|
Bilmiş olalım, adeta, din kitaplarının sırat köprüsü olarak tarif ettiği bir köprüden geçiyoruz. Nelerle karşılaşacağımızı, nelerin bize kucak açtığını bilmeden, çocuklar kadar şen! Kimilerince, tıpkı paparazzi görüntülerindeki gibi, artist olamayan orta halli mahalle kızının yıllarca içinde bastırdıklarını, hazır bulmuşken ekranları, kıvırdıkça kıvırdığı, göğüslerini hoplattığı bir gösteri sergileniyor. Bardağını kaldırarak resim karelerinde içebildiğini kanıtlamaya çalışanların kendinden geçmişliğinde ve de hafifliğinde. Kimimiz gülerek, kimimiz dalga geçerek, kimimiz neler olup bittiğinin farkında bile olmadan, gününü gün ederek, kimimiz ince hesaplar peşinde, kimimiz gelecek felaketi sezinlemişçesine kara, kara düşüncelerde! Nihayet, yıllarca Kıbrıs Türkü’ne şırınga edilenlerle bir yerlere vardıramayacağına inanıldı, eskiler gitti, elinde "çare" serumu olanlar geldi. Serum sade sudan ibaretmiş, "fos" çıktı! Şimdilerde güven olgusundan yoksun bir peşrev dönemine giriliyor. Aklı başında, yansız, sade vatandaşa soruyorsunuz, umutsuz. Ağzından köpükler saçarak TV ekranlarında adeta ihanetiyle böbürlenenlerin pervasızca konuşmalarını izliyorsunuz, umutsuzluk daha da derinleşiyor. Günlük yaşama dönmeye çalışıyorum, "her yer karanlık" gibi şeyler çalınıyor kulağıma! "Çare benim" iddiası ile gelenlerin, süs bitkisi tavırlarına artık kızamıyorum bile. Günümüzde, Ahmet adını taşıyan en popüler insanı dinli-yorum, söyledikleri, mimikleri, inandırıcılıktan çok uzak. "Sadece devlete kapağı atanları düşünmek, sadece devlette çalışanların esenliğini hesaplayarak hareket etmek adil değil" diyor Ahmet bey. Bu söylem kulağa çok hoş geliyor ama uygulamalara bakıyorsunuz, söylenenlerle örtüşmüyor. Adeta her iki ke-sime de "nanik" çekiliyor. Özel sektör can çekişiyor! Özel sektör çalışanının çalışma koşulları, maaş uygulamaları adeta "sefilleri" çağrıştırıyor. Hayata geçirilmeye çalışılan yeni Sosyal Sigortalar uygulamalarıyla mezarda emeklilik hedefleniyor. Devlet emeklisiyle sigorta emeklisi arasındaki fark giderek artıyor. Maaş ödemekle mükellef özel sektör patronu devletin uyguladığı vergi dilimleri altında eridikçe eriyor. Re’sen keyfiyetlerle karşısına çıkarılanlarla cebelleşiyor. Ahmet bey daldan, dala konuyor, bu kez yatırım yapmakla mükellef oldukları, yollardan, elektriklerden, su projelerinden söz ediyor ama bakıyorsunuz, yapılanlar, yapılmakta olanlar hep "Türkiye Cumhuriyeti katkılarıyla" levhası taşıyor. Ekonominin düzlükte olduğunu, fert başına düşen milli gelirin beş kat arttığı savları "kuraklık"la artık ağızlara bile alınamıyor. Farklı farklı gündemler yaratılarak toplum adeta bataklığın ortasına çekiliyor. "Lokmacı açılacak"larla, Berlin Duvarı yakıştırmalarıyla 58 lerden beri yaşatılanlar adeta yok sayılıyor! Adeta oyun içinde oyun oynanıyor. Hükümet etmekten çok "süs bitkisi" konumu bir kez daha akıllara geliyor.
|