e bakarmış gibi gözümüzü başka taraflardan çekmemiz için uğraşılıyor?
Olayları gereğinden çok büyültme alışkanlığı edindiğimizin farkında mıyız acaba?
Olumsuzlukları gözardı etmemiz isteniyor bizden ve biz, esas bunu farkedemiyoruz.
İçte dağ gibi biriken sorunları ele alıp, bu ülkeyi daha yaşanır, daha refah bir hale getirme çabası göstereceğimize, bütün herşeyi çözüme endeksleyip sınırları izliyoruz.
Üstelik sözde umut üstüne umut dağıtanları dinliyoruz. Bu geçiş, "sosyal ve ekonomik değişimler için fırsatları çoğaltacakmış" diyor ABD sözcüsü..
Ada'yı ikiye ayıran yaklaşık 180 kilometre uzunluğundaki Yeşil Hat'ta beş ayrı geçiş noktası var. Bütün bu geçiş noktaları bize bugüne kadar ne fırsatlar yarattı sanki? Karşılıklı geçiş kolaylığından başka birşey yaratmadı.
Güney Kıbrıs'tan alışverişleri artırdı. Yani Kuzey'den Güney'e para akışını sağladı sadece.
Lokmacı bir başlangıc pozisyonu ve diyalog kurulunca ve esas müzakere-ler başlayınca, kuşkusuz bu pozisyonlarda bazı esneklikler görülecek, pazarlıklar ilerledikçe ödünler karşılıklı mı olacak yoksa tek yanlı ve bir adım önde diye diye, verici olacak taraf yine biz mi olacağız?
Neden sürekli, Türk askeri konusu gündeme getiriliyor? Bu ada üzerinde başka yabancı asker yok mu? Güney'de bulunan Yunan askerlerinin gitmesinden neden bahsedilmiyor? Ve diğerleri, tümü neden masaya konmuyor?
Kaldı ki "Garanti Anlaşması" üzerinde fazla spekülasyona yer veril-memeli. Çünkü Türk askerinin adadan gitmesi, Kıbrıs Türk veya Kıbrıs Rum halkının isteğiyle sonuçlanacak bir konu değildir. Garanti anlaşmasının uluslararası bir anlaşma olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Böyle bir kararı ancak Türkiye tarafından verilecek bir karar olduğu Kıbrıs Rum tarafına açık bir dille masada söylenmeli..
Kendi haklarımızdan ödün vermeyelim. Nasıl ki Rumlar, Kuzey'de kalan malları için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdukları ve arazileri üzerinde inşa edilen evlerin yıkılarak malın eski sahiplerine tazminatı ile birlikte iade edilmesini talep talep ediyor, Maraş'ın vakıf olması nedeniyle, Maraş'ta bulunan ve Rumlara ait olduğu iddia edilen mülkler için aynı ta-leplerin masaya konması şarttır. Ya can güvenliğimiz için terk etmek zorunda kaldığımız ve Güney'de bıraktığımız onca mal mülk de Rumların mıydı?
Bu adada onlar kadar hak ve söz sahibiyiz. Bugüne kadar adanın sahibi olmadıkları gibi bundan sonra da bu adanın tek sahibi olmayacaklardır. Gerçekten çözüm istiyorlarsa iyi niyetlerini ortaya koyarlar ve bizlerle önce inandırıcı bir gönül bağı kurarlar.
Bir gönül bağı olmadan geleceğin teminatı ne güçlü ne de kalıcı olamaz. Önce bir gönül köprüsü kurmamız lazım. O da sevgi üzerine inşa edilebilir ancak. Bizi, kendiyle eşit görmeyen, Türk halkını ancak kendi devletine yamalamaya çalışan ve ikinci sınıf vatandaşı yapmaya hevesli Rumlar bizi seviyor öyle mi? Buna inanan var mı?
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Pascoe'nin basın toplantısında konuştuğum Politis gazetesi muhabiri bana üniter devletten bahsetti ve ''iki devlet yoktur olamaz. Tek bir devletimiz vardır'' dedi. Mevcut devlet içinde olmamız gerektiğini savunarak, garantilere de ihtiyaç olmadığını söyledi. Ne güzel, hep bir ağızdan aynı sözleri koro halinde söylüyorlar. Aslında Rumların bu haline imreniyorum.
Liderinden tutun da, sağcısı, solcusu, emekçisi, işadamı, çalışanı, basını, hepsi aynı sözleri söylüyor. Hangi sözleri? "Ulusal Konsey" kararlarını hep birlikte dillendiriyor ve destekliyorlar.
Maalesef bugün için bizim sahip olamadığımız özellikler bunlar.
Maalesef dünyayı da bu "tek seslilik" özelliğiyle ve yalanlarıyla aldattılar. Kendilerini Kıbrıs'ın yasal hakimi gösteriyorlar. Dünya da bizden daha çok özveri istiyor.
Kıbrıs Türk halkı kobay mı? Sürekli 'olmadı baştan' mı diyeceğiz?
1 Mayıs 2004 tarihinde AB aldığı kararla zaten çözüme bir çomak sokmuştur. Şimdi bize 'nasıl olursa olsun bir çözüm için bu masaya oturun ve bitirin' muamelesi yapmamalılar. Biz de çok kararlı bir şekilde dik bir duruş sergilemeliyiz.
Tabii ne istediğimizi bir dik duruşla ifade eden olmadığı için bize ne isti-yoruz diye soran da olmuyor.  
Şunu dünya da iyi bilsin ki;
Biz Kıbrıs sorunununun bittiği noktada, yeni bir Kıbrıs sorununun başlamasını istemiyoruz.
Bu yüzden hep "adil ve kalıcı bir çözüm" diyoruz. Ve adil ve kalıcı bir çözümün de iki halkın ve iki devletin eşitliğinden geçtiğini, garantilerin devamının şart olduğunu ve bunlar kabul edilirse eğer birleşmenin mümkün olabileceğini söylüyoruz.
Kıbrıs konusunda kendi gözlerimiz dururken niye başkalarının gözüyle bakmamız isteniyor? Biz mi anlamayacağız?

   739 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  17 Nisan 2008, Perşembe   Tren Haziran'da yola çıkar Ağustos'da varacağı ilk istasyonda kim inecek ?
  13 Nisan 2008, Pazar   Bu gök deniz nerede var?
  12 Nisan 2008, Cumartesi   KKTC'yi ne kadar sahipleniyoruz?
  10 Nisan 2008, Perşembe   Dünyada bilim adamları çalışıyor
  06 Nisan 2008, Pazar   Ders verici hikayeler
  03 Nisan 2008, Perşembe   Aydın Kadınlar Platformu'ndan BM'ye mektup
  30 Mart 2008, Pazar   Lider kimdir?
  29 Mart 2008, Cumartesi   Liderleri tarih yaratır
  27 Mart 2008, Perşembe   Görüşmelerde güçlü olmanın yolu
  23 Mart 2008, Pazar   Cumhuriyetin değeri ve gençlerin önemi