Önce vatandaşla birleşin
Emine Sütcü

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   31 Ocak 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder


Arındık mı biraz olsun yağmurlarla? O kadar ihtiyacımız varmış ki üç gün arka arkaya yağdı ne güzel. Ruhumuz da hafiflemiştir biraz. Daha aklıselim düşünmeye başlarız umarım ve yağan güzel yağmurlarla netleşen çevremizde, bereketin verdiği umutla, gerçekleri daha iyi görürüz .
Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder yarın İstanbul üzerinden KKTC'ye geliyor. Ercan Havaalanı'nı kullanarak ülkemize geli-yor olması olumlu bir gelişme.
Ama yine de halka bunu, gerçekleriyle yansıtmak lazım. Eğer Schröder, Almanya Başbakanı iken bu ziyareti gerçekleştirseydi işte o zaman bu gelişin hem etkisi çok büyük olurdu hem de adı da "umut" olurdu. Bu ziyaret, KKTC Başbakanı Sayın Soyer'in bir daveti üzerine gerçekleşiyor. Yoksa, AB ile  KKTC arasında bir müzakere yapılıyor anlamında değil! Öyleymiş gibi de algılanmasın. Schröder'e, KKTC'yi ziyareti sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyt Zapsu da eşlik edecek. İşadamları grubuyla geliyor Schöder.
Ticaret odası yetkilileriyle, özel bir toplantıda, yatırım konularında görüş alış verişinde bulunacaklar. Umudumuz, yabancı yatırımcılar buraya istihdam sağlayacak yatırımlar üzerinde konuşmaya geliyorlar ve burada sadece banka açmaya ve sadece mevduat toplamaya gelmiyorlar. İhtiyacımız olan, KKTC'li işadamlarının yapmadığı, yani sanayicimizin ürettiği dışında başka büyük yatırımlar yapmaya geliyorlarsa ve büyük is-tihdam sağlama niyetindeyseler ne ala! Ama hiç sanmam!
Bir kesim de sanki biz KKTC olarak AB'ye ayrı başvurduk da AB de bizimle müzakere yapma girişimlerinde bulunuyor gibi halkı yanıltmaya çalışıyor.
Hepimizin de bildiği gibi AB'nin, Kıbrıs politikası, maalesef Kuzey'deki Cumhuriyetimiz sınırları içerisinde değil, Güney Lefkoşa, Atina ve Brüksel üzerinden saptanıyor.
AB'nin bütün çabası, çözüm olmadan içine aldığı sorunlu bir Kıbrıs'ın, Kuzeyi'ni de kaybetmemektir. Dolayısıyle, bizi Güney'den koparılmayacak bir sürece doğru taşımak istiyorlar. Tüm Kıbrıs adına Rumlar üye olunca bizi de ileride oluşacak girişimlere bir hazırlık olması adına, bir taraftan gözümüzü boyayıp, oyuna getirmeye çalışıyorlar.
Bizimle ayrı bir siyaset yapmaya da gelmiyorlar. Önümüzdeki günlerde bize sunmaya hazırlandıkları "dayatma plan" için bizi alıştırmaya ve bize yine umut pompalamaya geli-yorlar.
Kendilerine duyduğumuz güvensizliği ortadan nasıl kaldırabileceklerinin hesabını yapıyorlar. Bizi ıslah etmeye yönelik çalışmaları var. Güney Kıbrıs'la, Kuzey'i nasıl birleştireceklerinin yeniden planını yapıyorlar.
Yani ille de birleşme ama taraflar istermiş, istemezmiş önemli değil onlar için. AB'nin içinde de sorun olmaya başlayan Kıbrıs meselesini bir an önce sonlandırmak, şu an için en büyük hedefleri.
Oysa dünyada çözüm artık. "Anlaşamıyorsan ayrılık" şeklinde ortaya konuyor.
İnsanları zorla bir araya getirmenin mantıklı bir yanı da kalmadı. Elbette herkes bir anlaşma olsun ister ama bu yolda çözüm formülü farklı olabilir. Yaşanan gerçekleri unutmaya-lım. Nasıl ki CTP'nin çözüm şeklindeki siyasi görüşü "birleşik Kıbrıs" ise, bir başka partinin veya partilerin çözüm diye öngördüğü ille de bu olacak anlamında olamaz. Diğerleri için çözüm "ayrılık" olabilir. Çözümün şekli bir dayatma olamaz. Bu yüzden önce "ulusal uzlaşı" ya da "ulusal dayanışma" diyoruz... İçteki birliktelik önemli.
Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin ortak kararı önemli. Dünyanın birçok ülkesinde anlaşamayıp ayrılan halklar var. Dolayısıyle çözüm şekli her zaman ille de  bize dayatılan değildir. İlle de ve ne şekilde olursa olsun "birleşme olsun rüzgarına" kapılmamalıyız. Sonuçta,  Annan sürecinde yaşadığımız gibi hayallerimizi yükseltip sonra da bir daha yere çakılmayalım!
Bir "hayali lale devri" daha yaşamayalım. Bugüne kadar belirsizlikler bir adım öteye gitmedi..
Çözüm planından önce bizim evimiz içindeki durumumuz önemli. Biz özlediğimiz düzene, sisteme ve  temizliğe kavuştuk mu? Kendimizi rahat ve kendimizden emin bir hale getirdik mi? Yoksa her sorunumuzun çözümünü de Kıbrıs sorununun çözümüne endeksleme hastalığından kurtulamayız.  Herşeyimizi çözüme endeksledik...
Müzakereler sürecinde fiilen ve birinci adam olarak katılan, Sayın Raşit Pertev'in "Birleşik Kıbrıs çözüm şekli tek seçeneğimiz değildir, iki ayrı Cumhuriyete dayalı bir çözüm de masaya konmalı" önerisi veya uyarısı çok yerinde ve doğru bir değerlendirmedir.  Çünkü görüşmeci sıfatıyla görüşmelerde bulunan ve o süreçte oldukça da başarılı olan Cumhurbaşkanı eski müsteşarı Sayın  Raşit Pertev'e kulak vermekte yarar var. Çünkü, karşı tarafı hepimizden fazla birebir muhatap olarak kendisi çok daha iyi tanımıştır ve yaşamıştır.
Memlekette bu kadar sıkıntı varken sorunları bir yana itip, yeniden bir çözüm ve görüşme süreci başlıyor umudunu pompalamak ve sadece oraya odaklanmak büyük haksızlık olur.
Hatta; "seçim yaparsak çözüm süreci darmadağın olur" diyorlar... Niye darmadağın olsun ki? Aksine, seçim olursa, "KKTC'nin en yeni ve en gerçekçi iradesi" o süreçte halkı temsil eder.
Yoksa, seçim olursa iktidardan gideriz itirafı mı? Zaten 24 Nisan iradesi olarak tarihe geçen o %65 irade hala iktidarın arkasındaysa istedikleri gibi bir çözümün gelmesi de çok daha kolay olur. Bence, bundan emin olan bir iktidar seçimden kaçmak yerine, seçime koşmayı tercih eder.
Son sözü her zaman halk söyler. Halktan kaçmamak lazım.Sözkonusu çözüm süreci de en çok halkı ilgilendirir. Kararı da halk versin.
 Raşit Pertev'i söylemlerinden dolayı çok akılcı ve ciddi buluyorum. Mantıklı ve çok yerinde açıklamalar yapıyor. Gösteri yapmak için siyasete atılmadığı belli. Siyasette yeni de olsa hiç bir zaman demagoji yapmıyor, en azından şimdilik yalan söylemiyor, gerçek düşüncelerini ve memleketin tablosunu, acılarıyla birlikte ortaya koyuyor. Halk için bir işe soyunmuş hakkını vermeye çalışıyor. Kıbrıs Türkü için en doğru çözüm şekli Sayın Pertev'in de söylediği gibi  "İki Cumhuriyet"in kabulünden geçer.
Eski bakanlardan Sayın Coşar da, geçen akşam bir TV programında vurguladı.  "Rumlar Annan Planı'ndan daha iyi bir planla mı bizimle görüşecekler, yoksa daha kötü bir planla mı?'' sorusu çok yerindeydi. Gerçekleri görelim! Deneyimlere kulak verelim. Şapkasını çıkarıp önüne koyması gerekenler de lütfen o şapkayı önlerine koyup biraz kendilerine gelsinler! İçe bakın bırakın ha-yallerde dolaşmayı, esnafın yüzü gülmüyor.
Biraz sevindirin insanları, acil tedbirler alın. Çarşıların yüzünü güldürün.
Biraz gezinin sokaklarda insanların kırık kalplerini dinleyin. Boşverin bu hayalci "birleşik Kıbrıs"ı KKTC'ye sarılın, halka kulak verin! Dinlemeniz gereken halktır....
Yanlışlarınızı, doğrularınızdan daha büyük bir coşku ile savunmanız çok yanlıştır.
Önce bir halkla birleşin... Marifet vatandaşla bütünleşmektir. Vatandaşa sarılmaktır!

   506 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  17 Nisan 2008, Perşembe   Tren Haziran'da yola çıkar Ağustos'da varacağı ilk istasyonda kim inecek ?
  13 Nisan 2008, Pazar   Bu gök deniz nerede var?
  12 Nisan 2008, Cumartesi   KKTC'yi ne kadar sahipleniyoruz?
  10 Nisan 2008, Perşembe   Dünyada bilim adamları çalışıyor
  06 Nisan 2008, Pazar   Ders verici hikayeler
  05 Nisan 2008, Cumartesi   Kendi gözlerimiz dururken başkalarının gözleriyle bakmamalıyız
  03 Nisan 2008, Perşembe   Aydın Kadınlar Platformu'ndan BM'ye mektup
  30 Mart 2008, Pazar   Lider kimdir?
  29 Mart 2008, Cumartesi   Liderleri tarih yaratır
  27 Mart 2008, Perşembe   Görüşmelerde güçlü olmanın yolu