Eyvah 1 Mayıs
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Mayıs 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bazen bir konu ile ilgili yazmak için başlarsınız, ama yazdıkça farklı ufuklara açılırsınız. Bu da öyle bir yazı. Kimseye ders vermek değil amacım. Köşemin adı \"Polemik\". Hayatla hayatın içindekilerle polemik. Hele bir başlayın okumaya sonunda umarım beni anlayacaksınız.
Hayatı bazen sorguladığı zamanlar olur insanın. Geçmişin muhasebesini yapar, hatalarını deneyime dönüştürmeye çalışır ki, bunu becerirse edindiği tecrübe arttıkça başarı kaynağı olsun. Bu gece benim için öyle bir gece... Gözlerimi kapatıp beş-on dakika hayatımın ilk on iki yılını sorguladım. Aklımda kalanlar, beni en çok etkileyenler ve hatta hayatıma kazınan izler bırakanlar.
Büyük babamın yatalak hali hayal meyal bu yaşıma kadar zaman zaman hep gözümün önüne gelir. Hatırladığım kadarı ile hiç ayakta değildi, ama yattığı yerden muhteşem sevecendi. Belki de hayattaki ilk dersimdi. Dersin adı,\"Ölürken bile sevgini esirgeme\"...
Daha sonra annemle babamın beni ilk kez bırakıp tatile gittikleri zaman derin izlerle girdi hayatıma. Demek ana-baba terk edebilirdi kuzusunu. Anneannem de her gece yıldızlara onları geri getirmeleri için yalvarmamı sağlayarak olayı iyice dramatize ediyordu. Bu halet-i ruhiyemi bozuyordu belki ama bir gerçeği de öğretiyordu. Eninde sonunda yalnız kalacaktım. İşte o zaman kimsenin etkisine girmeden kendi ayaklarımın üzerinde durmalıydım.
Oya sınıfın en güzel kızı idi. 23 Nisan dansları için onunla eşleştirmişlerdi beni. Dans sırasında elini tuttuğumda içimden ılık birşeylerin akıp gittiğini bu gün bile hatırlıyorum. Elleri ne kadar yumuşaktı. Ama o bir süre sonra öğretmene benimle dans etmek istemediğini söyledi ve öğretmen de bizi değiştirdi. Kızdım, sinirlendim hatta okulda terör yarattım. Bir köşede yeni damım Hazan’ı ağlar görünce de bir değişik oldum. Hazan’ın bana \"Beni neden istemiyorsun, Çirkinim diye değil mi?\" deyişi bugün bile kulaklarımı tırmalar. Bu iki kız hayatımda karşı cinsle ilk dene-yimlerim idi. Oya’yı beğeniyordum, o beni istemiyordu, Hazan beni istiyordu ama ben ona gıcık oluyordum. O günlerde babamın ağzından duyduğum bir deyiş bu dönemde aldığım hayat dersini özetliyordu \"zorla güzellik olmaz\"...
İlkokulda iki öğretmen çocuğuyduk. Ali ve ben. Müdür otoritesini sağlamak için ikimizi okulun tüm öğretmen ve öğrencileri önünde ezerdi. Hem de bir suçumuz olmadan. Kimliği belirsiz birileri okulun camını kırardı, bizim müdürün sesi duyulurdu \"Ayşe hanımın Ali’si, Jale hanımın Bülent’i derhal odama gelsin\"! Bizde saf saf gider o zamanın kırk katır mı kırk satır mı tercihi olan, kırbaç veya kara kaplı deftere yazılma seçeneklerinden birini tercih etmek zorunda bırakılır, hayrettir ısrarla kırbacı seçer, bir güzel kırbaçlanırdık. Bu yıllarca sürdü. Ta ki birgün Ali ile anlaşıp kara kaplı defteri seçinceye kadar. Onu seçtiğimizde müdürün paniklediğini, ilk kez otoritesinin zayıfladığını anlamıştım. Bu olayın bana çıkarttırdığı ders ise, \"Alışkanlık yaratan, kendini yenilemeyen haksız otorite küçük sapmalarda bile yolunu şaşırır\" olmuştur.
Son olarak hayatımda izdüşümü yapan önemli bir dişinin  hikayesi. O bir ulaşılmaz bir ütopik dişi idi benim için. Vana.  Hipodromların geçilmez kısrağı. Biz her Pazar ailece at yarışına giderdik. O dönemde Vana diye bir at vardı. Asla geçilmezdi. Girdiği tüm yarışları uzakara kazanırdı. Bu nedenlede bahislerde yüze bir-iki verirdi. Rum’u-Türk’ü bu hayvana aşıktı. Bense Tough Boy hayranı idim (sanırım Vana’yı ulaşılmaz bulurdum). Bu iki at birlikte dört kez yarıştılar. Ben ısrarla hep Tough Boy\'a  oynar, Vana\'yı geçmesini bekler, neticede de iki şilin kaybeder-dim. Ta ki o güne kadar. Yine Vana tüm asaleti ile önde gidiyordu. Ama bu kez Tough Boy inat etmiş aranın açılmasını önler bir hız kazanmıştı. Vana buna hiç alışık değildi. Neticede bu sıkıntılı yarış sonuna doğru topallamaya başladı ve Tough Boy onu son metrelerde geçti. Hipodromda ilk kez sessizliğin sesini duydum. Korkunçtu. Herkesin kahramanı yıkılmıştı. Ben de kazanmama  hatta iyi para kazanmama rağmen sevinemiyor, Vana\'nın topal ayağına bakarak ağlıyordum. O gün Vana\'nın seyircilerin önüne alkışlarla gelip, aksayan ayağını sallamasını ve sanki \"işte bu sakatlık yüzünden geçildim\" tarzındaki hareketlerini hiç unutmadım. İnatla birşeyleri takip etmenin kazanmayı sağlayabileceğini, ama önemli olanın toplumun gönlünü kazanmak olduğunu da ilk kez orada ve o olayda anladım.
Şimdi \"nereden daldın bu düşüncelere\", diye soracaksınız. Son on gündür 1 Mayıs üzerine yapılan tartışmaları izliyorum da  kendi kendime \"bu insanlar geçmişten hiç mi ders çıkarmazlar\" diye sorgularım. Adanın kuzeyindeki emekçiler bir araya gelip     1 Mayıs\'ı kutlayabilme yeteneğinden yoksun hale geldiler. İşçiler, memurlar, öğretmenler, doktorlar; kısacası emekçiler iki parça oldular. Bu yetmezmiş gibi birbirlerine de girdiler. Neden? Kim suçlu? Bunların bu saatten sonra zerre kadar önemi yok. Bir kere emekçiye demoralizasyonu şırınga etmiş oldular. Bari bir kendilerini sorgulasalar. Geçmişte yaşananlardan ders çıkaramayanlar, bugün yaşadıklarından ya da yaşayıp yaşatacaklarından bir yerlere varabilseler. İşte bu duygularla başladım bu yazıya, bazılarına göre de bir yere varamayacağından da korkarak üstelik. Gene de, hatırlayın yollara çıkmaya başladığınız ilk on iki yıldan aldığınız dersleri, 1977\'de İstanbul Taksim Meydanı\'nda yaşadıklarınızı. Çok geç değil henüz, bu yazı yayınlandıktan sonra tek 1 Mayıs\'ı kutlama yolunda uzlaşmak için yirmi dört saat daha var. Olmazsa da, herşeye rağmen 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun.
ANLAYAMADIKLARIM
Çetinkaya Kulübü\'nün eski antrenman sahasını, LefkoşA  Türk Belediyesi\'nin araç park yeri yapma çalışmalarını, Eski Eserler Dairesi mi yoksa Anıtlar Kurulu mu ne durdurmuş. Bu kurumlardaki arkadaşlara Güney LefkoşA surları boyunca bir dolaşmalarını tavsiye ederim. Açıkçası vatandaşın haya-tını kolaylaştıracak bu girişimlerin durdurulması nasıl bir zihniyetin eseri ben hiç anlayamadım. Araçların çamur içine şu an park edilmesi serbest, temiz, stabilize zemine parkı ise yasak öyle mi? LefkoşA\'da araba park edecek yer bulmak mümkün değil, buna karşın yeni park yeri yaratmak da nâmümkün. Peki o zaman? Anlayamadım be kardeşim. Anlayan varsa beri gelsin.

   236 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum