|
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Kıbrıs konusunu, AB ile ilişkilere bakarak telâş içinde değerlendirmektedir. Kıbrıs sorununun çözümünde, BM parametrelerinin esas alınacağını işaret eden Bakan Babacan, hem AB'nin tarafsız rol üstelenemeyeceğini söylüyor, hem de AB kararlarına kendi kendini tutsak ediyor. Bu da AKP hükümetinin Kıbrıs konusunda ''savunmada'' kalmayı yeğlediğini göstermektedir. Kıbrıs'ta tercihin siyasi eşitliğe dayalı ortaklık devleti olduğunu söyleyerek, ciddi bir saptama yapan Bakan, daha sonra ödüncü davranarak elindeki kozu masaya yığıp terketmektedir. Dışişleri Babacan onca gelişme olurken ortalarda görünmedi. Açıklama yapmadı. Türk hükümeti konuya taraf olmadı. Uzaktan seyretti. Ne var ki ansızın AB'yi göz önünde tutarak açılım yaptı ve Türk limanlarının açılışını, Rum ve Yunanlı'nın KKTC'ye uyguladığı ambargolara bağladı. ''Kaldırın, biz de kaldıralım'' formülünü işletti. Yani insanlık dışı ve de insafsız ambargoların kaldırılmasını bile, bedel ödeyerek sağlamaya kalktı. Oysa 21 Aralık 1963'e kadar geri giden ambargoların tek yanlı olara kaldırılmasını istemek, Kıbrıs Türkü'nün ve Türk hükümetlerinin hakkıdır. Hele Kıbrıs Türkü için bu vazgeçilmez bir haktır. Babacan'ın cömert davranması ve Türk limanlarını Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ne açmaya kalkması, AKP hükümetinin Kıbrıs politikasının ne kadar tutarsız olduğunu göstermektedir. O zaman AKP hükümetine, ''Niye bu limanları kapattınız?'' diye sormak gerekmez mi? Bunun nedeni Rum ve Yunanlı'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni silâhla işgâli ve ''Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ne'' çevirmesi değil mi? Bunun nedeni AB'ye haksız olarak üye olarak alınmak değil mi? Sen tek yanlı olarak 1960 rejimini silâhlı darbe ile ortadan kaldır; eşit ve ortak olan Kıbrıs Türkü'nü devlet çarkından at; kıyım yap, mallarına el koy ve de Türk halkını tam 11 yıl toprakların %3'ünde yaşamaya mahkûm et. Haksız olarak AB'ye üye yapıldığına bakmaksızın AB içindeki dengelere dayalı olarak Türkiye'den ödün iste... Niçin? Amaç sadece limanların açılması ve ticaret midir? Hayır. Amaç Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni, AB üyesi olarak Türkiye'ye tanıtmaktır. Bu yolla Türkiye Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni tanıyacak, her türlü ilişkiye girecek ve de KKTC'yi mutlak surette dışlamak durumunda kalacaktır... Bence gündemimiz bu olmalıdır. Ne Çağlayan saçmalığı, ne Lokmacı masalı, ne ikili görüşme veya saçma sapan işlerle uğraşacak olan komitelerin kurulmasıdır. Asıl gündem, Türk Dışişleri Bakanı'nın işte bu gafıdır. Sayın Babacan bunu geri almalıdır. Bu iş Türkiye'nin başına çorap örer; Kıbrıs konusunda Türkiye bir daha kazanmamak üzere kaybeder... Tek tesellimiz TSK Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın KKTC'ye kadar gelerek verdiği güvencelerdir. Asker ölçüp tartıyor, AKP hükümeti ise başından beri yaptığı gibi ödüncü ve teslimiyetçi davranıyor. Bu hesapsızlığa son verilmelidir. *** ÖTEKİ HABERLER ÜZERİNE Hafta sonunda önümüze düşen haberlerden seçmeler yaptım. Kısa kısa değerlendirmek istiyorum. Pascoe'nin gelişi, komiteler, Kleridis'in açıklamaları, Alvaro de Soto'nun itirafları, Hristofyas'ın Türk Ordusu saplantısı... PASCOE BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe ve heyeti, her iki tarafta temaslar yapacak ve alt seviyede başlayan süreçten sonuç çıkarmaya çaba harcayacak. Haberlerde Pascoe'nin uluslararası niteliği olan sivil kitle örgütleri ile de görüşeceği haber ve-rilmektedir. Ne var ki bunun, sürekli tek yanlı yapıldığı ve her iki kesimde de kafa sallayanlarla bir araya gelindiği bi-linmektedir. Bu kez bunun farklı olacağını sanmam. Zaten bunun için gerçek tabloyu değil, işitmek istediklerini söyleyeceklerle bir araya gelmeye özen gösteriyorlar ve de yanılıyorlar. ALVARO DE SOTO Annan Plânı'nı şişirenlerden ve Türk halkına haksızlık yapanların başında gelen BM Temsilcisi Alvaro de Soto, oyuncağı elinden alındıktan sonra, sürekli suçlama yaptı. Görevde iken başta Sayın Denktaş ve zamanın Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu'na tavır koyan ama desteğini Rum'dan esirgemeyen Alvaro de Soto, daha sonra ''hayır'' diyen Rumların, kendisini aldattıklarını açıklamıştı. Şimdi de ''Ne değişti ki iyimser olmamız gereksin? İnsanların çoğunun fikir değiştirdiğini gösteren göstergeler mi vardır?'' diye soruyor. Adam haklı. Rum onu öyle bir aldatmış ki hâlâ acısını duyuyor olmalı... KLERİDİS Eski Rum lideri Kleridis, Makarios ile birlikte ''Akritas Plânı'nın'' komutanlarındandır. Ne kadar ılımlı sunulsa da Kleridis, en az öteki Rum liderleri kadar suçludur. Bunca yıl anlaşmaya yanaşmamakla da ''Enosis'in'' önünü hep açık tutmuştur. Görevi buydu. Kazan ama anlaşmayı ertele; Enosis'e doğru açık kapı bırak... Şimdi farklı konuşmuyor. HRİSTOFYAS Hani kazandığı gün, Kuzey'de davul zurna çalınmıştı. İşte aynı Hristofyas, bir anlaşma hâlinde ''Türkiye'nin garantisi kalkmalı, Türk askeri adadan çıkmalı, ona göre yerleşik olanların adayı terketmeli, tüm Rum göçmenler Kuzey'e dönebilmeli ve AB hukuku delinmemeli'' dedi. Yani BM çerçevesinde anlaşma olacak, Türk halkının kazanımları; yani üzerinde çok konuşulan ''deregasyonlar'' AB hukuku denilerek sökülüp atılacak, tek güvence olan Türk askeri çıkıp gidecek, tüm Rumlar da Kuzey'e dönecekler. Eh bunlara bakınca, anlaşma başka bahara kaldı demek için bilgin olmak gerekmez...
|