Kilise kimi önerirse, o seçilir
Emine Sütcü

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Şubat 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kilise'nin etkisi, hatta otoritesi, Güney Kıbrıs'ta 2. tur seçimlerinde tek etkili kurum olacak. Tıpkı okullardaki eğitimde, uygulanan siyasette, Kilise'nin etkisi ve denetiminin olduğu gibi. Ne ilginçtir ki bu laiklikle ilgisi alakası olmayan bir kesimle birleşmek için çırpını-yoruz.
Annan Planı sonrasında Rum tarafının dünya tarafından çözüm-süzlüğünün tescillenmesine rağmen, seçim sonrasında başkan kim olursa olsun çözümsüzlüğün kahramanları olmaya devam edecekleri çok açık ve nettir...
Kosova ile değişen konjonktür, Papadopulos'un da gidişiyle, daha da farklı bir boyut kazandı. Kıbrıs'ın bölünmeye doğru bir yol aldığına işaret eden AB gözlemcileri, "Kosova'nın bağımsızlığının da ilanıyla, Kıbrıs sorunu için geriye dönüşü olmayan bir örnek oluşturdu" açıklamaları, Güney'de, KKTC'nin tanınma endişesini yarattı. Katherine Klerides'in bile, "Çözüme direnirsek KKTC tanınır" açıklaması aramızdaki bazı kesimlere de ders olsun.
Kim ne derse desin hangi yorumda bulunursa bulunsun, Kıbrıs sorununu artık eskisi gibi ele almak imkansız. Özellikle de Kıbrıs Türkleri olarak bizler çok önemli bir dönemeçteyiz.
AB gözlemcileri, ''Kosova, Kıbrıs için geriye dönüşü olmayan bir örnek oluşturdu'' diyebiliyorsa ve bizim içimizdeki bazı parti temsilcileri, "Kosova emsal teşkil etmez, ilişkilendirilemez" diyebiliyorsa, tıpkı o yıldızı yeni parlayan genç kızın şarkısındaki gibi halimize "vay anam vay".
Değişen birşey yok kardeşlerim. Ama çözüm diye değiştirilmek istenen çok şey var.
Ortada olan politikaları aynı.
Kaybedilecek tek şey var; "zaman".
Zaman kaybetmeye alışmış bir toplum olarak bu süreci de yaşayarak göreceğiz...
Elbette "Kosova olayı, nedeniyle emsal teşkil eden bağımsızlık konumuna saplanmalarına engel olalım" diyecekler.
Çünkü çok korkuyorlar.
Kazanacak lider daha mı ılımlı yaklaşacak? Öyle olsa bile Annan Planı'ndan daha iyi bir plana asla evet demeyecekleri açıkça ortada iken, biz nasıl bir plana doğru götürülüyoruz tahayyül edebilir misiniz?
Kasulidis, kendini "evetçi bir Kasulidis" diye tanıtıp AB'nin gözünü boyamaya devam edecekler. Annan Planı, Rumlar için gelebileceği en uç yere çekilecek.
"%76 hayır" dedikleri bir Annan Planı'nın bir daha iyi versiyonu önümüze gelmeyeceğine göre; nasıl bir "%76 evete" geri dönebilirizin çalısmalarına başlayacaklar.
Papadopulos gitti diye çözümsüzlük ortadan kalktı diye bir durum yok. Kasulidis'in vaad ettiği umutlara inanır ve bağlanırsak en kısa zamanda daha da büyük bir hayal kırıklığına uğrayacağız. Çünkü O'nun başkan olmak için yerine getirmek üzere verdiği vaadleri göreceğiz pek yakında.
'Kasulidis ya da Hristofyas, bizim için daha hayırlı bir çözüm şekli sunacak' diye beklemek sadece aptallık olur. Bizim lehimize hazırlanacak yeni bir plan olursa tabii ki '%76 hayır'larının, '%99 hayır'a yükseleceği kesindir. Rüya görmekten vazgeçelim.
Papadopulos oyları kime gidecek konusunda şimdi o kadar senaryo var ki. Kilise nereye isterse oylar da oraya gidecek. Bu kadar basit.
Kendi iç kavgalarının sandığa nasıl yansıyacağını da bu Pazar görmüş oalcağız..
EOKA'cı taban, Hristofyas gibi komünist bir adaya mı oy verir, yoksa sağcı bir lider olan Kasulidis'e mi?
Özellikle de EOKA'cılar için en önemli etken, Kilise'dir diye düşünüyorum.
Onun yönlendireceği aday seçimi kazanacaktır.
Papadopulos ve Kilise etkisi asla küçümsenmemeli.
Unutulmamalıdır ki altmışa yakın AB parlamenteri, Güney Kıbrıs'ta çalışmaktadır.
Dış güçler, Kasulidis'ten yana çalışıyor. Tabii Papadopulos ve Hristofyas finale kalsaydı o zaman da Hristofyas için çalışacaklardı. Papadapulos seçilmiş olsaydı bu Kosova olayının ardından çok kısa bir sürede Kıbrıs'ta ayrılıkçılık da gündeme gelecekti..
Oyalama süreci içine gireceğimiz bir gerçek. Umarım iktidarımız, vatandaşı yine uyutup da zaman kaybettirmez.
Görünen o ki 2008 bir görüşme yılı olacak. O halde ülkede seçim de olmayacaksa, şu an için hangi iradeyle bu görüşmeleri sürdüreceğiz? Vatandaş bugün nasıl bir çözüm istiyor? Halkın desteğini arkasına alacak olan bir parti veya partiler bu tarihi sorumluluğu üstlenmeli. Kıbrıs'ta çözüm başlığı altında alınacak sorumluluk için halkın iradesine başvurmak kaçınılmazdır.
Şu anki iktidarımız için öncelik bağımsız bir devlet değil, "birleşik Kıbrıs" olduğuna göre yine zamana oynayacağız. Yine bir plan ana menüde olacak.
Midemizi ne kadar bulandırır, ne kadar doyurur onu da zaman içinde görmüş olacağız..
Önemli olan istemiş olduğumuz çözümü tek bir ağızla dahi tarif edemiyor oluşumuzdur. Neredeyse bu ülkede her bireyin farklı bir çözüm beklentisi var.
İşte birlik ve beraberliğin olmadığının kanıtı da bu olsa gerek.
Keşke en azından "kalıcı formülü tasvir etmeyi" bilebilseydik...

   455 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  17 Nisan 2008, Perşembe   Tren Haziran'da yola çıkar Ağustos'da varacağı ilk istasyonda kim inecek ?
  13 Nisan 2008, Pazar   Bu gök deniz nerede var?
  12 Nisan 2008, Cumartesi   KKTC'yi ne kadar sahipleniyoruz?
  10 Nisan 2008, Perşembe   Dünyada bilim adamları çalışıyor
  06 Nisan 2008, Pazar   Ders verici hikayeler
  05 Nisan 2008, Cumartesi   Kendi gözlerimiz dururken başkalarının gözleriyle bakmamalıyız
  03 Nisan 2008, Perşembe   Aydın Kadınlar Platformu'ndan BM'ye mektup
  30 Mart 2008, Pazar   Lider kimdir?
  29 Mart 2008, Cumartesi   Liderleri tarih yaratır
  27 Mart 2008, Perşembe   Görüşmelerde güçlü olmanın yolu